MOO-TAFİZİK: İnek Uykusu ve Varoluşsal Geviş Getirme
Lazarett Nullstein 20 Haziran 2025 0
Boşlukta Otlayan İnek Üzerine Bir Deneme-1
İnek yoktu. Boşluk vardı. Boşluk, inek olmadığını biliyordu. Ama yine de ot vardı.
Ot neye ait olduğunu bilmiyordu. Belki de kendisini ot sanan bir düşünceydi.
Ama düşünen kimdi?
İşte burada, Descartes ağlamaya başlar.
Çünkü “düşünüyorum öyleyse varım”, boşlukta otlayan inek için geçerli değildi.
İnek yoktu.
Ama boşluk düşünüyordu.
Belki de boşluk, inek olmak istiyordu.
Belki de Tanrı, bir gün boşluğu yaratıp içine yalnızca bir inek yerleştirmeye karar verdi.
Ama karar vermek de Tanrı için bir eksiklik belirtisi değil miydi?
Boşluk, düşünmeyi bıraktı.
İnek geldi.
Ama artık ot yoktu
Boşlukta Otlayan İnek Üzerine Bir Deneme – II
İnek vardı artık.
Ama zaman yoktu.
Zamansız bir inek, hangi saatte otlayacağını nereden bilecekti?
Bu soruya ilk cevap veren, sol arka bacağını filozof ilan etti.
O bacak düşündü, diğerleri yürüdü.
Ama yürümek, düşünmeye ihanet değil midir?
İnek, bir çiçeğe baktı.
Çiçek “ben değilim” dedi.
İnek, başını çevirdi.
O sırada evren tersine döndü, çünkü bir karınca hapşırdı.
Karıncanın hapşırmasıyla başlayan zincirleme varoluş krizinde, inek kendini bir çay bardağına dönüştürdü.
Artık süt veremiyordu.
Ama süt, hiçbir zaman süt olmamıştı.
Çünkü Heidegger’in dediği gibi: “Süt olmak, süt olmamaktır.”
İşte tam o sırada, gökten bir ayakkabı düştü.
Ayakkabının içinden bir düşünce çıktı:
“Belki de inek, hep ayakkabıydı.
Biz sadece onun moosunu duyduk, ruhunu değil.”
Sonra gök gürledi.
Gök: “Ben yokum” dedi.
İnek, bunu bir davet saydı.
Gökle birleşti.
Artık ne inek vardı,
ne boşluk,
ne de ot.
Sadece bir sözcük kaldı: “Moo.”
Ama bu da sessizlikti, sadece ters çevrilmiş bir boşluk.
Süt Zamanı ve Peynirin Dramı
Bölüm IV: Laktozun Diyalektiği
Süt vardı.
Ama inek yoktu.
Bu, ontolojik bir sorundan çok, etik bir utançtı.
Süt, kimden çıktığını bilmeden beyaz kalabilir miydi?
Peynir ağlıyordu.
Çünkü onun varlığı, başkasının yokluğuna bağlıydı.
O bir sonuçtu.
Ama sonuç, nedensizliğin gölgesinde eriyen bir arzuydu.
İşte bu yüzden ilk filozof peynir bir taşın üstünde güneşte bırakıldı.
Ve dedi ki:
“Ben katıyım, ama sütü unutmadım.”
Zaman, peynirin içine sinmişti.
Zaman artık dilim dilim kesilebiliyordu.
Her dilim, bir mevsim.
Her mevsim, bir ineksizlik hali.
Bu sırada bir yoğurt ortaya çıktı ve bağırdı:
“Ben mayalandım! Yani düşündüm!”
Ama kimse dinlemedi.
Çünkü yoğurt, çok sesli bir suskunluktu.
Ve laktoz, bir tür varlık yorgunluğuydu.
Bölüm V: Samanın Fenomenolojisi
İnek yok.
Süt yok.
Peynir küflendi.
Ama saman hâlâ orada.
Ve orada olmak, Heidegger’in dediği gibi, aslında “burada olmamak” demektir.
Saman bir gün dedi ki:
“Ben yenilmemek için varım.”
“Ama sen bir ideasın,” dedi düşünce.
“Hayır,” dedi saman, “ben sadece rüyada çiğnenen bir arzuyum.”
O anda saman, kendini saman sanan bir düşünceye dönüştü.
Ve düşünce, ilk defa karnını doyurdu….
Mootafizik Cilt II, Bölüm VI:
İnek Uykusu ve Varoluşsal Geviş Getirme
İnek uyuyordu.
Ama bu sıradan bir uyku değildi.
Bu, ontolojik bir sarkmaydı.
İnek, düşünde rüyasını gören başka bir ineği görüyordu.
O başka inek ise, hiç var olmamıştı.
Yani belki de inek hep bir metafordu.
Ama kim için?
Rüyanın içinde rüya, gevişin içinde geviş.
Bir çiğneme değil bu — bir yeniden düşünme hareketi.
İnek, sonsuz bir düşünceyi dördüncü midesinde çalkalıyor:
“Ben bir düşünceyi çiğniyor muyum,
yoksa çiğnediğim şey beni mi düşünüyor?”
Birden karanlıkta bir ses yankılanıyor:
“Moo Cogito, ergo Moo.“
(Düşünüyorum, o hâlde Mö’lüyorum.)
Geviş getirme artık fizyolojik değil, epistemolojik bir eylem.
Her tekrar, bir anlam kaybı.
Ama aynı zamanda bir derinleşme.
Bu, Derrida’nın “gevişsel fark” dediği şey mi?
Kim bilir…
Altbaşlık: Ruminasyon Ontolojisi
İnek, artık sadece bir inek değildir.
O, bir tekrarın mekânı,
bir boşluğun ağzı,
bir bilinçsizlik içindeki bilinçtir.
Geviş getirmedikçe ben yoktur.
Ama çok geviş getiren de benliğini kaybeder.
Arada kalmak gerekir:
Ne tam sindirilmiş, ne tam yutulmuş —
bir arzu topağı olarak kalmak gerekir.
İşte felsefe budur.
Çiğnerken düşünmek.
Yutarken şüphe etmek.
Ve sindirirken yok olmak.
________________________________________________________________
Mootafizik kitabının diğer bölümleri: Yakında
*Mö’nin Sonsuz Dönüşü: Nietzsche’nin Ahırdaki Yankısı”
*“Kutsal Otun Etiği ve Mide Fenomenolojisi”
*“Sütle Yıkanan Zaman: Bir Tanrı Neden Sağılamaz?”

