VALİLER, YARGIÇLAR, BU TÜR VAZİFELERİN TEHLİKELİ VE SUİSTİMÂLE AÇIK OLUŞUNA DAİR

0
Siracul-Mülûk-Muhammed-Bin-Turtuşi-2

 

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey Dâvûd! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevese uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarına karşılık azap vardır.”1 Tefsir kitaplarında geçtiğine göre, iki kişi arasında hakemliğe tayin edilen kişinin hasımlardan birine akrabalık ya da başka bir yolla torpil geçmesi hevaya uymak sayılır. Bu kötü özellikten ötürü Süleyman b. Dâvûd (a.s) mülkünü kaybetmiştir. İbn Abbâs anlatıyor: Süleyman (a.s)’ın başına gelen şuydu: Onun en sevdiği eşi olan Cerâde isimli kadının akrabalarından biri, bir adamla ihtilâfa düştü. Süleyman olaya hakem tayin edilince, Cerâde’nin akrabasını haklı çıkarmak istedi. Hükmü de bu meyline göre verince, Allah tarafından cezalandırıldı. Çünkü her iki hasma karşı objektif olamamıştı. Allah Teâlâ’nın hükümdarlar hakkında bildirdiği âyet’ül-mülûk’te yönetim ve hakimliğin nasıl olması gerektiğini belirtmektedir. Bu âyetlerde mülkün devamı ve devletlerin yıkılmaması için şart olan genel siyaset (siyaseti âmme)in nasıl olacağı belirtilir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “And olsun ki, Allah’a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” Bu âyetin devamında yardımı hak kazananları ve yardımın şartlarını izah ediyor Rab Teâlâ: “Onları biz yeryüzüne yerleştirsek namaz kılarlar, zekât verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah’a aittir.”2

Gördüğün gibi, Allah Teâlâ hükümdarlar için yardımın nasıl hak edildiğini beyan ediyor. O halde yöneticiler karşılarına bir düşman, anarşist, hasedci çıktığında ya da yönetim işleri ağır gelip yardımcılar arasında kıskançlık ve benzeri tohumların zuhûr ettiğini gördüklerinde Allah’a sığınmalı ve Rab Teâlâ’nın gazabını hak etmekten kaçınmalıdırlar. Bu kaçınış Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de bildirdiği Mîzânû bi’l- Kıst’ı3 gerçekleştirmekle olur. Ayrıca yer ve göklerin dayanağı olan adaletin yöntemlerini bilip uygulamalı, dinin ilkelerini hayata hakim kılmalı, mazluma yardım etmeli, zalimin eline darbeyi vurmalıdırlar. Zayıfı kuvvetliye ezdirmemeli, fakirleri gözetmeli, devlet içerisinde yersiz, yurtsuz ve işsiz kalanlara yardım elini uzatmalı, zayıf bırakılmış, aç bî ilaç kalmış kimsesizlerin hali düşünülmelidir. Ve hükümdarlar bilmelidirler ki eğer bu kötü hale düşmüşlerse muhakkak Allah-u Teâlâ’nın zafer için şart koştuğu dört özellikten birini ihlâl etmişlerdir.4

Rivayet olunduğuna göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz yönettiklerinizden mes’ulsünüz. İnsanlar üzerine tayin edilen imam bir çobandır ve peşindekilerden sorumludur. Kişi ailesinden sorumludur. Kadın, eşinin evinden, kendi çocuğundan sorumludur. Köle bir çobandır, efendisinin malından sorumludur. Dikkat ediniz! Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mes’ulsünüz.5 Resûl (s.a.v) başkasının hakkını gözeten herkesi, o şeyin çobanı yapıyor. Buradaki râi kelimesi riayet ve mürâat kökündendir. İnsan gözetimi altında bulunanlardan sorumlu olduğuna göre, eğer hakkı çiğniyor ve gasb ediyorsa sonu helâktır. Ğairin dediği gibi:

“Sürünün çobanı sürüyü kurttan korur. Kuzulara çoban olsa kurt, sürüyü kim korur?”

Müslim’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Bir insan müslümanların yönetimine tayin edilir, fakat çaba göstermez ve öğüt vermezse, kesinlikle onlarla beraber cennete giremez.”6 Ma’kal b. Yesâr, Resûlullah’tan yine buna benzer bir mealde şu hadisi naklediyor: “Allah tarafından yönetim nimeti ihsan edilen kişi hakkını yerine getiremezse cennetin kokusunu alamaz.”7 Abdurrahman b. Semûre’den gelen bir hadiste, Resûlullah şöyle buyuruyor: “Ey Abdurrahman! Emirliği isteme. Eğer kendi talebinle bu vazife sana verilirse, büyük bir mes’uliyet altına girersin; ama kendi arzun olmaksızın bu işe tayin edilirsen yardıma kavuşur, zafer bulursun.8 Ebû Hureyre’den gelen bir rivayete göre de Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Siz emirlik hususunda çok ihtiras göstereceksiniz. Emirlik kıyamet günü bir pişmanlık olarak tezâhür edecektir. Sütten emen sevinir, ama kesilen de kahrolur.”9 Ebû Zer şöyle der: “Resûlullah’a ‘Bana emirlik görevini ver ey Allah’ın Elçisi!’ dedim. O şöyle buyurdu: “Emirlik emanettir. O kıyamet günü pişmanlık olarak tezahür edecektir. Ama yönetim işini üstlenip hakkını veren müstesna.”10 Buhârî’nin de rivayet ettiğine göre, Resûlullah şöyle buyuruyor: “İnsanların en hayırlısının bu işten en çok uzak durmak isteyenler olduğunu göreceksiniz.”11 Başka bir hadiste şöyle geçer: “Kim insanların yönetim işini üstlenir, ama onların hakkını koruyamaz, ailesine verdiği gibi onlara da nasihat veremezse, ateşten oturacağını hazırlasın.”12 Rivayet olunduğuna göre Ömer b. Hattab oğlu Âsım’ı zekât memuru yapmak istiyor. Âsım bu görevi reddediyor ve Resûlullah’tan şu hadisi naklediyor: “Kıyamet koptuğunda Allah Teâlâ yönetim işlerinde görevli olanın cehennem köprüsü üzerine atılmasını emreder. Sonra köprüye harekete geçmesini ferman eder. O fışkırışla adamın bütün kemikleri yerinden oynar. Sonra yine Rabb’ın emriyle kemikler toplanıp eski yerlerine döner ve Allah bu mes’ul kişiyi hesaba çeker. Eğer Rabbe itaat etmişse onu elinden tutar, rahmetini iki kat verir. Eğer Rabbe isyan etmişse, köprüyü parçalar, dibine varışı yetmiş sonbahar süren cehennem ateşine yuvarlar.”13

Ömer oğlunun sözleri üzerine şöyle dedi: “Ğimdiye kadar hiç işitmediğim bir şeyi duymuş oldum Resûlullah’tan”. Âsım da “Evet” cevabını verdi. Selmân ve Ebû Zer bu hadisi söyleyen Âsım’ın hemen yanı başındaydılar. Selmân “Vallahi ey Ömer, alevler içinde bir vadide yetmiş sonbahar!” deyince, Ömer elini alnına vurup şöyle dedi: “Biz Allah’a aitiz ve biz O’na döneceğiz.”14 “Bu kadar ağır mes’uliyetiyle kim yüklenir bu vazifeyi?” Selmân cevap verir: “Allah’ın şerefsiz kıldığı, yüzünü yere sürttüğü kimseler üstlenir.”

Rivayet olunduğuna göre Abbâs (r.a), “Bana emirlik ver yâ Resûlallah, bahtım açılsın geçineyim.” diyor. Resûlullah şu cevabı veriyor: “Ey Abbâs! Ey Rasûl’ün amcası! Sana hayat veren bir nefes, hakkına riayet edemeyeceğin emirlikten daha hayırlıdır. Size emirliğin ne olduğunu haber vereyim mi? Başı yerilme, ortası pişmanlık, sonu ise kıyametteki dövünmedir.”15

Ebû Dâvûd’un Sünen’inde geçtiğine göre, bir adam Resûlullah’a geliyor ve diyor ki: “Ey Allah’ın elçisi! Babam su işlerine bakan bir memurdur. O senin, beni de kendisinden sonra bu işe memur kılmanı istiyor! “Resûlullah şöyle der: “Danışmanlar ateştedir.”16 Basralı fakih Ebû Yahyâ Zekeriyya Es-Sâcî’nin Ebû Sa‘îd el-Hudrî’den rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü en korkunç azabı çekecek olan zalim önderdir.”17

Ali b. Ebî Tâlib Resûlullah’tan şöyle bir söz işittiğini belirtiyor: “Hiçbir vali ve hakim yoktur ki kıyamet günü Allah’ın huzuruna çıkartılıp, sırat üzerine bırakılmasın. Sonra melekler adamın hâlini ve gidişâtını tüm insanlara, tüm yaratıklara dönerek okurlar. Eğer âdil biriyse, Allah onu adaleti sebebiyle kurtarır. Eğer böyle değilse sırat birden sarsılır, adamın tüm azaları yerinden fırlayıp bin sene sürecek uzaklıktaki bir mesafeye uçar. Sonra sırat delinir, adam cehennem çukurunun dibine varmadan iki yanı ateşten erir.”18 Muâz b. Cebel’den gelen bir rivayete göre, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Hakim, cehennem içinde Adn cennetinden en uzak olan yere kayarak düşer.”19 Âişe (r.a) Peygamber Efendimizden şu hadisi duyduğunu bildiriyor: “Kıyamet günü adaleti gözeten hakim çekildiği sorgunun şiddetinden o kadar bunalacak ki iki kişi arasında bir hurma çekirdeğinden doğan tartışmaya dahi 20 hakimlik etmeseydim keşke diyecek.” Hasan el-Basrî’nin rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v) Abdurrahman b. Semûra’yı vergi tahsildarı yapmak için çağırıyor. Abdurrahman: “Yâ Rasûlallah! Benim için en hayırlısı ne ise sen onu söyle” deyince Resûlullah: “Öyleyse evinde otur.” diyor.21 Bir hadiste geçtiğine göre, Resûlullah şöyle buyuruyor: “Kıyamet günü bazı gruplar, daha önce Süreyya yıldızına düşüp hiç kimseyi yönetmemiş olmayı temenni edecekler. Allah ve Rasûlü’nün malında nice tasarruf edenler var ki yarın onların yeri ateş olacaktır.”22 Bir hadiste de Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ümmetimden iki sınıf vardır ki onlara kesinlikle şefâat ulaşmayacaktır: Zorba, zalim önder ve dinde aşırı gidip sapan kişi.”23 Huzeyfe b. Yemânî şöyle buyuruyor: “Kıyamet alâmetlerinden bazıları da şunlardır: Günaha saplanmış yöneticilerin zuhuru, yalancı okuyucular, emanete hıyanet eden vekiller, zalim yardımcı ve danışmanlar.”24 Ubeyd b. Umeyr diyor ki: “Kişi hükümdara yaklaştıkça Allah’tan uzaklaşır. Takipçileri çoğaldıkça vesvese veren şeytanları da çoğalır. Malı arttıkça sorgusu güçleşir.” Ebû Hureyre şöyle der: “On kişiye dahi başkanlık eden, kıyamet günü her tarafı bağlı bir halde gelecektir. Yaptığı işler onu ya kurtaracak ya da mahvedecektir.” Tağûs, Süleyman b. Abdülmelik’e şöyle der: “Ey Emir! Kıyamet günü insanların en korkunç azaba müstehak olanı kimdir biliyor musun? Allah’ın mülk ihsân ettiği o kuldur ki, O’nun hükümlerini dinlememiş, zalim olmuştur!”. Süleyman bu söz üzerine birden yatağa yıkılıyor, ağlıyor. Çevresindeki meclisdaşları oradan bir bir çekiliyor, fakat o ağlayışına devam ediyor.

Bir hadiste Resûlullah şöyle buyuruyor: “Hakimlik yapanlar üç kısımdır. İkisi ateşte, biri cennette. Bilgisiz hakimlik yapan ateştedir. Sapık ve günahkârların bilgisiyle hakimlik yapan da ateştedir. Hak ile hükmeden, doğru hüküm veren ise cennettedir.” Bu hadisi Yezîd adlı biri Resûlullah’tan nakletmiştir.25

Bazı çocuklar Ubeyde es-Selmânî’nin yanına geldiler. Yazı yazdıkları sayfaların hangisinin iyi olduğunu ona danışıyorlardı. Ubeyde, “Bu bir hüküm verme hadisesidir. Ben kesinlikle hakemliği üstlenmem.” cevabını verdi. Çocuklar İbn Ömer’e gittiler. O yazılara baktı ve şöyle dedi: “Bu bir hükümdür. Muhakkak düşünmek gerek.”

Bazı müellifler kitaplarında Ebû Dâvûd’un Sünen’inde yer alan şu merfu hadisi nakletmektedirler. Resûlullah buyuruyor ki: “Kim hakimlik makamına gelmişse, bıçaksız kesilmiş kurban gibidir.”26 Kadılarla (hakimler) ilgili hadiselerin nakledildiği kitapta anlatıldığına göre, bir hakim geldiği beldede akıllı ve dinini bilen biriyle karşılaşır. Adam: “Ey kadı! Sana Rasûl’ün şu sözü ulaştı mı? “Kadılık makamına gelen bıçaksız kesilmiştir.” der. Kadı: “Hayır” deyince, adam: “Peki, yöremizdeki müslümanların işlerinin berbat bir halde olduğu, yönetimin kötülüğü haberi sana ulaştı mı ki iyileştirmeye ve düzeltmeye geldin?” der. Kadı yeniden “Hayır” deyince adam, “Peki sultan seni bu göreve mecbur mu etti?” diye sorar. Kadı yine “Hayır” deyince, adam dayanamaz ve şöyle söyler: “Ğahit ol ki, ben senin meclisine ayak basmayacağım ve ebediyyen senin lehine tanıklık etmeyeceğim.”

Rivayet olunduğuna göre, Ebû Bekir es-Sıddîk bir hutbesinde şöyle buyurmuş: “Kişi hükümdarlığı ele geçirince Allah onu kendi malına cimri, diğerlerinin malına karşı istekli ve muhteris kılar. Onun kalbine korku ve tasayı doldurur. O artık aza hased eder, çoğa buğz eder. Yüzü güleç, içi kederlidir. Gölgesi kalkıp hayatı son bulunca Allah’ın karşısına çıkar, zorlu bir imtihanla karşı karşıya kalır. Affedilmesi ne kadar zayıf bir ihtimaldir!” Bedevînin yanında sultandan bahsedilir. Bedevî şöyle der: “Allah’a yemin olsun ki, dünyada despotlukla yükselseler bile âhirette ilâhî adalet gereği yerin dibine geçeceklerdir. Eğer ebedî bir bolluğu istiyorlarsa aza razı olmalı, azla aziz olmalıdırlar. Sonra pişmanlığın fayda vermediği bir zamanda dizlerini döverler.”

Ebû Bekir b. Ebî Meryem anlatıyor: “Bir grup insan Hac yolculuğuna çıktığında, içlerinden biri sahrada vefat etti. Onu yıkayacak su bulamadılar. Bu sırada bir yalnız adam onlara doğru geliyordu. Hemen yaklaşıp bize suyu gösterir misin?” dediler. Adam: “Bana otuz üç defa yemin edebilir misiniz ki ölen maliye memuru, vergi tahsildarı, danışman, ya da devletin özel ulağı değil? Eğer bu sınıflardan birine girmezse size suyu göstereceğim!” Kafile başı adama yemin etti. Hem de otuz üç defa! Rehber suyu gösterdi. Adamın yıkanıp temizlenmesinde yardımcı oldu. Kafiledekiler, “Haydi gel, öne geç de cenazenin namazını kıldır.” deyince, tekrar: “Hayır; bana otuz dört defa yemin edin deminki hususlarda!” dedi. Herkes yeniden yemin edince rehber, cenazenin namazını kıldırdı. Biraz sonra çevrelerine bakındıklarında adamı göremediler. Kim bilir, belki de gelen Hızır’dı.

yayına hazırlayan: *Said AYKUT

____________________________

  1. Sa’d, 26.
  2. Hac, 40-41.
  3. İnsaf ve adaletle hükmetmek, Kıst adaletten daha husûsidir. Kur’ân’daki kullanımları için Hadîd 25, Rahmân: 9, Enbiyâ: 47.
  4. Görüldüğü gibi Turtûşî, devlet vb. her türlü siyasî kuruluşun hakimiyetini devam ettirebilmesi için âyette geçen dört şartın muhakkak yerine getirilmesi gerektiğini söylüyor. Ğartlardan birincisi, salâtı ikâme Zannımızca buraya ibadetin her türlüsü, özellikle tür olarak ibadet dediğimiz namaz kılmak, oruç tutmak vb. şeyler giriyor. İkinci şart zekâtı vermek. Zekâtı vermek iktisadî bir olaydır. Kısaca gelirin bireylere mümkün olduğu kadar eşit dağıtılabilmesi için gayret göstermek demektir. Üçüncü şart, iyiliğin yayılması için gayret göstermektir. O halde devleti yönetenler; güzeli yaymak, insanlara güzeli öğretmek için çaba sarfetmeli, medyayı ve diğer araçları kullanmalıdırlar. Dördüncü şart, münkerden uzak tutmaktır. Demek ki bir devlette fenalık yasak edilmiyor, yaygınlaştırılmasına izin veriliyorsa, dört şarttan biri yerine getirilmemiş demektir. Allah o devletin devamını kesinlikle vaad etmiyor.
  1. Hadisin kaynağı: Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Cüm’a, Bâb No: 11. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 111.
  1. Hadisin kaynağı: Sahîh-i Müslim, Kitabu’l-İmân, Hadis No: 229 ve Kitabu’l-İmâre, Hadis No: 22.
  1. Hadisin kaynağı: Buhârî, Kitâbu’l-Ahkâm, Bab No: 8. Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-İman, Hadis No: 227. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 15.
  1. Hadisin kaynağı: Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-İman, Bâb no: 1. Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-İmâra, Hadis no: 13. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 26.
  1. Bu terimin anlamı ve hadisin kaynağı: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 448, Neseî, Kitâbu’l-Kudât. Bab no: 5, Sütten kesilmek, ölümün gelmesi demektir. Bkz: Zemahşerî, Esas, s. 2134 ve 477.
  1. Hadisin kaynağı: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 476 ve c. 4, s. 29. Sünen-i Neseî, Kitabu’l-Kudât. Bab no: 5.
  1. Hadis’in Kaynağı: Buhârî, Kitabu’l-Menâkıb, Bâb no: 1. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 418
  1. Hadisin kaynağı: Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Ahkâm, Bab no: 8. Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 207.
  1. Hadisin kaynağı: Hadis meşhur kitaplarda yok. Emirlik vb. mes’uliyet getiren işlerin zorluğu hakkında kısa ve özlü birçok hadis var; fakat böyle teferruatlısı yok.
  1. İstirca cümlesidir. Kur’ân’da Bakara Sûresinde ayet 156’da geçer. Peygamberimiz (s.a.v) musibete uğranıldığında bu ayetin okunmasını, tavsiye eder bkz: Müsned-i Ahmed Hanbel, c. 1, s. 201.
  2. Hadisin kaynağı: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 267.
  1. Hadisin kaynağı: Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-İmâre, Bâb no:
  2. Hadisin kaynağı: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 22, 55.
  1. Hadisin kaynağı: Bu tür teferruatlı hadislerin rivayet zincirine dikkatli bakılmalıdır. İmamın adilliği ve zalimliği hususundaki hadislerin çoğu kısadır. Meşhur kaynaklarda bu hadis
  2. Hadisin kaynağı: Burada da aynı şey söz konusu. Bu hadisin de kaynağı belirsizdir. Yalnız üç türlü kadı olduğunu, davayı iyi bilmeden hüküm veren ile bilerek haksız hüküm verenin cehenneme gireceğini, doğru hüküm verenin ise cennete gireceğini bildiren hadisler mevcuttur. (Bkz; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 2. s. 97.)
  1. Hadisin kaynağı: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 75.
  1. Hadisin kaynağı: Meşhur kitaplarda
  2. Hadisin Kaynağı: Ayrı lafızda olmasa bile benzeri için bkz; Buhârî, Kitâbu’l-Humus, Bâb. No: 7.
  1. Hadisin kaynağı: Bu lafızda bir hadis Zalim önderin hali malum. Dinde aşırılık hususunda “Sizden öncekilerde dinde aşırılıktan ötürü mahvoldu” hadisi için bkz; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215.
  2. Yalancı okuyucular, Kur’ân-ı Kerîm’i mânâca tahrif ederek din bilgini olduğunu iddia edenlerdir sanıyoruz.
  3. Bkz; Üsdü’l-Gâbe 5, Terceme-i Hâl, No: 5614. Hadisin kaynağı: Bkz; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 2, s. 97. Biraz lafız değişikliği vardır.
  1. Hadisin kaynağı: Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Akdiye, Bâb. No: Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 230.

 

Bir yanıt yazın