İBLİSİN MAHKEMESİ
Ne kimse el salladı arkamdan ne bana “hoş geldin” dedi. Ne yokluğum kimseyi üzdü ne varlığım memnun etti. Bu yaşıma kadar öğrendiğim dostluk, ahdevefa gibi kavramların anlamı üzerinde yeniden düşünmeye başladım ve dünyanın ne sağlam bir vedaya, ne de sağlam bir karşılamaya uygun bir yer olmadığını anladım.
Hayat bir dost edinmek için bile oldukça kısaydı.
“Önce” Yoktu O Vardı
Kendimi hiçbir zaman çok önemli bir adam görmedim. Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde hayat ve insanlarla kurulan ilişkiler üzerinde uzun uzun düşünmezdim. Her tanışma bana heyecan verirdi. Kesif bir ideolojik, dinsel, siyasal çatışma ortamında geçti ömrüm
Yarım asrı aşan bir yaşa geldim.. Buradan baktığımda özellikle insan ilişkileri noktasında hakikati görebilme fırsatı yakaladığım , hakikatin gerçekliği aşarak yüzüme çarptığı bazı dönüm noktalarını şimdi şimdi hatırlıyorum.
Ancak bu yaşımda bende önemini ve anlamını büyük ölçüde yitiren insan, dava ve geleceğe ait bütün mega anlatıların bu kırılma noktalarında yavaş yavaş örselendiğini düşünüyorum.
Ne ateist oldum, ne alkole başladım. Bazı eski dava adamlarının aksine insanlara olan inancım sarsıldıkça Allah’a olan inancım daha da arttı.
Bugünden geçmişe baktığımda pişmanlığım yok, ama hayatın bana gösterdiği kırılma noktalarına daha fazla dikkat etmeliydim diye düşünmüyor değilim.

Son onbeş yılım çevremdeki insanlardan kurtulmakla geçti. Başkaları gibi ben işte “insanlar malı buldu bozuldu” “makamı buldu bozuldu” “çevre değişti bozuldu” gibi bir algıya sahip değilim. Önceden iyi olmak gibi bir yazgı bütün insan ontolojisi için geçerli. Bu sadece belli bir cemaat, belli bir örgüt, belli bir çevre ile alakalı değil. İnsanlar ontolojik olarak bozuk doğmaz. Ontolojik olarak cahil olmaz. İnsanları ilişkileri şekillendirir ve yönünü etkiler.
Bu yüzden çevremde şu ya da bu yolda olup da daha sonra şöyle veya böyle olanlar üzerinde “ah vâh çekme” gibi bir yakınmam olmadı.
Öncelikle hayatın dinsel, ideolojik ya da siyasal kavramlar ile çözümlenebileceği, siyasal, dinsel ya da ideolojik anlayışların insanla ilişkimizde sahih bir zemin olabileceği anlayışından kurtulmam gerektiğine inandığımda önümdeki yolun aydınlandığını gördüm..
Hiçbir şeyi olmayınca devrimci, bir şeyleri elde edince güçlü bilinenin yanında saf tutan kişilik fukarası insanlardan uzak durmakla hem ruh sağlığımı, hem insani duruşumu korumaya aldım.
İnsanı, sosyal ve psişik durumlarını göz ardı etmeden anlamaya çalışmanın çok daha sahih ilişkiler kurmaya yardım edeceğini anladım..
Bu benim kendi iç konuşmalarım, değilse kendimi ayrıcalıklı bir yere koymak için ortaya koyduğum yaklaşımlar değil..
Hayatının temel zeminin iyi ve kötü kavramları ekseninde geliştiğini öğrendiğimde kötüyle olan mücadelenin Cevheri bir hamle ekseninde başarılı olacağını biliyorum
Şimdi hikayeme başlayabilirim .
(Bu satırlar İblisin Mahkemesi-Mahkeme-i Suğra- adlı kitabımın Sunuş bölümüdür.)
