Freud ve Yunanlılar: Batı Psikolojisinin Klasik Kökleri

0
058b33e5-bded-44d0-91ea-4ee54a68921f_2550x3300

Zihninizde Freud’u canlandırın. Tuhaf ve cinsellik takıntılı biri olarak, görünüşü fikirleri kadar ikonikti. Bembeyaz sakalları ve siyah yuvarlak gözlükleri vardı. Hastaları, onun ünlü paisley desenli koltuğuna uzanır, Freud ise onları dinlerken puro içerdi. Çalışma odası, Mısır eserlerinden Yunan vazolarına kadar binlerce antik eserle doluydu.

Psikolojinin babası olan Freud (psikoloji, Yunanca “ruh çalışması” anlamına gelir), Greko-Romen klasik geleneğinden büyük ölçüde etkilenmişti. Farkında olmasak da, Freud’un fikirlerini sıklıkla Klasik dönem diliyle ifade ederiz. İşte en öne çıkan örneklerden bazıları…

Eros ve Thanatos
Freud’un dürtü kuramına göre, Eros (aşk) ve Thanatos (ölüm), insanın iki temel içgüdüsüdür. Her iki mitolojik figür de Hesiodos’un Theogonia adlı eserinde geçen Yunan mitolojisinden gelir.

Eros, aşk tanrısı olarak bilinir. Her 14 Şubat’ta, Sevgililer Günü kartlarında onu görürüz: Kanatlı, tombul bir çocuk, romantik arzuların oklarını fırlatır (Roma mitolojisinde “Cupid” olarak bilinir). Freud, insan davranışında cinselliğin rolüne saplantılı şekilde ilgi duymuştur. Bu yüzden, Eros’u – başkalarıyla haz ve bağ kurma arzusunun simgesi olarak – kullandı.

Eros, özellikle Psykhe ile yaşadığı aşk hikâyesiyle pek çok Greko-Romen efsanede yer alır. “Cupid ve Psyche” hikâyesi, MS 2. yüzyılda Altın Eşek (The Golden Ass) adlı eserde anlatılır, ancak kökeni daha eskidir. Bu mit, Carl Jung’un arketipsel psikolojisini de etkiledi; Jung, bu hikâyeyi bilinçdışı romantik çekimin bir dışavurumu olarak yorumlamıştır.

Aşkın yanı sıra, insanlar aynı zamanda bir “ölüm dürtüsü” tarafından da güdülenir: kendini yok etme ve intihar eğilimi. Freud, bu dürtüyü temsil etmek için mitolojik ölüm tanrısı Thanatos’u kullanır. Thanatos, Theogonia’da, Uyku ile birlikte “karanlık Gece’nin çocukları” olarak tanımlanır; “bronz kadar acımasız” ve “ölümsüz tanrılarca bile nefret edilen” bir ruhtur.

Oidipus
Oidipus Rex, klasik Atina’nın en ünlü trajedilerinden biridir. MÖ 429 yılında Sofokles tarafından yazılmıştır ve Thebai Kralı Oidipus’un hikâyesini anlatır. Oidipus, Laios ve İokaste’nin çocuğudur. Bir kâhin, büyüdüğünde babasını öldüreceğini söylediği için bebekken terk edilir.

Thebai’de bir veba salgını baş gösterir. Halk, Sfenks adlı efsanevi canavarın sorduğu bir bilmecenin cevabını bulmak zorundadır:

“Sabah dört ayak, öğle vakti iki ayak, akşam ise üç ayakla yürüyen canlı nedir?”
Oidipus, zekâsıyla doğru cevabı verir: İnsan. Bebekken emekler (dört ayak), yetişkinken iki ayak üzerinde yürür, yaşlandığında bastonla yürür (üç ayak).

Thebai tahtına geçen Oidipus, kendi soyu hakkında şüphelenmeye başlar. Ve sonunda, yolculuğu sırasında öz babasını öldürdüğünü ve öz annesiyle evlendiğini öğrenir! Trajedi, gözlerini oyan Oidipus’un sahnesiyle sona erer.

Freud, bu mite hayran kalmıştı ve bunu kişinin bilinçdışı düzeyde annesine karşı duyduğu cinsel arzunun bir yansıması olarak görüyordu. Bu psikolojik duruma Oidipus kompleksi adını verdi.

Narkissos
1914’te Freud, “narsisizm” terimini Batı kültürüne kazandırdı. Bu kelime, Ovidius’un Metamorfozlar adlı eserinde anlatılan Narkissos mitinden gelir. Efsaneye göre, Narkissos adında çok yakışıklı bir genç, ona âşık olan tüm kadınları kibirle reddeder. Su perisi Echo’yu da geri çevirir. Echo, tanrılardan onu lanetlemesini ister. Narkissos, bu lanet sonucu, bir su birikintisindeki kendi yansımasına âşık olur ve sonunda boğularak ölür.

Freud ve takipçileri (Alfred Adler, Karen Horney gibi), bu miti aşırı, patolojik bir kendini sevme durumunun simgesi olarak kullandı.

İronik bir şekilde, bu tür kibirli kişiler aslında çoğunlukla kendi yetersizlik ve aşağılık duygularını örtmeye çalışırlar. Bu durum kötü ebeveynlik, zorbalık gibi pek çok nedene dayanabilir. Yine de, kendi yansımasına bakan Narkissos imgesi, bu karmaşık psikolojik fenomenin güçlü bir metaforu olarak kalmıştır.

Apollon ve Dionysos
“Apollonik ve Dionizyak” karşıtlığı, Batı felsefesi ve edebiyatında yaygın bir ikiliktir. Akıl ve bilinçli düşünce ile içgüdü ve kaos arasındaki ayrımı temsil eder.

Bu karşıtlık ilk olarak Nietzsche’nin 1872 tarihli Tragedyanın Doğuşu adlı eserinde ele alınmıştır. Nietzsche’ye göre, klasik Atina trajedisi, Yunanların hayatın acısıyla başa çıkma yöntemiydi. Yunan kültürü, iki zıt ideali ortaya çıkarmıştı: Apollon ve Dionysos.

Nietzsche’ye göre Apollon, uyum, düzen ve mantığın; Dionysos ise kaos, bireysellik, coşku ve duygunun tanrısıydı. Nietzsche, Batı ahlakını yeniden tanımlamaya çalışırken, Hristiyan öncesi “efendi ahlakı”na dönüşü savundu. Dionysos, geleneksel din ya da ahlaktan tamamen bağımsız bir yaşam sevincinin sembolüdür.

Freud’un psikolojisinde, Apollon bilinçli akıl ve egoyu, Dionysos ise bastırılmış arzuları, yani Freudyen “id”i temsil eder.

Joseph Campbell, “Dionysos yıkarak yaratır” demiştir. Jung’dan etkilenen Campbell, Bin Yüzlü Kahraman adlı eserinde bu ikiliği sağlıklı insan psikolojisinin tamamlayıcı yönleri olarak sunmuştur.

Sonuç
Yunan mitolojisi, klasik antik çağın en kalıcı miraslarından biridir ve bu hiç de şaşırtıcı değil. Bu hikâyeler sayesinde, modern Batı psikiyatrisi şekillenmiştir. Freud’un yorumlarıyla, yaşam ve ölüm, aşk ve cinsellik, tutku ve kişilik hakkındaki fikirlerimizin kökeni Yunanlara dayanır.

Bu antik öyküler aracılığıyla çocukluk travmasının etkileri, yakınlık arzusunun nedenleri ve ölüm korkusu gibi insan davranışlarını anlamaya başlarız. Bunlar, Batı düşüncesinde kişilik ve akıl hastalıklarını açıklamaya yönelik ilk rasyonel girişimlerdir.

İster Cupid’in oku, ister Narkissos’un kibri, ister Oidipus’un bozuk aile yapısı olsun; Yunan mitolojisi, insan psikolojisine dair eşsiz içgörüler sunmaya devam ediyor.

_______________________________________________________

Ben Shehadi

Tarihçi bir yazar olup Ohio State Üniversitesi’nden lisans derecesine sahiptir. Amazon’da yayımlanmış kitapları arasında The Arsenal of Democracy: The History of US Military Vehicles Since WWII (2023) ve Napoleon: The Revolutionary Hero (2024) yer almaktadır. Şu anda “Hot History” adlı bir Substack bülteni yürütmektedir.

Bir yanıt yazın