İslam ve İyi Yönetişim: İhsan Merkezli Bir Siyaset Felsefesi
Bölüm 1
Giriş:
“Allah, güzel davrananlarla beraberdir.” (Kur’an 29:69)
Kur’an, Allah’ın güzel işler yapanlarla beraber olduğunu vaat etmektedir. Ben de bu vaadi zihnimde taşıyarak, bu kitapta ihsanı—yani güzel işler yapmayı—siyasetin içine taşımaya çalışıyorum. İslam’ın siyasetteki rolünün DEAŞ (İslam Devleti) ve El-Kaide gibi terör örgütlerinin son derece şiddetli ve zalim eylemleriyle, ayrıca siyasetlerini İslam şeriatı (ilahî hükümler) tarafından yönlendirildiğini iddia ederek meşrulaştırmaya çalışan birçok sözde İslam devletinin otoriter uygulamalarıyla kötü bir şekilde anıldığı bir çağda, İslam’ın öğretilerindeki ve İslami yönetimdeki güzelliği yeniden ortaya koymayı amaçlayan böyle bir kitaba kesinlikle ihtiyaç vardır. Bu kitabın Müslüman dünyasındaki siyaseti veya İslami hareketlerin siyasal ideolojilerini ne ölçüde etkileyeceğini öngöremem; ancak en azından İslam’ın siyasetteki rolüne ilişkin ilham verici, ufuk açıcı ve hatta arzu edilir olabilecek alternatif bir vizyon ve anlayış ortaya koyacağına inanıyorum.
Bu kitap, yüzyıllar boyunca gelişen İslam siyaset felsefesi anlatısını yapıbozuma uğratmaktadır. Bu anlatı zamanla modern İslam devleti veya İslam hilafeti fikrini, İslami yönetimin tek meşru biçimi olarak görmeye başlamıştır. Aynı zamanda kitap, İslamcı düşüncede hâkim olan, şeriatın—yani İslam hukukunun—uygulanmasının hem İslam devletinin meşruiyet kaynağı hem de temel amacı olduğu anlayışına da meydan okumaktadır. Kitap, İslam siyasetine ilişkin yalnızca realizm, hukukçuluk ve tasavvuf gibi farklı yaklaşımların değil, aynı zamanda ihsan kozmolojisi ile tasavvufun dünya görüşünde ifadesini bulan en yüksek idealizm biçiminin de mevcut olduğunu göstermektedir. Böylece günümüz Müslüman toplumlarında yaygın olan İslam ve İslam temelli siyaset arzusunu, ilahî adaleti gerçekleştirmek adına ilahî hükümleri zorla uygulamaya çalışan; bunun sonucunda ise çoğu zaman katılık, hoşgörüsüzlük, zorbalık ve şiddet üreten bir siyasetten uzaklaştırarak; merhameti, şefkati ve sevgiyi besleyen estetik temelli bir siyasete yönlendirmeyi amaçlamaktadır.
Bu eser, İslamcılığın ılımlı söylemini de cihatçılığın radikal söylemini de İslam tasavvufunun derinliklerine, Kur’an’a, hadis geleneğine ve hatta Şeyh Sâdî gibi mutasavvıfların eserlerine inerek yapıbozuma uğratmaktadır. Güzel bir toplumun (sevgi temelli bir toplumun) ve ihsan esasına dayalı bir devlet tasavvurunu ortaya koyarak, yapısal düzeyde köklü bir sekülerleşmeyi ya da bireysel düzeyde imandan vazgeçmeyi talep etmeksizin, artık başarısız olduğu görülen İslam devleti anlayışının ötesine geçmeyi hedeflemektedir. İnsan eliyle yazılmış hiçbir kitap tek başına herhangi bir devletin veya toplumun ayrıntılı bir planı olamaz. Bir kitabın yapabileceği şey; yeni bir siyaset düşüncesi ve pratiği üzerine düşünmeye davet etmek, tartışma başlatmak ve belki de ilham vermektir. Bu bilinçle ve her düşünsel çabanın sınırlarını kabul ederek, bu kitap Müslümanları ihsan (güzellik ve iyilik) temelli bir siyaseti düşünmeye, gerçekleştirmeye ve onun için çaba göstermeye davet etmektedir.
Felsefi ve Teolojik Temel
Hz. Muhammed (sav), temel hadislerden birinde Müslümanlara Allah’ın hayatın bütün alanlarında ihsanı, yani güzel davranmayı emrettiğini öğretmektedir. Bu kitap da şu soruyu sormaktadır: Neden siyaset de bunun dışında kalsın? İlahi ilhamla şekillenmiş güzel bir siyaset nasıl görünürdü? İşte bu kitap bu soruya cevap aramaktadır. Kendi çıkarını merkeze alan bir siyasetin yerine başkalarının iyiliğini önceleyen bir siyaset tasavvur etmektedir.
İslam’ın doğuşundan bu yana geçen yaklaşık on dört asır boyunca Müslüman âlimler İslam’ın birçok kavramı, özellikle de ihsan hakkında geniş eserler kaleme almışlardır. Ancak ihsanın siyaset veya yönetişim alanındaki rolü üzerine neredeyse hiç durmamışlardır. Son yıllarda bazı araştırmacılar tasavvufî siyaset anlayışını radikalizme karşı bir panzehir olarak değerlendirmiş olsalar da, bunu ihsan kavramını felsefî ve ahlâkî bir temel olarak ele alarak yapmamışlardır. Günümüzün bazı gelenekçi âlimlerinin yayımladığı birkaç risale ise büyük ölçüde Gazâlî, İbn Teymiyye ve İbn Arabî gibi klasik âlimlerin ihsan hakkındaki görüşlerini tekrar etmekten öteye geçmemektedir.


M. A. Muqtedar Khan