pozitivisttt

İnsan, özü gereği yüzyıllar boyunca bir anlam arayışı içinde kaldı. Hepimiz bu anlamı farklı düşünsel etkinliklerle isimlendirerek hayatımıza katmaya çalıştık. Bu düşünce ve ideolojilerden biri de pozitivizm oldu. Pozitivizm (olguculuk), bilginin temel kaynağının gözlem, deney ve bilimsel yöntem olduğunu savunan felsefi görüştür.[1] Bu akımın en önemli temsilcilerinden biri ise Auguste Comte’tur.

Öncelikle Auguste Comte’un pozitivizm anlayışına değinmek isterim. Comte, pozitivizm görüşünde bilimsel bilginin esaslığını vurgular. Metafizik açıklamaların bilimsel bilgi niteliği taşımadığını ve toplumun da tıpkı doğa gibi bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiğini savunur. İnsan düşüncesinin gelişimini “Üç Hal Yasası” olarak adlandırdığı zihinsel evrelere ayırır:[2]

  1. Teolojik Dönem: Olaylar ve olgular doğaüstü güçler ve tanrılarla açıklanır.
  2. Metafizik Dönem: Doğaüstü varlıkların yerini soyut kavramlar ve güçler alır.
  3. Pozitif Dönem: İnsanlık gerçek anlamda pozitivizme ulaşır. Olayların gizemli nedenlerini aramayı bir kenara bırakarak olguları, yasaları ve bunların arasındaki ilişkileri bilimsel yöntemlerle araştırır.

Comte, insanlığın pozitif döneme varabilmesi için ilk iki evreden geçmesinin şart olduğunu ve bu süreçlerin zorunlu olarak pozitivizme evrilmesi gerektiğini savunur.

Auguste Comte’un Din Felsefesi ve “İnsanlık Dini”

Comte’un pozitivizm anlayışını kavradığımıza göre, din felsefesine dair görüşlerine de değinebiliriz. Comte, geleneksel anlamdaki Tanrı merkezli dinleri reddeder. Ancak insanın bir “din” duygusu olmadan yaşayamayacağını da iddia eder. İhtiyaç duyulan ortak değerlerin, ahlaki kuralların, toplumsal dayanışmanın ve aidiyet hissinin yalnızca yalın pozitivizmle karşılanamayacağını; bunların sürdürülebilmesi için dini bir yapıya ihtiyaç olduğunu söyleyerek “İnsanlık Dini” (Religion of Humanity) adını verdiği pozitivist bir din tasarlar.[3]

Auguste Comte’un İslamiyet’e ilişkin düşünceleri, Türkiye’de Dergâh Yayınları tarafından yayımlanan bu nüshada derli toplu bir şekilde ele alınmaktadır. Her ne kadar müstakil bir kitap olarak kaleme alınmamış olsa da bu çalışma, Comte’un İslamiyet’e yönelik yaklaşımını ve bu konudaki fikirlerini bütünlüklü biçimde ortaya koyması bakımından önemlidir.

Bu dinde tapınılan şey doğaüstü bir varlık değil, insanlığın kendisidir (Büyük Varlık – Grand Être). Bu kavram geçmişte yaşamış, bugün yaşayan ve gelecekte yaşayacak tüm insanlığı kapsar. Comte, tasarladığı bu dinde ibadetin temelini toplumsal dayanışma ve ahlaki davranışlar olarak belirler ve bunu insanlığa aşılamayı hedefler.

Ancak bize göre dini pozitivist bir kalıba sokmak insanlığın özüne terstir. İnsan, yapısı gereği sadece bilmek isteyen değil, bildiğini anlamlandırmak da isteyen bir varlıktır. İnsanın manevi yönünü kavrayabilmek için soyutluktan faydalanmak daha dengeli bir yaklaşım olacaktır. Çünkü “bilgi” ile “anlam” aynı şey değildir ve birbirlerinin yerine geçemezler. İnsanlığın sorularının bir kısmı bilimsel bilgi ile yanıtlanabilir; fakat “Nasıl yaşamalıyım?” sorusunun cevabı yalnızca bilimsel veriyle açıklanabilir mi? Dini tamamen pozitivist bir çerçeveye sıkıştırmak, insanın sadece bilen değil, anlamlandıran ve değer üreten yönünü eksik bırakacaktır.

Comte’un İslamiyet ve Pozitivizm Başlığı Altındaki Görüşleri Ekseninde  Dinlere Bakışı

Auguste Comte’un felsefi zeminini özetledikten sonra, onun İslamiyet ve Pozitivizm (L’Islamisme et le Positivisme) kitabından yola çıkarak Hristiyanlık ve İslamiyet’e bakışını ele alabiliriz. Comte, eserinde Hristiyanlıktan şu sözlerle bahseder:

“Hristiyanlığın hakiki kurucusu Aziz Pavlus’un en başından itibaren bu dinin dogmalarını ve kurumlarını nasıl sistematik hale getirdiğini, onun başlıca haleflerinin ihtiyaca göre bunları nasıl geliştirdiklerini anlıyoruz.”[4]

Ona göre Hristiyanlık dogmatiktir ve pozitivist anlayıştan son derece uzak bir dindir. Ancak aynı zamanda Üç Hal Yasası’ndaki Teolojik Dönem’in önemli bir parçasıdır. Comte, geçmişten günümüze gelen dinlerin tarihini teolojik dönemin zorunlu adımları olarak gördüğü için, bu dinlerin aslında pozitivizme bir zemin hazırladığını düşünür. Dinlerin teolojik başlangıçları atıldıktan sonra zamanla pozitivizme dönüşmesi gerektiğine inanır. Ona göre dinlerin temel amacı toplumsal hayatı düzenlemek ve ahlaki değerleri oluşturmaktır; doğaüstü bir varlık inancı ise o dönemin teolojik toplum yapısına uygun düşen geçici bir araçtır.

Kitabında Hristiyanlığı incelerken ruhban sınıfının (din adamları otoritesi) rolünü de göz ardı etmez. Bu kutsal otoritenin tarih boyunca ezen ya da ezilen konumunda kalışına değinir ve her iki ihtimalde de ruhban sınıfının sosyal açıdan yetersiz olduğunu belirtir. Din adamları iktidar ilişkileriyle iç içe geçtiği için duygusal ve ahlaki değerleri başarılı bir şekilde temsil edememiştir.[5] Comte, Katolikliğin aşılaması gereken maneviyatı ve üstün iyiyi, kurduğu hiyerarşik yapı yüzünden iletemediğini söyler. Bu durum bizi, Hristiyanlık ile Teolojik Dönem’in tamamlanamadığı ve pozitivizme ulaşmanın zorlaştığı sonucuna götürür.

İslamiyet ve Hz. Muhammed Değerlendirmesi

Comte, Hristiyanlığı çoğunlukla başarısız bir tecrübe olarak değerlendirirken, İslamiyet’e daha farklı bakar. İki dini kıyaslarken şu ifadeleri kullanır:

“Zira İslam ahlakı Katolikliğinki kadar tatminkârdır, öğretisi ise aklı daha az şok edicidir.”[6]

İslam’ın ahlaki öğretisinin insan ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olduğunu kabul eder. Aynı zamanda İslam’ın, Katolikliğin bazı dogmalarına kıyasla akla daha uygun ve daha az çelişkili olduğunu belirterek onu pozitivizme daha yatkın bir potansiyel olarak ele alır.

Comte, iki dinin önderlerini kıyaslarken Hz. Muhammed’den övgüyle bahseder:

“Katolikliğin dehasına (Aziz Pavlus) göre İslam’ın dehası (Hz. Muhammed), pozitivizmin nihai hükümranlığına daha az karşıt olsa gerektir.”[7]

Bu kıyaslamadan anlaşılacağı üzere İslamiyet’i bilimsel zihniyete daha yakın görmektedir. Ancak Comte, Hz. Muhammed’e felsefi sistemi gereği farklı bir gözle yaklaşır:

“Ama yetkin bir biçimde sosyal olan dehası, bu mükemmelliğin teolojik ilkeye tekabül eden medeniyetten daha ileri bir medeniyeti gerektirdiğini takdir etti. Hayranlık verici olsa da henüz olgunlaşmamış bir teşebbüsün zorunlu olarak başarısız olacağını önceden hissettiğinden, daha basit ve teolojizmin doğasına daha iyi intibak eden bir geçiş [evresi] tesis etmekle yetindi.”[8]

Burada Comte, Hz. Muhammed’i İslami inançtaki “Allah’ın vahyini ileten elçi” konumundan çıkarıp; dönemin koşullarına uygun teolojik ve geçici bir sistem kuran toplumsal bir deha olarak yeniden tanımlar. Kurduğu toplumsal düzene hayranlık duyarak onun zekâsını çağının çok ilerisinde görür. Buna rağmen Comte, İslamiyet’in tarihsel koşullar nedeniyle nihai başarıya ulaşamadığına inanır; çünkü Hz. Muhammed’in vizyonu, yaşadığı toplumun seviyesinin çok ötesindedir.

Son tahlilde Comte, her iki din ve lider için ortak bir sonuca varır:

“Ben kesinlikle her iki tektanrıcılığa da, her biri kendi tarzında olmak üzere, insanlığın hazırlığını tamamlayan [sistemler] olarak bakıyorum. Birbirinin ardınca Aziz Pavlus ve Muhammed tarafından tesis edilen iki geçici sentez, bize eşdeğer bir varış noktası sunar; benzer bir biçimde sonlansalar da farklı yollardan Büyük-Varlık’ın en iyi organlarında layıkıyla öngörülen nihai dinin gelişine katkıda bulunmaya yazgılıdırlar.”[9]

Yani Hristiyanlık ve İslamiyet, Auguste Comte’un insanlığı ulaştırmak istediği nihai “İnsanlık Dini” için tarihsel birer hazırlık evresidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Tüm bu okumaların ardından asıl felsefi soru ortaya çıkmaktadır: Bir dini, kendi iddiası ve varlık amacı doğrultusunda değerlendirmek yerine, onu önceden kurgulanmış bir tarih felsefesinin basamağı olarak yorumlamak ne kadar mümkündür?

Comte’un İslam’a yönelik değerlendirmeleri, bize İslam’ın özünden ziyade bir düşünürün kendi felsefi sistemini dünyaya nasıl dayattığını gösterir. Belki de burada tartışılması gereken temel mesele, İslam’ın insanlığı hangi sona hazırladığı değil; insanlık tarihini tek bir çizgi üzerinde nihai bir sona doğru ilerleyen bir süreç olarak kabul etmenin ne ölçüde haklı olduğudur.

Dipnotlar

  1. Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, çev. Erkan Niflioğlu (İstanbul: Sosyal Yayınları, 2015), s. 45.
  2. Auguste Comte, Pozitivizm Ruh Üzerine Konuşma, çev. M. Ziya Gökalp (Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1986), s. 12-18.
  3. Z. Lavine, Sokrates’ten Sartre’a Felsefe Yolculuğu, çev. H. R. Atay (Ankara: Phoenix Yayınevi, 2007), s. 210-215.
  4. Auguste Comte, İslamiyet ve Pozitivizm, çev. Ömer Bilen (İstanbul: Çizgi Kitabevi, 2018), s. 24.
  5. g.e., s. 31-33.
  6. g.e., s. 45.
  7. g.e., s. 48.
  8. g.e., s. 52.
  9. g.e., s. 65.

Kaynakça

Comte, Auguste. İslamiyet ve Pozitivizm (L’Islamisme et le Positivisme). Çeviren: Ömer Bilen. İstanbul: Çizgi Kitabevi, 2018.

Comte, Auguste. Pozitif Felsefe Kursları. Çeviren: Erkan Niflioğlu. İstanbul: Sosyal Yayınları, 2015.

Comte, Auguste. Pozitivizm Ruh Üzerine Konuşma. Çeviren: Ziya Gökalp. Ankara: MEB Yayınları, 1986.

Lavine, T. Z. Sokrates’ten Sartre’a Felsefe Yolculuğu. Çeviren: H. R. Atay. Ankara: Phoenix Yayınevi, 2007.

Meriç, Cemil. Bir Dünyanın Eşiğinde (Auguste Comte ve Sosyoloji Üzerine). İstanbul: İletişim Yayınları, 1999.

*Arca Naz EFE

Felsefe Bölümü Lisans Öğrencisi

About The Author

Bir yanıt yazın