Suriye’nin mücahit devrimci güçlerinin arkasında ABD-İsrail olduğunu söyleyen ve HTŞ üzerinden terör edebiyatı yapanlara söylenmesi gerekenler çoktur..
İçimizdeki Esedçilerin ve İrancıların kan kusan sözleri acınası bir zavalılıktır. Esed’in eli kanlı rejimine bu denli bağlı insanların içinde bir kısım İslamcıların olması utanç vericidir.
Şam’dan gelen görüntüler ise gurur vericidir . Devrimci güçlerin liderlerinden Golani lakabıyla maruf Ahmed Hüseyin eş-Şeraa’nın bildirisini okurken devrimin onurlu evlatlarıyla bir kez daha gurur duymalıyız.. Peygamberimiz’in Mekke’yi fethettiğindeki mesajların aynısını içeren o mesaj aynı zamanda herkesin kendisi gibi kalarak özgürce yaşayabileceği yeni Suriye’nin manifestosu niteliğindedir.
Şam’ın yeniden fethiyle birlikte bu İslâmî ve insanî kuşatıcı mesajın devrimci mücahitlerin ağzından tüm dünyaya duyurulmuş olması yeni Suriye adına önemli bir kazanımdır.
“Başınız öne eğik yani kibirden ve şımarıklıktan uzak bir anlayışla şehre gireceksiniz ve herkesin can ve mal emniyetini muhafaza edeceksiniz!” talimatının terör örgütü lideri olarak lanse edilen Golani’nin ağzından dökülmesi herkesin ezberini bozuyor. En önemlisi, o birilerinin oyun planını bozuyor.
Şam sahiplerini bağrına basıyor. Şam kendi tarihsel misyonuna uygun biçimde yeniden ayağa kalkıyor.
Devrim başarıya ulaştı.
61 yıllık Baas diktatörlüğü, 57 yıllık kanlı Esad hanedanlığı tarihe uğurlandı.
Hep bugünü beklemiştik.
1982 Hama katliamından beri hep bugünü beklemiştik. Görmek nasip oldu. Ne kadar şükretsek azdır. 2011’den beri ülkemizde ağırladığımız Suriyeli kardeşlerimizle beraber ne kadar sevinsek azdır. Biz Suriyeli kardeşlerimizi kendimizden bildik. Kardeşlerimiz olarak bağrımıza bastık.
Onları muhacir kardeşlerimiz olarak baş tacı ettik. İçimizdeki İslam-ümmet düşmanı ırkçı ve laikçi odakların saldırılarına rağmen baş tacı ettik.
Türkiye onların da vatanıydı çünkü. Ataları Türkiye vatanı için can vermişlerdi, kan dökmüşlerdi çünkü.
Türkiye’de toprak altında aziz şehitlerimizin yanında yatan atalarının yurduna, Ensar kardeşlerinin yurduna gelmişlerdi.
Suriye’yi de Suriyelileri de hep kendimizden bildik. Suriye bizdik. Biz Suriye’ydik.
Sonra birileri gelip aramıza sınır çizdiler. Bizi birbirimizden bedenen ayırdılar.
Ama yüreklerimiz birdi bizim. İmanımız, kıblemiz birdi bizim. Suriye’nin tüm şehirlerinde biz vardık. Eserlerimizle vardık.
O yüzden yürek coğrafyamıza sınır çizemediler. Şimdi bedenlerimizle de buluştuk hamdolsun.
Sınırlar bizim için şekli. Suriye’nin bütünlüğünden yanayız.
Hem toprak bütünlüğünden hem insan bütünlüğünden. Suriye’nin mücahit devrimci güçlerinin istediği de bu. Biz Suriye’de herkesin kendisi gibi kalarak özgürce yaşayabileceği bir demokratik sistemden yanayız. Suriye’nin o terörist ilan ettikleri devrimci güçleri de aynısını istiyor.
Ama birileri laikçi-seküler ve ulusçu temelde bir Suriye olsun istiyorlar. Suriye’nin mücahit halkı bunun için kan dökmedi.
İslam onların bedenini anlamlı kılan ruhtur. İslam’la bağını sağlam tutan özgürlükçü ve adaletli bir rejim oluşturacakları için Türkiye’nin bilumum Esedçileri ağlaşıp duruyorlar.
Esed’in kanlı rejimini laikçi-seküler görüp takdis eden içimizdeki Esedçilerin yas bağlamalarının sebebi bu. Ama nedense o Esedçiler İran’daki İslam cumhuriyetinin de yanında saf tutmakta hiçbir beis görmüyorlar.
Suriye’deki mücahit devrimci güçleri “cihatçı” ve “radikal İslamcı” diye suçlayıp durmalarının sebebi bu. “ABD-İsrail işbirlikçileri” diye gösterip itibardan düşürmeye çalışmalarının sebebi de bu.
Ahlaksız ve ilkesiz bir itibar suikastı yapıyorlar. Asılsız haberler yayarak.
Sanki Suriye’de kendileri devrilmiş gibi vaveyla kopartıyorlar.
Haklılar, bedenen değil ama Suriye sahasında o Baasçı zihniyetleriyle yerle yeksan oldular. Esed heykelleri devrildiğinde gözyaşı dökmelerinin sebebi de buydu. O heykellerle birlikte içimizdeki Esedçilerin zihniyetleri de devriliyordu çünkü. Devrim gerçekleşti. Ne kadar sevinsek azdır. Ama bir o kadar da tetikte olmamız lazım.
Devrimin en kritik aşaması asıl şimdi başlıyor. Yeni Suriye’nin inşa süreci öngörülen ve ilan edilen o doğru ilkeler doğrultusunda kuşatıcı bir temsille yürütülmeli.
Geçiş süreçleri en kritik süreçlerdir. Pusuda bekleyen devrimin düşmanları sureti haktan görünerek fitne salmaya çalışırlar. Devrimci güçleri bir birine düşürmeye çalışırlar.

