20. yüzyılın en etkili isimlerinden biri olan Sigmund Freud (1856-1939), aynı zamanda en tartışmalılarından biri olmaya devam ediyor. Modern psikolojinin erken tarihsel gelişiminin modası geçmiş bir ikonu olmaktan çok uzak olan Freud’un doktrinleri (özellikle “konuşma tedavisi”) günümüzde insan davranışının anlaşılma biçimini geri dönülmez bir şekilde şekillendirmiştir. Psikanaliz, aşkın bir düzene ait her şeyi gölgede bırakarak – hatta dinin kendisini bir tür psikopatoloji olarak damgalayarak – geleneksel insan doğası anlayışlarına bir saldırı başlattı. İnsan kolektivitemizde din ve maneviyatın aşınması, büyük ölçüde psikanaliz ve onun dalları tarafından doldurulan epistemolojik ve ontolojik bir boşluk bıraktı, ayrıca her fırsatta karşılaştığımız psiko-gevezelik kargaşası da cabası. Psikanaliz, davranışçı psikoloji gibi, çoğu zaman varsayıldığı gibi ölmedi ya da ortadan kaybolmadı – tam tersine, tüm çağdaş terapilerin formüle edildiği temeli oluşturdu. Batı uygarlığı için sonuçları yıkıcı ve geniş kapsamlı oldu, çünkü hastalıkla ilgili bu ustaca çalışmanın -hayır, diseksiyon ve teşhisin- çok açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi.
Freud’u Dağıtmak – Sahte Terapi ve Psikanalitik Dünya Görüşü Samuel Bendeck Sotillos Angelico Press 2020, 486 s
Bu, Freud’un şaibeli kültürel etkisine dair pratik bir psikoterapist tarafından ve ezeli felsefe geleneğinin bakış açısından yazılmış, bilimsel ve geniş kapsamlı bir çalışmadır. Yaklaşımın öncülü şudur: “Psikanaliz, aşkın bir düzene dair her şeyi gölgede bırakarak, hatta dinin kendisini bir tür psikopatoloji olarak damgalayarak, insan doğasına ilişkin geleneksel anlayışlara bir saldırı yürütmüştür.”
Bu, ruhsal varlıklar olarak insanlığımızın özünü reddeden bildik ve yaygın ruhsal ve varoluşsal boşluğa yol açmıştır. Freud’un etkisi, yeğeni Edward Bernays tarafından, 1928’deki propaganda üzerine çığır açıcı kitabı aracılığıyla daha da geliştirildi; bu kitaptan aşağıdaki alıntı, ürkütücü bir biçimde zamanımızla alakalıdır: “Kitlelerin örgütlü alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve akıllıca manipülasyonu, önemli bir sorundur. Tüm bilimsel dünya görüşümüz ya da “kültürel üstyapımız”, ruhsal deneyimleri yanılsama olarak değerlendiren ve mekanik ve araçsal düşünmenin yeterliliği üzerinde ısrar eden seküler sözde bilimcilik diniyle yargılanmış ve devre dışı bırakılmıştır..
Sotillos bu kitabında geniş bir literatürden yararlanmaktadır– yaklaşık 180 sayfa referans ve not vardır – ve bölüm başlıkları, psikanalitik hareketin tarihi, inanç kaybıyla ilişkisi, psikolojik insanın oluşumu ile ilgili argümanın ayrıntılarını göstermektedir. Freudculuk.– imago dei’den homo naturalis’e – gerçekliğin psikolojik kriterlere indirgenmesi olarak psikolojizm, metafizikten metapsikolojiye geçiş yapan ve insan ruhunu yeni terminolojiyle sömürgeleştiren bir karşı din olarak ortaya konmaktadır.
Bu Freudcu yaklaşımda Mistisizm ya manevi hayat gerileyen okyanus hissi(1) açısından yorumlanmakta ve dinin yerini psikopatoloji almaktadır, bu da aşındırıcı bir ideolojiden kaynaklanan etik bir boşluğa yol açmaktadır.
Bütün bunlar, güya büyü bozma ve kutsallıktan arındırma hamlesi olarak Darwinizm’in kültürel etkisini genişletmektedir. Geleneksel çevrelerde, Jung’un metafiziği psikolojiye -“ruhun ifadeleri “ne- indirgediği için de eleştirildiği de sık sık görülür. Aslına bu bir bakıma doğru olsa da, Jung derinden ve varoluşsal olarak gnosis ve simyaya girdiği konularda yaptığı işin (yaklaşımının) tamamen bilimsel olduğu konusunda ısrar eder. Peter Kingsley’in büyük Katafalque’ında analiz ettiği kehanetsel gerilimdir bu.
Yazarın, Galler Prensi tarafından da tartışılan, kutsalın kaybının etkilerine ilişkin teşhisine çok sempati duyuyorum. İlginç bir şekilde, 1890 tarihli The Law of Psychic Phenomena adlı klasik kitabında Thomas Jay Hudson, Nancy ve Paris’teki rakip hipnoz okullarına atıfta bulunur; burada birincisi, evrensel aklın “Yeni Düşünce” ruhsal fikirlerine açıkken, Freud’u etkileyen Paris Charcot Okulu, beyin anatomisi veya fizyolojisi temelinde açıklanabilen anormal sinir koşulları açısından konuşuyordu..
William James’te olduğu gibi, ilk okul ve Yeni Düşünce baskın hale gelseydi, psikolojinin tarihi çok farklı olurdu.
Her halükarda, bu dikkate değer ve zamanında yazılmış kitap, Freud’u Batı kültürü üzerinde üzücü bir genel saygısız etki olarak gerçek yerine oturturken, gelecekteki kültürel evrim için gerçek pusula olarak Ruh’un özgürlüğü ve somutlaşması için güçlü bir soruşturma açar.
_______________________
1-Okyanus Hissi: Bilincin kişinin vücudunun ötesine genişlemesi (sınırsız genişleme) ve bir bütün olarak evrenle özdeşleşmeyle ilişkili sınırsız güç duygusu. Psikanalitik teoriye göre, bu duygu, bebeğin dış dünyanın veya ego ile yokluk arasındaki ayrımın farkında olmadan önce, yaşamın en erken döneminde ortaya çıkar. Okyanusa ait duygular, yaşamın ilerleyen dönemlerinde bir yanılsama olarak veya dini veya ruhsal bir deneyimin parçası olarak yeniden canlandırılabilir.