DÜŞÜNCE VE ARAŞTIRMA YÖNELİMİNİN ZAYIFLAMASI
Düşünce ve araştırma yöneliminin zayıflığı, günümüz İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu önemli problemlerden biridir. Bu mesele sadece eğitim alanını değil; dinî hayatı, ilmî üretimi, ekonomik kalkınmayı, toplumsal huzuru ve medeniyet tasavvurunu da doğrudan etkilemektedir. İslâm’ın ilk emri “Oku!” olmasına rağmen, Müslüman toplumlarda okuma, araştırma, sorgulama ve ilmî üretimin giderek zayıflaması ciddi bir problem ve kriz meydana getirmiştir. Müslümanlar düşünce ve araştırma kültüründe çok geride kalmışlardır. Düşünme hamlesi ; olayları akıl, hikmet ve delile dayalı olarak değerlendirebilme, doğruyu yanlıştan ayırabilme, eleştirel bakış açısı geliştirebilme ve hakikati arama çabasıdır. Araştırma yönelimi ise bilgiye ulaşmak için sistemli çalışma, kaynak inceleme, gözlem, deney, analiz ve değerlendirme alışkanlığıdır.
İslâm medeniyetinde ilim, düşünce ve araştırma birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Kur’ân-ı Kerîm yüzlerce ayette insanı düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve araştırmaya davet etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alırlar.” (Zümer 39/9); “Onlar göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler…” (Âl-i İmrân 3/191); “Onlar Kur’an’ı gereği gibi düşünmüyorlar mı?” (Nisâ 4/82). Kur’ân’da “akletmez misiniz?“, “düşünmez misiniz?“, “ibret almaz mısınız?” anlamındaki ifadeler onlarca defa tekrar edilerek düşünmenin fıtrî, insanî bir görev olduğu vurgulanmaktadır. Rasûlullah (sav); “İlim talep etmek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17; hadis no: 224) buyurmuştur. Başka bir hadiste; “Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” (Müslim, Zikir, 38; hadis no: 2699) demiştir. Yine Rasûlullah (sav) derinlikli araştırma ve kavramanın önemini şöyle belirtmiştir. “Allah kimin hakkında hayır murat ederse onu dinde fakih (derin anlayış sahibi) kılar.” (Buhârî, İlim, 10; Müslim, Zekât, 98)
İlk Müslüman nesiller ilim ve araştırmayı ibadet olarak görmüşlerdir. Medreseler, kütüphaneler, rasathaneler ve tercüme faaliyetleri sayesinde İslâm dünyası asırlar boyunca bilim ve düşüncenin merkezi olmuştur. Başta Mescid-i Nebevî olmak üzere mescitlerde tefsir, hadis, fıkıh ve ahlâk dersleri yapılmıştır. Sahâbîler ve tâbiîn, bir hadisi ravisinden öğrenmek veya ilmî bir mesele için uzun yolculuklar yapmışlardır. Kur’an vahiyleri, mektuplar ve bazı hadisler yazılarak ilmin korunmasına katkı sağlanmıştır. Büyük sahâbîler bulundukları şehirlerde ders halkaları oluşturmuş; Medine, Mekke, Kufe ve Basra önemli ilim merkezleri hâline gelmiştir. Öğrendiklerini hayatlarına uygulamayı, dinin emirlerini yaşamayı ilmin ayrılmaz bir parçası kabul etmişlerdir. Kurdukları eğitim geleneği sayesinde İslam medeniyetinin güçlü ilim, düşünce ve kültür mirasının temellerini atmışlardır. İbn Sînâ tıp alanında, Bîrûnî astronomi ve coğrafyada, İbnü’l-Heysem optikte, Fârâbî felsefede, İbn Haldûn ise tarih ve toplum biliminde dünya çapında eserler vermiştir. Maalesef böyle bir düşünce ve araştırma geleneğine sahip bir toplumun günümüzdeki durumu içler acısıdır. Toplumun bu duruma düşmesinin bir çok nedeni bulunmaktadır.
Düşünce ve araştırma yöneliminin zayıflama sebepleri: Okuma alışkanlığının çok fazla azalması ve degersizleştirilmesi. Ezberci eğitim anlayışının yaygınlaşması. Eleştirel düşüncenin yeterince geliştirilmemesi. Bilimsel araştırmalara yeterli destek verilmemesi. Dijital medya bağımlılığı ve yüzeysel bilgiye yönelme. Zamanın verimsiz kullanılması. Kütüphane ve araştırma merkezlerinden yeterince faydalanılmaması. Gençlerin sorgulama yerine hazır bilgiyle yetinmesi. Akademik üretimin nicelik ve nitelik bakımından yetersiz kalması. İlim ehline gereken değerin verilmemesi vb.gibi. araştırma yöneliminin zayıflaması ise şu olumsuz sonuçları doğurmuştur: Bilimsel üretimin azalması. Teknolojik bağımlılığın artması. Taklitçiliğin yaygınlaşması. Hurafe ve yanlış bilgilerin çoğalması. Dinî cehaletin artması. Ekonomik geri kalmışlık. Fikir üretme kabiliyetinin zayıflaması ve zamanla kaybolması. Gençlerin kimlik bunalımı yaşaması, asıl kimliğinden uzaklaşarak kimliksiz bir yapıya bürünmesi. Medeniyet inşa edebilme gücünün azalması, dolayısıyla başkalarının her konuda taklit edilmesi.
Çözüm önerileri: Düşünce ve araştırma yöneliminin gelişmesi, hem bireysel hem de toplumsal ilerleme için temel şartlardan biridir. Bu konuda uygulanabilecek başlıca çözüm önerileri şu şekilde sıralamak mümkündür: Çocuklara küçük yaşlardan itibaren kitap okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Aileler çocuklar için araştırmayı teşvik eden bir ortam oluşturmalıdır. Okullarda ezber yerine analiz ve sorgulama becerileri geliştirilmelidir. Kütüphaneler ve dijital bilgi kaynakları daha etkin kullanılmalıdır. Bilimsel araştırmalara maddî ve manevî destek artırılmalıdır. Üniversite–toplum iş birliği güçlendirilmeli ve bilimsel çalışmaların toplumsal sorunlara çözüm üretmesi teşvik edilmelidir. Gençler klasik İslâm eserleri ile çağdaş bilimsel çalışmaları birlikte okumaya teşvik edilmeli ve bunu yapabilmeleri sağlanmalıdır. İlim meclisleri, seminerler ve kitap müzakereleri yaygınlaştırılmalıdır. Farklı görüşleri dinleyen, delile dayalı değerlendirme yapabilen bireyler yetiştirilmeli, farklı görüşlerin özgürce ifade edildiği ilmî toplantılar, sempozyumlar ve müzakere ortamları artırılmalıdır. Âlimler, araştırmacılar ve eğitimciler toplumda hak ettikleri değeri görmeli ve Müslüman âlimlerin bilim ve düşünceye katkıları yeni nesillere öğretilerek özgüven kazandırılmalıdır. İslâm medeniyetinin ilme verdiği önem yeniden canlandırılmalı, dinî ve pozitif ilimler birlikte değerlendirilmelidir. İnternetteki bilgilerin doğruluğunu sorgulama, güvenilir kaynak kullanma ve bilgi kirliliğinden korunma eğitimi, medya okur-yazarlığı bilgisi verilmelidir. Çocukların ve gençlerin soru sormaları teşvik edilmeli, farklı alanlarda araştırma yapmaları desteklenmelidir.
Kur’an-ı Kerîm’de ilk inen vahyin “Oku!” emriyle başlaması (Kur’an-ı Kerîm, Alak 96/1-5) ve Hz. Peygamber’in “Kim ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.” hadisi, ilim ve araştırmanın İslâm’daki merkezi konumunu ve önemini göstermektedir. Düşünce ve araştırma yöneliminin yeniden güçlenmesi, ancak ilmi, ahlâkı ve hikmeti birlikte esas alan bir anlayışın toplumda yaygınlaşmasıyla mümkün olacaktır. Bu anlamda yapılacak olan tüm faaliyetler, anlamak, yaşamak, insanı, dünyayı ve tüm evreni öğrenmeye ve her şeyin yaratılış gayesini öğrenmeye yönelik olmalıdır.
Düşünce ve araştırma kültürü, güçlü bir toplum ve sağlam bir medeniyetin temelidir. Kur’ân ve Sünnet, Müslümanları sürekli okumaya, düşünmeye, araştırmaya ve hakikati delilleriyle öğrenmeye çağırmaktadır. Geçmişte ilim ve araştırmada öncü olan İslâm medeniyetinin yeniden ihya edilmesi; okuyan, sorgulayan, üreten ve öğrendiğini hayata aktaran nesiller yetiştirmekle mümkündür. Müslümanların yeniden ilimde, teknolojide ve medeniyet alanında öncü olabilmeleri, düşünce ve araştırma kültürünü güçlü bir şekilde canlandırmalarına bağlıdır. Bu sebeple ilim ve tefekkür, bireysel bir tercih değil; dinî, ahlâkî ve toplumsal bir sorumluluktur.
