hdp-adalet-yuruyusu-sonrasi-yapilacak-mitinge-9785498_4422_amp

Aslında HDP asla Kürtleri temsil etmiyor. 

Irk sadece anne babadan doğmakla değil, aynı zamanda bir kültüre bir tarihe ait olmakla da ilgili olduğundan HDP ideolojik hüviyeti ile tarih ve kültürden kopuşu temsil ediyor.  

Kürt ifadesi bir kan bağı olarak ele alınsa yine Kürtleri temsil etmesi mümkün değil. Çünkü kendi gibi düşünmeyen hiçbir Kürde ne sevgi, ne de saygı duyuyor. Hatta diyalektik anlayış gereği yok edilmesi gereken unsurlar olarak görüyor..

Peki, neden bu hareket Kürt adı ile öne çıkmayı seçiyor.

Çok basit.. Tarihi herkesin herkesle savaşı görerek her tür insansal sorunu bir çatışma ve devrim yolunda atılan adım olarak kabul eden diyalektik anlayışa sahip olduklarından.

HDP Marxist bir hareket olarak Kürt kavramını sadece çatışma zemini bağlamında önemli ve anlamlı buluyor. Başkalarının anladığı gibi mesele asla Kürt hak talebi ekseninde kabul görmüyor.

Barzani ile ilişki kuramamalarının, Ona ve Güney Kürtlerine düşmanca tavır geliştirmelerinin temelinde de bu yatıyor. Kürt olmak, ezilmiş olmak bir anlam ifade etmiyor. Sürekli çatışma ekseninde mevzi kazanmak ve belli bir bölgeyi Marksist değerler ekseninde yönetmeyi esas alıyor..

Bu Marksist diyalektik anlayış için hak-hukuk gibi kavramlar bile uydurulmuş üstyapı kavramlarıdır. Bu anlayışta ne sadakat, ne ihanet vardır. Doğru ve yanlışı sadece koşullar belirlemektedir.

Kendisiyle Amerikan emperyalizmi ile kurulan ilişkiyi sorduğum bir Marksist Kürt arkadaş “reel politik” bunu gerektiriyor demişti.

Böyle bir anlayışta ezilmişlik, Kürtlük, hak talebi vesairenin bir anlamı olabilir mi?

O halde bu anlayışa göre sorunları çözmek diye bir şey yok; sadece sorunlar vardır. Çünkü hayat bir çatışmadır. Çatışma olmadan da hayat olamayacağına göre toplumda ortaya çıkan her tür problem bir çatışma alanı yaratmaktadır. Dolayısıyla hayattaki bütün sorunlu alanlarda bu diyalektikçilerin boy göstermesi şaşırtıcı değildir.

Kadın sorunundan, ekolojik meselelere, oradan etnik,sınıfsal, mezhebi ya da ekonomik sebeplere kadar her alanda çatışmayı öne alan bir anlayıştır bu..Burada cinsler, ırklar, mezhepler, statüler asli değil, araçsal ve devrim için kullanılan aparatlardır.

Bu yüzden bu sorunlar kişisel hak ve hürriyetlerin çözülmesini değil, cinslerin, etnik unsurların, sosyal katmanların vs. sorun haline getirilmesini sağlamaktadır.  Kadınların sorunu kadın sorununa, Kürtlerin sorunu Kürt sorununa bu şekilde dönüştürülmekte ve herkesin herkesle savaşı amaçlanmaktadır.

Hegelci dil ile konuşacak olursak, “bilinç, özbilinç olması için daima ölme ve öldürme sarmalında bulunmak zorundandır.”  

Kısacası HDP zihniyeti için Kürt meselesi bir çatışma alanı olduğu için değerlidir; yoksa  temel hak ve özgürlük açısından bir değer taşımamaktadır. Sorunlu bir zeminden çatışma alanı üretebilmek mümkün olduğu için ve bu çatışma sosyalist devrimin yolunu açacağı için değerlidir. Kürtler burada çatışma zemininin aparatı, vesilesi, atlama taşı konumundadır.

HDP’nin bu anlamda Kürtlerle ilişkisinin dolayımsal bir ilişki olduğu,  asli bir ilişki olmadığı söylenebilir.

Zaten Öcalan kendisiyle yapılan bir röportajda “Deniz Gezmiş ile aralarında hiçbir farkın olmadığını sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki coğrafi şartların gerilla mücadelesine uygun olduğu için o bölgenin seçildiğini” söylemektedir.

O Halde HDP Neyi Temsil Ediyor

Kürt’ün bin yıllık kültürel değerlerine sırtını dönmüş, Batıda artık taraftarı bile kalmamış Marksist diyalektiği yer yer etnisite, yer yer ekoloji, yer yer vejetaryenlik, homosexsüellik-lezbiyenlik olarak sahiplenen, Dronlar çağında tüyü bitmemiş Kürt gençlerini Keleşle çatışmaya iten, Kürt bölgesi dediği bölgeyi aslında bir vatan aidiyeti olarak görmeyip sadece egemen  batının çıkarlarını korumak için yönetmeye talip olan, birinci Dünya harbi öncesi koşullar  ekseninde Ermenilerin sorunlarından bahsederken bile Kürtleri suçlamaktan geri durmayan, Milli devletlerin çözüldüğü bir dönemde Anadolu’nun doğusu ve güneydoğusunun asla tek bir ırk adı ile tanımlanamayacak kadar çok etnik unsurdan oluştuğunu bile bile Kürdistan denilen ve asla tanımlanmamış;kendileri ve önderliklerinin bile savunmadığı bir mekanı ideal olarak Kürtlere hedef olarak sunan, ağalara, beylere, şeyhlere dağıtılan Osmanlı topraklarının bu sefer bir partiye peşkeş çekilmesine hedefleyen bir örgüt olarak gecikmiş bir devrim özlemini temsil ediyor.

Kültür Kimlik Aidiyet
Sadece siyasal ve askeri zeminde gündeme getirilen bir etnik unsurun millet olarak algılanmadığı bilinmelidir. Siz hiç HDP çevresinde genel anlamda Kürt kelimesinin, Kürt sanat ve edebiyatıyla gündeme geldiğine ya da getirildiğine şahit oldunuz  mu? 
Kürtleri temsil eden herhangi bir vekilin, herhangi bir kişinin Kürt edebiyatı ile Kürt düşünürleriyle ilgili bir cümle sarf ettiğini gördünüz mü?
Onlar tarihe ve kültüre dönemezler, çünkü tarih ve kültür aslında savaştıkları gerçek kimliklerini taşımaktadır. Ahmedi Xane, Baba Tahir ve daha niceleri Kürt dili ve edebiyatı ile bir kültürü; bir medeniyeti taşımaktadır. Bu yüzden onlar Mehmet Uzun gibi (rahmetlik) daha yeni ve maddeci anlayışa yaslanan Kürt dilinde yazılmış eserleri öne çıkarmayı seçmektedirler. Hatta Avrupa’da daha çok Rus edebiyatı, Çehov vesairenin eserlerini Kürtçeye kazandırma çabalarını görmüştüm..
 Ezcümle bunlar aynen Türk modernitesinin gerçek Türk kimlik ve kültürü ile savaştığı gibi Kürt kimlik ve geleneği ile de savaşmaktadırlar. Yani bunlar tarih içinde bin yıllar içinde yoğrulmuş Kürt kimliğinin değil yeni bir kimliğin inşası uğruna savaşmaktadırlar. İşte bu yüzden bu kavganın Kürtle ve Kürtlükle ilgisinin olmayışının sebebi budur.
Şimdi Onlar için kürtlük denilen şey sadece altını doldurmakta bile zorlandıkları hak talebidir. Bu hak talebi için Kürt milletine ödettikleri bedele baktığımızda bunun da aslında sahici bir talep olmadığı söylenebilir. Kürtlük Kürt çocuklarının asker olarak bin yıllık kardeşleriyle savaşması ekseninde ortaya çıkan şey midir? Bir siyasi partiye; bir silahlı örgüte mensup olunca mı Kürt kimliği ortaya çıkmaktadır? Kimlik böyle bir şey midir? Hangi kimlik; neyin kimliği? Kültür olmadan kimlik olur mu? 
Eğer kültür ve tarihsel süreklilik yoksa milletten sözedilebilir mi? Kültürel ve tarihi zemini olmayan topluluklara millet denir mi?
Bu sorular çoğaltılabilir elbette..
Bir etnik unsurun sadece siyasal ve askeri değeri varsa orada etnik unsur diye bir şey yok demektir.. O halde bu kavga,  bu gürültü,  bu kan ve gözyaşının sebebi nedir?
Mağduriyetimizden ve eksikliklerimizden beslerek kendine bir varoluş alanı açmaya çalışan bir hareketlilik ile , bizi “Adam” yapmaya çalışan bir hareket arasında derin fark var..

Bir yanıt yazın