“Human Potential Movement”‘ın Gölgelerinde: Prometheus ve Narkissos
“Ne Prometheus ne de Narkissos bizi içinde bulunduğumuz çıkmazdan çıkaracaktır.”
— Christopher Lasch
Prometheus ve Narkissos’a ilişkin Antik Yunan mitleri Rönesans düşüncesinde yeniden dirilmiş görünmektedir. Bu nedenle, insan bireyini dikey ve Mutlak olanla değil, yatay ve göreli olanla tanımlayan hümanizmle ortak bir dürtüyü paylaşırlar. Bu iki mit, insan ruhunun iç işleyişini bütün zamanların ve mekânların öğretileriyle uyumlu bir biçimde açığa çıkardıkları için New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)* ile Human Potential Movement** (İnsan Potansiyeli Hareketi) bakımından açıklayıcı bir alegori sunar.
Hatırlanacağı üzere Prometheus, Zeus’tan ateşi çalmak için Gökler’e başkaldırmış; Narkissos ise ormandaki su birikintisinde gördüğü yansıma aracılığıyla kendi benliğine tutsak olmuştur. Bu iki dürtüden ilki, ruhani otorite de dâhil olmak üzere bütün normlara başkaldırıyı; ikincisi ise başkasının varlığını dahi yadsıyacak ölçüde bireyi kendi imgesine hapseden, her şeyi kuşatıcı bir öz-soğurulmayı ifade eder. Bunlar, insanlık durumunun tersine çevrilmesinin artık gündelik teşhis ölçütleri hâline gelmiş tezahürleridir. Nitekim şöyle denmiştir: “Modern [ve postmodern] Batılı insan kendisini, Gök’e başkaldırmış yeryüzü varlığı Prometheus paradigmasına göre anlar” (Nasr & Jahanbegloo, 2010, s. xix). Bu tespiti şu gözlemle birlikte düşündüğümüzde, her iki figürün çağdaş ortamı biçimlendirmedeki önemli rolü görülür: “Kendine gömülme çağdaş toplumun ahlaki iklimini tanımlar… Narsisizm Amerikan kültürünün merkezî temalarından biri hâline gelmiştir” (Lasch, 1978, s. 25). Başkaldırı ile kendine gömülmenin, yalnızca Yeni Çağ ve İnsan Potansiyeli Hareketlerinin değil, bir bütün olarak küreselleşen Batı’nın da iki belirleyici özelliği olduğunu çok az kişi reddedecektir.
Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi))))nin ortaya çıkışı New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)nden ayrı düşünülemez; her ikisi de 1960’ların karşı-kültür ortamında doğmuştur. Bazıları bu hareketleri eş anlamlı saysa da aralarında belirgin farklılıklar bulunduğundan bu görüş bütünüyle doğru değildir. Zaman, onların kolektif ruh üzerindeki derin ve bugün hâlâ hissedilen etkisine tanıklık etmiştir. İlginç olan, her iki hareketin de aynı nedenden türemiş görünmesidir. Bu neden, on yedinci yüzyıl Avrupa Aydınlanması içinden yükselen Rönesans “hümanizmi”nin daha eski tarihsel tezahürüyle bağlantılıdır. İnsan bireyini neyin tanımladığı konusunda temel kırılma tam burada meydana gelir. Kutsalın hayatın tamamına nüfuz ettiği geleneksel dünyada insan, kendisini aşan şeyle tanımlanıyordu; ayrıca insanlık durumunu tamamlayan da bu aşkın gerçeklikti.
Rönesans döneminde itibara kavuşan ve modern [ve postmodern] uygarlığın bütün programını önceden özetleyen sözcük “hümanizm”dir. İnsanlar gerçekten de her şeyi salt insani ölçülere indirgemek, daha yüksek düzene ait bütün ilkeleri ortadan kaldırmak ve deyim yerindeyse yeryüzünü fethetme bahanesiyle simgesel olarak göklerden yüz çevirmekle ilgilenmişlerdi; örnek aldıklarını ileri sürdükleri Yunanlar ise bu yönde hiçbir zaman bu kadar ileri gitmemişlerdi… (Guénon, 2004, s. 17; ayrıca bkz. Durand, 1976).
Rönesans hümanizmi insanı özsel doğasıyla değil, ilineksel doğasıyla tanımlar; insanlık durumunu artık in divinis, yani insan ile İlahi olanın kesişimi içinde görmez. Rönesans hümanizminin etkisi altında Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi) de “bireysel irade her şeye kadirdir ve kişinin kaderini bütünüyle belirler” (Marin, 1975, s. 46) anlayışıyla kendi kaderini belirleyen bir insan bireyi inşa ederek aynı kuramsal yolu sürdürmüştür. Rönesans’ın gelişi yalnızca kozmosun değil, insan bireyinin de kutsallıktan arındırılmasını işaret eder; modern ve postmodern dünya bu çatlamış temel üzerinde gelişmiştir. Kutsaldan yoksun bir dünya anormaldir ve en kapsamlı anlamıyla geleneksel ya da modern öncesi çağda var olandan bir sapmadır. Zamanımızı kuşatan görünür patolojilerin çoğu da bunu doğrular. “Hümanizm… çağımızın egemen dinidir”; buna karşın “onun sadık izleyicilerinin çoğu hümanist olduklarının farkında görünmemektedir” (Ehrenfeld, 1981, s. 3).
1960’ların karşı-kültürü sırasında ortaya çıkan New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)nin doğuşu, 17 Kasım 1875’te New York’ta Helena Petrovna Blavatsky (1831-1891), Henry Steel Olcott (1832-1907), William Quan Judge (1851-1896) ve başkaları tarafından kurulan öncülü Teosofi Cemiyetine bağlanabilir. “Teosoflar, ‘Yeni Çağ’ hareketinin hemen bütün temellerini sağlamıştır” (Godwin, 1994, s. 379). Gerçekten de Madame Blavatsky Prometheusçu esinden yararlanır: “İnsanların Ruhsal Evrim yolunda bilinçli olarak ilerlemelerine imkân vermek için İlahi Ateş’i çalan; böylece yeryüzündeki hayvanların en yetkinini potansiyel bir Tanrı’ya dönüştüren ve onu ‘göklerin krallığını zorla ele geçirmek’ üzere özgür kılan Prometheus alegorisi buradan gelir” (Blavatsky, 1893, s. 255). Emanuel Swedenborg (1688-1772), Franz Anton Mesmer (1734-1815), Allan Kardec (Hippolyte Léon Denizard Rivail, 1804-1869), Aleister Crowley (1875-1947) ve G. I. Gurdjieff (1877-1949) New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)nin diğer önemli öncüleridir.
Sözde Yeni Çağ’ın gelişini tartışmanın önündeki engellerden biri, Altın (Krita-Yuga ya da Satya-Yuga), Gümüş (Treta-Yuga), Tunç (Dvapara-Yuga) ve Demir Çağlardan (Kali-Yuga) oluşan zaman döngülerinin ya da tezahür döngüsünün (Manvantaralar) geniş bağlamının büyük ölçüde göz ardı edilmesidir. Genel olarak Yeni Çağ denilen şey, gerçekte mevcut döngünün sonunda yüzeye çıkan önceki döngülere ait çok sayıdaki kalıntıdır. Dinsel ve ruhsal mirasın bütünü bu zaman döngüsünde ilk kez erişilebilir hâle gelmiş olsa da bu durum Yeni Çağ’da bulunduğumuzu ya da ona girmekte olduğumuzu göstermez. Gerçekte tam tersi geçerlidir: Kali-Yuga’nın, yani “karanlık çağ”ın sancıları içindeyiz.
Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi) nin tohumlarının New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi) aracılığıyla filizlenmiş olması muhtemeldir: “ Human Potential Movement (HPM) ve onun popüler uzantısı Yeni Çağ” (Drury, 1989, s. 2). Bazıları Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) nin daha akademik olduğunu belirtebilse de hareket Yeni Çağ’la bağlantılıdır. Aşkın olana erişmek için başvurduğu yenilikçi yollarda Prometheusçu dürtü açıkça görülür: “İnsani potansiyelimizin tamamını serbest bırakmak—Prometheus’un ışığının her yerde parlamasını sağlamak” (Wilson, 1997, s. 117). Human Potential Movement ifadesinin Aldous Huxley’nin (1894-1963) 1960’ta California Üniversitesi San Francisco Tıp Merkezinde “insan potansiyelleri” adıyla verdiği bir konferanstan doğduğu söylenmiştir. Bununla birlikte Amerikan Psikoloji Derneğinin eski başkanı Gardner Murphy (1895-1979), 1958’de aynı başlıkla bir kitap yazmıştır. Yine de “insan potansiyeli” terimini, Look dergisinin kıdemli editörü George Leonard’ın (1923-2010), 1965’te Esalen Enstitüsünün kurucu ortağı Michael Murphy (d. 1930) ile gerçekleştirdiği bir fikir üretme oturumunda türettiği ileri sürülür.
Hem hümanist hem de transpersonel psikolojinin kurucularından Abraham H. Maslow (1908-1970), 14 Eylül 1967’de Esalen’de “İnsan Doğasının Daha Uzak Erişimleri” başlıklı dikkat çekici konferansını vermiştir. Huxley, Michael Murphy ve Esalen’in diğer kurucu ortağı Richard Price (1930-1985) ile, ölümünden kısa süre önce 1962’de Esalen’i ziyareti sırasında yalnızca bir kez görüşmüş olsa da yakın dostu Gerald Heard (1889-1971) ile birlikte Esalen Enstitüsünün oluşumu üzerinde başlıca etkilerden biri olmuştur. Huxley’nin dul eşi Laura Huxley (1911-2007) de yaşamı boyunca Esalen’in dostu kalmıştır.
Bu dönemde ortaya çıkan bir başka önemli gelişme, davranışçılığın (“birinci güç”) ve psikanalizin (“ikinci güç”) ardından modern psikolojinin “üçüncü gücü” olarak bilinen hümanist psikolojidir. Hümanist psikoloji ile Human Potential Movement birçok bakımdan eş anlamlıdır: “Üçüncü Güç olarak adlandırılan hümanist psikoloji (psikolojideki diğer iki büyük güç psikanaliz ve davranışçılıktır), insan potansiyeli hareketi diye de anılır” (Wilber, 1981, s. 12). Şu ifade bu ilişkiyi gösterir: “Hümanist psikolojinin nüve hâlindeki düşüncelerinden daha gelişmiş bakış açıları doğmuş ve bunlar bugün Yeni Çağ’ın başlıca bileşenlerinden biri olan insan potansiyeli hareketini oluşturmuştur” (Groothuis, 1986, s. 79). New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)nin gelişiminin, hümanist psikolojinin oluşumuyla neredeyse tek bir süreç içinde Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi)))ne içsel olarak bağlı ve ondan ayrılamaz olduğu geniş biçimde belgelenmiştir (Vitz, 2002; Ferguson, 1980; Roszak, 1975; Drury, 1989; Bodian, 1989; Taylor, 1999; Alexander, 1992; Spangler, 1993; Groothuis, 1986; Heelas, 2003).
Hümanist psikolojinin ortaya çıkışıyla birlikte modern psikolojinin “dördüncü gücü” olan transpersonel psikoloji de gelişmiştir. Öncülü hümanist psikoloji gibi transpersonel psikoloji de Human Potential Movement’den ayrılamaz: “Transpersonel Psikoloji, Human Potential Movement’in kuramsal kanadı olarak görülebilir” (Hanegraaff, 1998, s. 50).
Benzer biçimde transpersonel psikolojinin Yeni Çağ düşüncesiyle ilişkisini de belirtmek gerekir: “Transpersonel dünya görüşü… ‘Yeni Çağ’ olarak nitelenebilir” (Hanegraaff, 1998, s. 70; ayrıca bkz. Drury, 2004). Modern psikolojinin “ikinci gücü” psikanaliz de her iki harekette rol oynamıştır: “Freudçu muhalifler [Alfred Adler (1870-1937), Carl Jung (1875-1961), Otto Rank (1884-1939), Karen Horney (1885-1952), Friedrich ‘Fritz’ Perls (1893-1970), Wilhelm Reich (1897-1957), Erich Fromm (1900-1980), Erik Erikson (1902-1994) vb.] Yeni Çağ’ın, özellikle Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi) olarak bilinen yönünün gelişimi üzerinde önemli bir etki yaratmıştır” (Heelas, 2003, s. 47; ayrıca bkz. Roszak, 1978; Kripal, 2007). “Birinci güç” davranışçılık da sahnededir: Radikal davranışçı B. F. Skinner (1904-1990), 1960’ların sonlarında Esalen Enstitüsünde konuşmalar yapmış ve bunlardan birine “İnsan Potansiyelinin Kapsamı” adını vermiştir (Skinner, 1983).
Human Potential Movement’i, görevi “insanlığı tam öz-farkındalığa uyandırmak” olan Ken Wilber’ın (d. 1949) Integral Institute’u gibi popüler çağdaş hareketlerle birleştiren özsel bağ da dikkat çekicidir. Kurumun özgün yöntemi Integral Life Practice (ILP), Michael Murphy ve George Leonard’ın geliştirdiği ve Esalen Enstitüsündeki Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi))) sırasında doğan Integral Transformative Practice’in (ITP) olgunlaşması ve genişlemesi olarak görülebilir (Wilber, 2000, 2010).
Modern psikoloji içindeki Prometheusçu ruhun egemenliğini doğrulayan en çarpıcı beyanlardan biri, önde gelen kurucularından birinin Vergilius’un Aeneis’inden aldığı şu düsturdur: “Yüce güçleri [tanrıları ya da ruhsal alanı] eğip bükemezsem, Cehennem’i ayağa kaldırırım” (Freud, 1913). Karşı-kültür konusunda bir otorite olan Theodore Roszak (1933-2011), modern psikolojinin üçüncü ve dördüncü “güçlerinde” yer alan özsel narsisizmi ve buna ekleyebileceğimiz Prometheusçu bakışı vurgular: “Gestalt, Karşılaşma, Transaksiyonel, Psikodrama ve Transpersonel yaklaşımların teknik ve kuramları birçok yönden farklılık gösterir; fakat bütün okullar insan doğasının özsel sağlığını ve masumiyetini ileri sürmekte birleşir. Bunlar narsisistik bir kültürün terapileridir ve bunu özür dilemeksizin yaparlar” (Roszak, 2001, s. 275).
New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)ni, Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) ( Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi)))ni, hümanist psikolojiyi ve transpersonel psikolojiyi belirleyen merkezî özellik; Yeni Çağ düşüncesi, psikolojizm, bilimcilik ve evrimcilikle birleşen köklü ve radikal senkretizmdir (Bendeck Sotillos, 2013). Bunun temel örneklerinden biri, modern psikolojinin hem üçüncü hem de dördüncü “güçlerinin” öncüsü Anthony J. Sutich’in (1907-1976) transpersonel psikoloji tanımında bulunur: “Ortaya çıkmakta olan Transpersonel Psikoloji (‘dördüncü güç’); oluş, bireysel ve tür çapındaki üst-ihtiyaçlar, nihai değerler, birleştirici bilinç, doruk deneyimler, Varlık-değerleri, vecd, mistik deneyim, huşu, varlık, kendini gerçekleştirme, öz, saadet, hayret, nihai anlam, benliğin aşılması, ruh, birlik, kozmik farkındalık, bireysel ve tür çapındaki sinerji, en üst düzey kişiler arası karşılaşma ve gündelik hayatın kutsallaştırılmasıyla ilgili bulguların deneysel ve bilimsel biçimde incelenmesi ve sorumlu biçimde uygulanmasıyla özellikle ilgilenir…” (Sutich, 1969, s. 16).
Tuhaf biçimde Prometheus ve Narkissos mitleri de bu olguların simgesel temsilleridir. Çünkü çağdaş insanlar rehberlik ve aşkınlık için bilgelik geleneklerinin zamansız hakikatlerine yönelmeye artık istekli değildir; aşkınlığı ve ruhlarının kurtuluşunu kendi ellerine almakta, bilinç devresi üzerinde kendi yollarını açmaktadırlar. Bununla birlikte bugünün ruhani pazarında beliren yeni gelişmelere karşı daima uyanık olmalıyız; zira Prometheus ve Narkissos düşünülebilecek her kılık altında ustaca gizlenmektedir: “Kali Yuga yalnızca çözümsüz sorunlardan başka hiçbir şeyin kalmadığı ya da kutsalın var olmaktan çıktığı dönem değildir. Ruhsal olana temelden karşı çıkan her şeyin kendisini ruhsal diye sunduğu dönemdir” (Biès, 2004, ss. 136-137). Kali-Yuga’da ortaya çıkan melez terapilerle birlikte sahte Yeni Çağ ruhaniliğinin sayısız baştan çıkarıcılığı nedeniyle şu uyarı gereklidir: “Ruhaniliğin gölge yanı göz ardı edilemez” (Vaughan, 1995, s. xv). Bu açıdan “ruhsal materyalizm” (Trungpa, 2008) ya da “ruhsal narsisizm” diye adlandırılan şeyin sonuçlarını ve çağdaş ruhani ortama ilişkin şu sıra dışı fakat çarpıcı gözlemi anlayabiliriz: “Sözde ‘Ruhsal arayış içindeki’ birçok kişi yalnızca kılık değiştirmiş Narkissos’tur!” (Da, 1995, s. 216). Bunların hepsi, “bencilliğin ve ahlaki körlüğün artık daha geniş kültürde aydınlanma ve ruhsal sağlık olarak kendisini ileri sürdüğü yolların” çeşitli ifadeleri görünümündedir (Marin, 1975, s. 45).
İronik olarak, yakında beşinci baskısına ulaşacak Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’ndaki (DSM) psikolojik bozukluklar kataloğu büyürken modern psikoloji günümüzdeki çözülmenin köklerini teşhis edememiştir. Çağdaş kriz ruhsal bir krizden başka bir şey değildir. Ne var ki modern psikoloji, insan ruhunun yine insan ruhu tarafından tedavi edilemeyeceğini kavramaz; insan ruhunu yerine oturtan Ruh’tur ve modern ile postmodern dünyanın krizini çözebilecek olan da yalnızca Ruh’tur.
Yukarıdaki eleştiriyi sunarken, davranışçılık ile psikanalizin yol açtığı büyük yıkım karşısında hem insani hem de ruhsal boyuta sadık bir psikoloji kurmaya çalışan hümanist ve transpersonel psikoloji öncülerine şükranlarımızı da bildirmeliyiz. “[John B. Watson ve] Freud bize [modern] psikolojinin hasta yarısını verdi; şimdi onu sağlıklı yarısıyla tamamlamalıyız” (Maslow, 1968, s. 5). Hümanist ve transpersonel psikolojinin düğüm noktası, insani olanın transpersonel olandan; transpersonel olanın da insani olandan ayrılamamasıdır. Davranışçılık, temeldeki bilimciliği örnekleyerek hem Ruh’tan hem ruhtan kopmuş; psikanaliz, alttaki psikolojizmi örnekleyerek Ruh’u bir yana bırakmış ve onun yerine insan ruhunu kurtarmıştır. Hümanist psikoloji, biçimsizleştirilmesinden sonra insani olanı geri kazanmaya çalışmış; transpersonel psikoloji ise insanın kilit rolünü kabul ederek Ruh’un önceliğini vurgulamıştır.
Modern psikolojinin ilk iki “gücünün”—davranışçılık ve psikanalizin—apaçık indirgemeciliği ve insanlıktan çıkarıcı niteliğiyle hümanist ve transpersonel psikolojinin öncüleri yüzleşmiştir. Bununla birlikte transpersonel ve hümanist psikoloji, mantıksal olarak türedikleri ve devam ettirdikleri davranışçılık ile psikanalizin başlıca hatalarını kabul ettiği sürece, kendi kuram ve uygulamalarını temelden çürüten kuramsal konumlara imkân verir. Özünde Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi))) ile New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi) ve çoğunlukla bunların içindeki hümanist ve transpersonel psikoloji, aşkınlıktan çok içkinliği vurgular; bu da hem bütüncül ruhaniliği hem de bütüncül psikolojiyi gölgeler. Ezelî felsefenin eksiksiz gelenekleri oy birliğiyle şunu ileri sürer: “Önce gelen aşkınlık olmaksızın içkinlik olamaz” (Perry, 2012, s. 50). Aşkınlık ile içkinliğin tamamlayıcı niteliği ortaklaşa kabul edilir. Örneğin Batı’da içkinlik, “Tanrı’nın krallığı içinizdedir” (Luka 17:21); Doğu’da Tat tvam asi, yani “O sensin” (Upanişadlar) sözleriyle anlatılır. Benzer biçimde aşkınlık Batı’da “Benim krallığım bu dünyadan değildir” (Yuhanna 16:36), Doğu’da ise “Yalnız Brahman gerçektir; dünya yanılsamalı bir görünüştür” (Şankaraçarya) ifadeleriyle vurgulanır.
“Ruhaniyim ama dindar değilim” şeklindeki yaygın kullanım, ruhaniliğin dinin içsel karşılığı olduğunu ve dinden bağımsız var olamayacağını fark etmeyen çağdaş bir yanlış anlamayı yansıtır. Bu hatalı bakış, Yeni Çağ düşüncesinin ayırt edici özelliği olan “seç ve al” modelini de onaylar. Oysa dinimizi seçen biz değiliz; onu bizim için seçen İlahi olandır. Din, İlahi olanın varlığını yadsıyan ve insanlık durumunu mutlaklaştıran insan yapımı bir olgu sanısı da bu yanılgıdan doğar. 1960’ların karşı-kültürü üzerinde önemli etki bırakan Frederic Spiegelberg (1897-1994), bu hareketlerde görülen Prometheus ve Narkissos’un çok sayıdaki yüzünün vardığı çıkmazı isabetle “dinsizliğin dini” (1948) diye adlandırır. Dünya dinlerinin temelindeki mistik boyutu kabul etmek yeterli değildir; gerekli olan onların hakikatini yaşamaktır. Bunun karşıt ucu olan ateizm bile konumu bakımından Prometheusçu ve narsisistik olmaktan geri kalmaz. Tersine çevrilmiş olsa da o da bir din hâline gelir; çünkü dünyanın ve bütün hayatın şans ya da rastlantı sonucu oluştuğu iddiası büyük bir inanç içerir.
Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi))) ve New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi) popüler kültüre girdiği, fikirleri ayrıca büyük Amerikan işletme ve şirketlerine taşındığı için Prometheus ve Narkissos mitleri bugün her zamankinden daha önemlidir. “ Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi)))… dilimize ve değerlerimize bütünüyle nüfuz etmiştir; gerçekten de çok az Amerikalının onun etkisine, en azından belli bir ölçüde, maruz kalmadığını söylemek güvenli olacaktır” (Bodian, 1989, s. 44). Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi)))nin New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)yle birlikte geleneksel din ve ruhaniliğin sulandırılmasına—hatta doğrudan saldırıya uğramasına—katkıda bulunduğunu kabul etmek zorunludur. Bunu, din ile ruhaniliğin merkezî yerini gasp eden sahte ruhanilik ve deneysel terapi biçimlerini onların yerine geçirerek yapmış; insan topluluğu üzerinde ölçülemez etkiler doğurmuştur. Çağdaş dönem dışında hiçbir çağda psikolojik sağlık ve esenlik kendi başına amaç sayılmamıştır. Geleneksel ya da modern öncesi dünyada psikolojik sağlık ve esenliğin faydaları her zaman daha az önemli ya da ikincil kabul edilmiştir; esas olan kişinin dinî geleneğine uygun yaşamasıdır. Ruhsal alan olmadan insan ruhunun en derin ve gerçek anlamda bütünleşmesi mümkün değildir. Ruh’u, ruhu ve bedeni kapsayan insan mikrokozmosuna dengeyi yalnızca İlahi olan getirir.
Hümanist ve transpersonel psikoloji birçok bakımdan davranışçılık ve psikanalizin indirgemeci bakışına karşı çıkmış—“İnsan potansiyeli bize inandırılandan sonsuz ölçüde daha büyüktür” (Leonard, 1968, s. 215)—ve insan olmanın anlamına ilişkin daha eksiksiz bir imge kurmuş olsa da Yeni Çağ ile İnsan Potansiyeli Hareketlerinin yanlışları eş zamanlı olarak insan imgesini çarpıtmıştır. Bunun başlıca nedeni, “hümanist terapi hareketinin ve transpersonel psikolojinin terapötik okullarının sahici ruhaniliğe ilişkin yeterli bir anlayışı içermemesi”dir (Feuerstein, 1991, s. 193). Modern psikolojiden ve çeşitli terapilerinden bazı yararlar sağlanabilir; ancak birçok çağdaş insan artık dinin önemini ve insanın bütünleşmesindeki rolünü kavrayamadığı için bunlar ciddi tehlikelerden bağımsız değildir.
İnsanın yeryüzündeki yolculuğunu psikolojik düzeyde sonlandırması fazlasıyla kolaydır. Nitekim psişik olanla ruhsal olanın karıştırılması, bu hareketlerin altını çizen en yaygın hatalardan biridir. Salt öznel ve göreli düzeyde bir kimlik kurma girişimi Prometheusçu ve narsisistik dürtüden başka bir şey değildir. Çağdaş terapilerin kişiye daha güçlü bir benlik ve insani bağ hissi verebildiği doğrudur. İnsanlıktan çıkarılma normalleştirildiğine göre, serbest bırakılmış kaosun ortasında psikolojik denge arzulayan insanlar suçlanamaz. Yine de “sağlıklı ego” yalnızca psikofiziksel gelişimin yatay boyutuyla ilgilenir; en hayatî olanı, dikey boyutu ya da ruhsal alanı dışarıda bırakır. “Hümanist [ve transpersonel] psikoloji gerçekte seküler bir kurtuluş yolu girişimidir” (Ellis & Abrams, 2009, s. 310). “Sağlıklı ego” arzusunun paradoksu, özünde Ruh’a dönme özleminden başka bir şey olmamasıdır. Hümanist ve transpersonel psikoloji, başlangıçta içinden doğduğu ezelî felsefenin bütüncül ruhaniliğini ve psikolojisini geri kazanmazsa Prometheus ile Narkissos’un gölgeleri hüküm sürmeye devam edecektir. Çünkü yalnızca ruhsal alan insanlık durumunu tamamlayabilir ve Gerçek ile yanılsamalı olan arasında vazgeçilmez ayrımı sağlayabilir: “Daha büyük gerçekliği daha küçük olandan, kutsal paradigmayı kopyalarından ve seküler sahtelerinden ayırma gücü… Bu güç olmaksızın bilinç devresi kesinlikle paranormal eğlencelerin, kolaycı terapi hilelerinin, otoriter guru yolculuklarının ve şeytani yıkımların ölümcül bataklığına dönüşecektir” (Roszak, 1975, s. 13).
Prometheus ve Narkissos’un gölgeler ülkesi gerektiği gibi teşhis ve tedavi edilmezse, insan bireyinin çarpıtılmış imgesine ve profan bir bilime dayanan modern psikolojinin bütünü, Rönesans hümanizminin erken uzantılarından birinin ulaştığı aynı talihsiz sonuca varabilir: “Modern hümanizmin kendini yok edici unsurları… sonunda onu içeriden yıkacaktır” (Ehrenfeld, 1981, s. xi). Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi))) New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi)yle bütünüyle eş anlamlı değilse de birçok önemli ve kuşatıcı benzerliği paylaşırlar. Bazıları burada öne sürülen görüşlere, yanlış yönlendirilmiş olsa bile ruhaniliğin ruhaniliksizlikten daha iyi olduğunu söyleyerek itiraz edebilir. Ancak bu itiraz, Human Potential Movement (HPM) (İnsan Potansiyeli Hareketi) ve New Age Movement (Yeni Çağ Hareketi) adına verilmiş ve verilmeye devam eden gerçek zararı kavrayamaz. Temel sorun, bu zararlı etkilerin ve daha geniş, uzun vadeli sonuçlarının genel olarak anlaşılmamasıdır. Her iki gelişme de ölmek bir yana durmaksızın yeniden canlandırılmakta, çoğalmakta ve sunumları gittikçe daha incelikli ve sofistike hâle gelmektedir. Bizi bütünlüklü anlamda insan kılan şey, İlahi olana dönmeye çağıran şeydir. Hem insan ruhuna hem de fiziksel bedene kalıcı denge ve uyumu getiren bu aşkın ve içkin kaynaktır; bu, dün ve her zaman olduğu kadar bugün de doğrudur.
*New Age Movement, 1970’ler ve 1980’lerde küresel bir popülerlik kazanan, Doğu ve Batı spiritüalizmini, alternatif tıp yöntemlerini, astrolojiyi ve ezoterizmi bir araya getiren gevşek yapılı merkeziyetsiz bir manevi akımdır. Sabit bir kutsal kitabı, dogması veya hiyerarşik liderliği yoktur; bunun yerine bireysel aydınlanmayı ve ruhsal arayışı merkeze alır.
**1960’larda ortaya çıkan psikolojik ve kültürel bir olgu olan bu görüş, insanların bilinçli keşif yoluyla açığa çıkarılabilecek muazzam, kullanılmamış fiziksel, zihinsel ve ruhsal kapasitelere sahip olduğunu savunmaktadır.
______________________________________________
Kaynakça
Alexander, K. (1992). Roots of the New Age. In J. R. Lewis & J. G. Melton (Eds.), Perspectives on the New Age. SUNY Press.
Anderson, W. T. (2004). The Upstart Spring: Esalen and the Human Potential Movement: The First Twenty Years. iUniverse.
Bendeck Sotillos, S. (2010). Humanistic or Transpersonal? Homo Spiritualis and the Perennial Philosophy. AHP Perspective (August/September), 7-11.
Bendeck Sotillos, S. (Ed.). (2013). Psychology and the Perennial Philosophy: Studies in Comparative Religion. World Wisdom.
Biès, J. (2004). Returning to the Essential: Selected Writings of Jean Biès (D. Weiss-Dutilh, Trans.). World Wisdom.
Blavatsky, H. P. (1893). The Secret Doctrine: The Synthesis of Science, Religion, and Philosophy (Vol. II, Anthropogenesis). Theosophical Publishing House.
Bodian, S. (1989). If Buddha had been a shrink: Exploring the link between psychotherapy and spirituality. Yoga Journal (September/October), 42-45.
Da, A. (1995). The Method of the Siddhas. Dawn Horse Press.
Drury, N. (1989). The Elements of Human Potential. Element Books.
Drury, N. (2004). The New Age: Searching for the Spiritual Self. Thames and Hudson.
Durand, G. (1976). On the Disfiguration of the Image of Man in the West. Golgonooza Press.
Ehrenfeld, D. (1981). The Arrogance of Humanism. Oxford University Press.
Ellis, A., Abrams, M., & Abrams, L. D. (2009). Personality Theories: Critical Perspectives. Sage Publications.
Ferguson, M. (1980). The Aquarian Conspiracy: Personal and Social Transformation in the 1980s. Tarcher.
Feuerstein, G. (1991). Holy Madness: The Shock Tactics and Radical Teachings of Crazy-Wise Adepts, Holy Fools, and Rascal Gurus. Paragon House.
Freud, S. (1913). The Interpretation of Dreams (A. A. Brill, Trans.). George Allen & Unwin.
Godwin, J. (1994). The Theosophical Enlightenment. State University of New York Press.
Groothuis, D. R. (1986). Unmasking the New Age. InterVarsity Press.
Guénon, R. (2004). The Crisis of the Modern World (A. Osborne, M. Pallis, & R. C. Nicholson, Trans.). Sophia Perennis.
Hanegraaff, W. J. (1998). New Age Religion and Western Culture: Esotericism in the Mirror of Secular Thought. SUNY Press.
Heelas, P. (2003). The New Age Movement. Blackwell Publishers.
Kripal, J. J. (2007). Esalen: America and the Religion of No Religion. University of Chicago Press.
Kripal, J. J., & Shuck, G. W. (Eds.). (2005). On the Edge of the Future: Esalen and the Evolution of American Culture. Indiana University Press.
Lasch, C. (1978). The Culture of Narcissism: American Life in an Age of Diminishing Expectations. W. W. Norton.
Leonard, G. B. (1968). Education and Ecstasy. Delta.
Marin, P. (1975). The New Narcissism. Harper’s Magazine, 251(1505), 45-56.
Maslow, A. H. (1968). Toward a Psychology of Being (2nd ed.). D. Van Nostrand.
Maslow, A. H. (1972). The Farther Reaches of Human Nature. Viking Press.
Nasr, S. H., & Jahanbegloo, R. (2010). In Search of the Sacred: A Conversation with Seyyed Hossein Nasr on His Life and Thought. Praeger.
Perry, M. (2012). The Mystery of Individuality: Grandeur & Delusion of the Human Condition. World Wisdom.
Roszak, T. (1975). Unfinished Animal: The Aquarian Frontier and the Evolution of Consciousness. Harper & Row.
Roszak, T. (1978). Person/Planet: The Creative Disintegration of Industrial Society. Anchor Press.
Roszak, T. (2001). The Voice of the Earth: An Exploration of Ecopsychology. Phanes Press.
Skinner, B. F. (1983). A Matter of Consequences. Alfred A. Knopf.
Spangler, D. (1993). The New Age: The Movement Toward the Divine. In D. S. Ferguson (Ed.), New Age Spirituality: An Assessment. Westminster/John Knox Press.
Spiegelberg, F. (1948). The Religion of No-Religion. James Ladd Delkin.
Sutich, A. J. (1969). Some considerations regarding transpersonal psychology. Journal of Transpersonal Psychology, 1(1), 11-20.
Taylor, E. (1999). Shadow Culture: Psychology and Spirituality in America from the Great Awakening to the New Age. Counterpoint.
Trungpa, C. (2008). Cutting through Spiritual Materialism. Shambhala.
Vaughan, F. (1995). Shadows of the Sacred: Seeing through Spiritual Illusions. Quest Books.
Vitz, P. C. (2002). Psychology As Religion: The Cult of Self-Worship (2nd ed.). William B. Eerdmans.
Wilber, K. (1981). No Boundary: Eastern and Western Approaches to Personal Growth. Shambhala.
Wilber, K. (2000). Integral Transformative Practice: In this world or out of it. What is Enlightenment?, 18(Fall/Winter), 18, 34-39, 126-127, 130-131.
Wilber, K., & Leonard, G. (2010). The Shot Heard ‘Round the World: A Brief History of the Human Potential Movement. http://integrallife.com/node/81106
Wilson, R. A. (1997). Prometheus Rising. New Falcon Publications.
Dr. Dilan BAYHAN
