GENÇLİK FESTİVALLERİ, AK PARTİ ve DEVLET GELENEĞİ ÜZERİNE

images (2)
Sanırım devlet tutumu ile inançlarımızı birbirine karıştırıyoruz. Devlet ayrı bir şeydir, inançlar ayrı bir şeydir. Devletin inancı da olmaz, dini de olmaz; devletin ilkeleri olur. Gençler eğlenir ya da eğlenmez. Bunlar AK Partili gençler de olabilir. AK Parti bugün sadece bir hükümeti değil, aynı zamanda devleti temsil eden bir siyasal yapıyı ifade ediyor. Dolayısıyla bir gençlik festivalinde bize ters gelen bazı görüntüler olabilir. Ama çevremizde de bize ters gelen pek çok davranış ve yaşam biçimi var. Bunu neden sadece festivale indiriyoruz ki? Ayrıca AK Partili olmak, illa dindar ya da muhafazakâr olmayı gerektirmez. Müslüman olmayı da gerektirmez. Bu yüzden bu tür görüntüler üzerinden hükümete saldırmanın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.
Bana kalırsa burada daha derin bir zihniyet problemi var. Çünkü bu yaklaşımı benimseyen bazı insanlar, herkesi kendilerine benzetmeye çalışıyor. Oysa mesele sadece gençlerin orada eğlenmesi değil. Mesela kendi cemaatinden ya da anlayışından değilsin diye seni tekfir eden, seni dışlamak hatta yok saymak isteyen insanlar da var. Yani sorun yalnızca o gençlerin müzik dinlemesi, eğlenmesi ya da kıyafetleri değil; mesele daha köklü bir bakış açısı problemi.
Arkadaşlar, devlet herkesin devletidir. Ateistin de devletidir, Ermeni’nin de, Süryani’nin de, Kürt’ün de, Alevi’nin de, Sünni’nin de. Dolayısıyla devleti temsil eden bir partinin içinde her türden insan olabilir. Başörtülü olur, başı açık olur, şort giyen olur; bunların hepsi olabilir. Bizim temel sorunumuz şu: sürekli bir şey arıyor ve illa saldıracak bir hedef bulmaya çalışıyoruz. Sanki kendi içimizde çok büyük bir ahlaki ve toplumsal bütünlük varmış gibi davranıyoruz.
Oysa AK Partili görünen bazı insanların yaptığı yanlışları, haksızlıkları, fesatlıkları anlatsak bunun da haddi hesabı yok. Üniversitelerde insan fişleyenler, insanları ayrıştıranlar, başkalarının ayağını kaydırmaya çalışanlar, bunu da din veya siyaset adına yapanlar var. Namazında niyazında görünüp insanlıktan nasibini almamış insanlar da var. Peki bunlara ne diyeceğiz? Bence asıl mesele gençlerin eğlenmesi ya da kıyafetleri değil. Mesele ahlak, zihniyet ve insan ilişkilerinde ortaya çıkan çürümedir. Arkadaşlar, meseleye sadece bu dar çerçeveden bakamayız ki.
İnsan bazen şunu düşünmeden edemiyor: Bu arkadaşlar hayatlarında gerçekten hiç eğlendiler mi? Eğlenmenin ne olduğunu biliyorlar mı?Hayatın doğal, insani taraflarını yaşayabildiler mi? Çünkü bu insanların önemli bir kısmı bana göre mutsuz insanlar. Hayattan kopmuş insanlar. Sürekli başkalarının hayatına müdahale ederek, sürekli birilerini yargılayarak yaşayan insanlar.
Peki neden kopuyorlar hayattan? Kimi zaman “dava” adına kopuyorlar, kimi zaman kendi başarısızlıklarının, çaresizliklerinin, hayatta bir şey üretememenin verdiği sıkışmışlıkla bunu yapıyorlar. Sonra da bunu dindarlık, ahlak ya da muhafazakârlık görüntüsü altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Sürekli insanlara nasıl yaşayacağını söyleyen, herkesi kendi kalıbına sokmaya çalışan bir dil ortaya çıkıyor. Oysa ahlak dediğimiz şey sadece başkasının eğlencesine, kıyafetine ya da yaşam tarzına müdahale etmek değildir.
Açık konuşmak gerekirse, insanların doğal ve masum sevinçlerinden bile rahatsız olacak bir noktaya gelmek çok sağlıklı bir ruh hâli değildir. Sürekli öfkeyle yaşayan, sürekli birilerini hedef gösteren bir toplumsal dil üretmek de doğru değildir. Bu yüzden mesele sadece bir festival meselesi değil; hayata bakış meselesidir. Çünkü hayattan kopmuş, sürekli baskı üreten bir zihniyetin topluma huzur vermesi mümkün değildir.