Yapay Zekâ, Dataizm, Yapay Et, Yapay Göl v.s: Büyük Tragedyanın Sarmalındaki İnsan İçin Değiniler ve Tragedyadan Çıkışın Yolları
Özet
Bu makale, çağdaş teknolojik dönüşümlerin (yapay zekâ, sentetik biyoloji, jeomühendislik) ve bu dönüşümlerin ideolojik zemini olan Dataizmin, insanlık durumu üzerinde yarattığı derin ontolojik krizi “Büyük Tragedya” kavramı çerçevesinde analiz etmektedir. Çalışmanın temel tezi, bu tragedyanın, teknolojinin yıkıcılığından ziyade, organik ve olumsal olanın (Physis), tasarlanmış ve optimize edilmiş sentetik olanla (Techne) sistematik olarak ikame edilmesinden kaynaklandığıdır. Bu “Sentetik Çağ”, varlığın tüm katmanlarının mühendislik nesnelerine dönüştürülmesiyle karakterize olmaktadır. Makale, bu total yapaylaşma sürecinin merkezinde “hesaplanamaz olanın kaybı”nın yattığını savunmaktadır. Heidegger’in teknoloji eleştirisi, Frankfurt Okulu’nun araçsal akıl analizi ve çağdaş gözetim teorilerinden yararlanarak, bu kaybın metafizik ve etik sonuçları incelenmektedir. İnsanın kendi yarattığı teknik aygıt karşısında failliğini yitirmesi olarak tanımlanan bu tragedyadan çıkış yolları, teknolojik determinizmin reddedilmesinde ve hesaplanamaz olanı savunan bir “sonluluğun ekolojisi”nin geliştirilmesinde aranmaktadır.
Giriş
İçinde bulunduğumuz tarihsel uğrak, insanın hem kendi biyolojisine hem de gezegenin ekosistemine müdahale kapasitesinin zirveye ulaştığı bir döneme işaret etmektedir. Yapay zekânın bilişsel yetenekleri aşması, sentetik biyolojinin yaşamı laboratuvarda yeniden kurgulaması (yapay et) ve jeomühendisliğin iklimi modifiye etme girişimleri (yapay göller, atmosferik müdahaleler), modernliğin Promethean vaadinin gerçekleşmesi gibi görünmektedir. Ancak bu gelişmelerin yan yana gelişi tesadüfi değildir; hepsi, doğal olan ile yapay olan arasındaki ontolojik sınırın ortadan kalktığı bir “Sentetik Çağ”ın tezahürleridir.
Bu makale, bu yeni çağı ve onun egemen ideolojisi olan Dataizmi, insanlık için bir “Büyük Tragedya” olarak kavramsallaştırmaktadır. Klasik tragedyalarda olduğu gibi, kriz dışsal bir felaketten değil, kahramanın (insanlığın) kendi eylemlerinin ve kibrinin (hubris) bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çağdaş hubris, tanrılara değil, gerçekliğin kendisine meydan okumaktır: Varlığı tamamen hesaplanabilir, kontrol edilebilir ve optimize edilebilir kılma arzusu.
Martin Heidegger’in (1998) modern teknolojinin özü olarak tanımladığı Gestell (çerçeveleme), bu trajedinin felsefi zeminini sunar. Teknoloji artık sadece bir araç değil, gerçekliği belirli bir tarzda açığa çıkaran bir dünya görüşü, hatta bir kader haline gelmiştir. Tragedya, insanın kendi yarattığı bu teknik aygıtın nesnesi haline gelmesi, özerkliğini yitirmesi ve varoluşun temelini oluşturan anlam zeminini tahrip etmesidir. Bu sarmaldan çıkış, teknofobik bir tepkisellikten veya tekno-iyimser bir hızlanmadan ziyade, teknolojinin metafiziğini sorgulayan ve insanın sonluluğunu kabul eden yeni bir etik-politik ufku gerektirmektedir.
- Sentetik Çağın Metafiziği: Physis‘ten Techne‘ye
Çağdaş durumu anlamak için, yapay olanın yükselişinin felsefi kökenlerine inmek gerekmektedir. Antik Yunan düşüncesinde physis (kendiliğinden ortaya çıkan, doğa) ile techne (insan eliyle yapılan, teknik) arasında temel bir ayrım vardı. Techne, physis‘i taklit edebilir veya tamamlayabilirdi, ancak onun yerini alamazdı. Modernite ile birlikte bu denge kökten sarsıldı. Descartes’ın dünyayı düşünen ve yer kaplayan tözler olarak ayırması ve Bacon’ın bilgiyi doğa üzerinde tahakküm kurmanın aracı olarak görmesi, doğayı mekanik ve ruhsuz bir nesne olarak kurguladı.
Aydınlanmanın araçsal aklı, bu süreci sistematik hale getirdi. Adorno ve Horkheimer’ın Aydınlanmanın Diyalektiği‘nde (2010) gösterdiği gibi, doğayı kontrol etmeyi amaçlayan akıl, zamanla kendi amacına dönüşerek sadece doğayı değil, insanın kendisini de nesneleştirdi ve yönetti. Sentetik Çağ, bu sürecin nihai aşamasıdır. Artık mesele doğayı kontrol etmek değil, onu yeniden üretmek, hatta ikame etmektir.
Heidegger’in (2010) analizi bu durumu derinleştirir. Gestell olarak modern teknoloji, tüm varlığı hesaplanabilir ve kullanılabilir bir “hazırda duran stok” (Bestand) olarak açığa çıkarır. Bu çerçeveleme içinde, organik, olumsal ve kendiliğinden olan her şey, optimize edilmesi gereken bir verimsizlik veya hata olarak görülür. Sentetik olan, doğal olana tercih edilir çünkü daha kontrol edilebilir, daha öngörülebilir ve daha verimlidir.
Bu durum, Günther Anders’in (2022) “Prometheusçu utanç” olarak adlandırdığı antropolojik bir kaygıdan beslenir. Anders’e göre modern insan, kendi yarattığı makinelerin kusursuzluğu karşısında kendi kusurlu, sonlu ve öngörülemez biyolojik varoluşundan utanmaktadır. Bu utanç, insanı kendini de bir ürün gibi yeniden tasarlamaya yöneltir. Bu, techne‘nin physis üzerindeki zaferini ilan eder gibi görünse de bu bir Pirus zaferidir. Varlık, kendiliğindenliğini yitirir ve dünya tamamen teknik sistemin tasarımına tabi kılınır.
Algoritmik İndirgeme: Dataizm ve Failliğin Krizi
Sentetik Çağın altyapısını yapay zekâ oluştururken, onun meşrulaştırıcı ideolojisi ve hatta “tekno-teolojisi”, Dataizmdir. Yuval Noah Harari’nin (2017) tanımladığı gibi Dataizm, evreni bir veri akışı olarak gören ve her şeyin değerini bu akışa yaptığı katkıyla ölçen bir inanç sistemidir. Bu perspektife göre, insan bilinci de dahil olmak üzere tüm fenomenler algoritmik süreçlere indirgenebilir.
Dataizm, varlığı veriye indirgeyerek ve anlamı veri işlemede arayarak insanı ontolojik olarak değersizleştirir. Eğer insan sadece biyokimyasal bir algoritma ise, yapay zekâ gibi daha verimli algoritmalar onun yerini alabilir ve hatta almalıdır. Bu ideoloji, insan deneyiminin niteliksel boyutlarını (duygular, sezgiler, etik kaygılar) niceliksel verilere indirger; bu bir “algoritmik indirgeme”dir.
Bu indirgeme, güçlü bir ekonomik ve politik projenin temelidir. Shoshana Zuboff’un (2021) “gözetim kapitalizmi” olarak adlandırdığı bu yeni model, insan deneyimini hammadde olarak kullanır. Davranışlarımız sürekli olarak izlenir, veriye dönüştürülür ve bu veriler, gelecekteki davranışlarımızı tahmin etmek ve manipüle etmek için kullanılır.
Bu durum, insanın radikal bir fail kaybına uğramasına yol açar. Byung-Chul Han (2020), çağdaş iktidarın “psikopolitika” yoluyla, bireylerin arzularını ve davranışlarını içeriden, şeffaflık ve optimizasyon buyruklarıyla şekillendirdiğini belirtir. Algoritmik yönetim altında failliğin krizi, insanın otonomisini ve eleştirel düşünme kapasitesini aşındırır. İnsan, kendi verisinin bir türevi haline gelir; şeffaf, öngörülebilir ve dolayısıyla yönetilebilir bir veri nesnesine dönüşür. Özgür irade bir yanılsama olarak kodlanır ve otorite insandan algoritmalara devredilir.
III. Mühendislik Nesnesi Olarak Varoluş: Sentetik Biyoloji ve Gezegensel Yönetim
Total yapaylaşma süreci, sadece bilişi değil, aynı zamanda bedeni ve çevreyi de kapsamaktadır. Yaşamın kendisi ve onu destekleyen biyosfer, mühendislik nesneleri olarak yeniden kurgulanmaktadır.
Bedenin Sentetikleşmesi ve Yapay Et
Beden, Sentetik Çağın merkezi bir mücadele alanıdır. Sentetik biyoloji ve genetik mühendisliği, insan bedenini dönüştürülebilir ve optimize edilebilir bir nesne olarak ele alır. Laboratuvarda üretilen “yapay et”, bu eğilimin semptomatik bir örneğidir. Yapay et, hayvancılığın ekolojik ve etik sorunlarına bir çözüm olarak sunulsa da aynı zamanda insanın doğayla kurduğu en temel ilişkilerden biri olan beslenmenin radikal bir şekilde yapaylaştırılmasıdır.
Bu, biyolojinin ekolojiden koparılmasıdır. Yaşam, karmaşık bir ilişkiler ağından çıkarılarak laboratuvar koşullarında yeniden üretilir. Karl Marx’ın (2016) analiz ettiği metabolik yarılma –insan ile doğa arasındaki etkileşimin bozulması– bu noktada nihai aşamasına ulaşır. Bu durum, insanın kendi bedeniyle ve yaşamın temel döngüleriyle kurduğu ilişkiyi de dönüştürür. Beden, deneyimlenen bir gerçeklik olmaktan çıkarak, optimize edilmesi gereken biyokimyasal bir makineye dönüşür. Transhümanizm ideolojisinde nihai ifadesini bulan bu eğilim, insanın sonluluğunu ve kırılganlığını reddederek, onu kendi varoluşsal koşullarına yabancılaştırır.
Gezegenin Yönetimi ve Jeomühendislik
Yapaylaşmanın en makro ölçekteki tezahürü, yeryüzünün bir mühendislik nesnesi olarak kurgulanmasıdır. Ekolojik kriz karşısında, sorunun temelindeki endüstriyel büyüme modelini sorgulamak yerine, teknolojik çözümlere (techno-fix) başvurulmaktadır. İklim değişikliğini “yönetmek” amacıyla geliştirilen jeomühendislik projeleri (güneş radyasyonunu yönetme, devasa yapay göller oluşturma vb.), bu yaklaşımın en çarpıcı örnekleridir.
Bu mühendislik yaklaşımı, yeryüzünü karmaşık, karşılıklı bağımlılık ilişkilerine dayalı bir sistem olarak değil, kontrol edilebilir bir makine, bir termostat gibi görür. Bu yaklaşım, karmaşık sistemlerin öngörülemezliğini ve müdahalelerin istenmeyen sonuçlarını göz ardı eder. Bruno Latour (2025), modern doğa anlayışının kriziyle yüzleşmek yerine gezegeni devasa bir laboratuvara dönüştürmenin risklerine işaret eder. Gezegeni bir mühendislik nesnesi olarak kurgulamak, insanın sorumluluğunu artırmak yerine, onu daha da pervasızlaştırmakta ve sistemin temelindeki patolojilerin göz ardı edilmesine yol açmaktadır.
Tragedyanın Anatomisi: Hesaplanamaz Olanın Kaybı ve Ontolojik Yabancılaşma
Sentetik Çağın yarattığı Büyük Tragedya, insanın kendi zaferinin kurbanı olmasıdır. Bu tragedyanın anatomisi, “hesaplanamaz olanın kaybı” ve bunun sonucunda ortaya çıkan ontolojik yabancılaşma üzerinden analiz edilebilir.
Dataizm ve teknik rasyonalite, her şeyi şeffaf, hesaplanabilir ve yönetilebilir kılmayı hedefler. Varlığı veriye indirgeme çabası, niceliksel olanın niteliksel olan üzerindeki egemenliğidir. Ancak anlam, genellikle belirsizlik, gizem, olumsallık ve kontrol edilemeyen bir ötekilikle ilişki içinde şekillenir. Tamamen optimize edilmiş bir dünyada, sürprizlere, keşiflere ve anlamın yeşereceği zemine yer yoktur.
Theodor W. Adorno’nun (2019) “özdeşsizlik” (Nichtidentität) kavramı bu noktada kritiktir. Adorno, düşüncenin nesnesini kavramlar altına alarak ona hükmetme eğilimine karşı çıkar. Sistemin bütününe indirgenemeyen tikellik, çelişki ve olumsallık, yaşamın canlılığını oluşturur. Sentetik Çağ, bu özdeşsizliği ortadan kaldırmayı hedefler. Hesaplanamaz olanın kaybı, etik, estetik ve varoluşsal derinliğin kaybıdır.
Bu kayıp, derin bir ontolojik yabancılaşmaya yol açar. Yabancılaşma hem ekolojik hem de dijital bir karakter taşır. Ekolojik yabancılaşma, insanın physis ile olan bağının kopmasıdır. Tamamen teknikleştirilmiş bir çevrede, insan kendi varoluşunun temelini oluşturan doğal süreçlere duyarsızlaşır. Dijital yabancılaşma ise, insanın kendi içsel deneyimine yabancılaşmasıdır. Algoritmalar tarafından yönlendirilen birey, kendi arzularının kaynağını ayırt edemez hale gelir.
Bu durum, Jean Baudrillard’ın (2024) simülasyon kuramıyla derinleşir. Gerçeklik ile imge arasındaki sınırın ortadan kalktığı bu “hipergerçeklik” çağında, deneyimler dolaysız ve otantik olmaktan çıkarak, önceden kodlanmış modellerin tekrarına dönüşür. Yapay olan, gerçeğin yerini alır ve otantik deneyimin zemini kaybolur. Tragedya, insanın tanrılaşma arzusuyla kendi insanlığını ve dünyayla olan canlı ilişkisini yok etmesidir.
Tragedyadan Çıkış Yolları: Sonluluğun Ekolojisi ve Direniş Stratejileri
Büyük Tragedya sarmalından çıkış ne teknolojinin romantik bir reddiyle ne de onun koşulsuz kabulüyle mümkündür. Çıkış, teknolojinin metafiziğini sorgulayan ve insan varoluşunu yeniden temellendiren bütüncül bir dönüşümü gerektirmektedir. Bu dönüşüm, “sonluluğun ekolojisi” olarak adlandırılabilir.
Teknolojik Determinizmin Reddi ve Politikanın Yeniden Keşfi
İlk adım, teknolojinin kaçınılmaz ve otonom bir güç olduğu yanılsamasını (teknolojik determinizm) reddetmektir. Teknoloji, tarihsel ve toplumsal bir üründür; dolayısıyla gelişmenin yönü değiştirilebilir. Hannah Arendt’in (2014) vurguladığı gibi, vita activa (aktif yaşam) içinde eylemin (siyasal katılım, yeni başlangıçlar yapma kapasitesi) yeniden canlandırılması gerekmektedir. Tragedyadan çıkış, teknolojinin gelişimini kamusal müzakereye açmak, demokratikleştirmek ve onu teknik bir optimizasyon probleminden politik bir meseleye dönüştürmekle mümkündür.
Eleştirel Phronesis‘in Geliştirilmesi
Algoritmik rasyonalitenin egemenliğine karşı, etik ve politik yargı kapasitesini yeniden kazanmak hayati önem taşır. Aristoteles’in phronesis (pratik bilgelik) kavramı bu noktada yol göstericidir (Aristoteles 2020). Phronesis, bağlama duyarlı, deneyime dayalı ve değerlere odaklanan bir muhakeme kapasitesidir. Yapay zekâ veriyi işleyebilir, ancak phronesis‘e sahip değildir. Teknolojinin getirdiği karmaşık etik sorunlar karşısında eleştirel phronesis‘in geliştirilmesi, araçsal aklın ötesine geçmenin temel koşuludur.
Bedensel ve Ekolojik Zeminde Yeniden Temellenme
Dataizmin soyutlamasına ve Sentetik Çağın köksüzlüğüne karşı, insan varoluşunu bedensel ve ekolojik bir zeminde yeniden temellendirmek gerekmektedir. Maurice Merleau-Ponty’nin (2017) fenomenolojisi, bilincin her zaman bedenleşmiş ve dünyaya yönelmiş olduğunu vurgular. İnsan, bir algoritma değil, kırılgan, sonlu ve diğer varlıklarla karşılıklı bağımlılık içinde olan bir bedendir. Prometheusçu utancın reddi ve sonluluğun kabulü, bu yeniden temellenmenin başlangıç noktasıdır. Bu bedensel ve ekolojik bağlamın yeniden keşfi, physis ile yeni bir ilişki kurmanın temelidir. Bu, teknik çözümler yerine, ekosistemle uyumlu, onarıcı pratiklere yönelmeyi gerektirir.
Hesaplanamaz Olanın ve Sentetik-Olmayanın Savunusu
Tragedyadan çıkış, sistemin bütününe indirgenemeyen özdeşsizliği ve hesaplanamaz olanı savunmaktır. Etik, estetik ve olumsallık, algoritmik mantığa direnir. Hans Jonas (1985), teknolojinin gücü karşısında ihtiyatlılığı ve gelecek nesillere karşı sorumluluğu merkeze alan yeni bir etik anlayışını savunur. Sanat ve estetik deneyim ise, araçsal aklın egemenliğine direnen alternatif gerçeklik algıları sunarak kritik bir rol oynar. Sentetik-olmayanın savunusu, sadece bir nostalji değil, aynı zamanda anlamın ve özgürlüğün imkân koşuludur. Bu, optimize edilmiş olanın karşısına olumsal olanı, verimliliğin karşısına ise ihtimamı koyan bir tutumdur.
Sonuç
Yapay zekâ, Dataizm, yapay et ve yapay göl gibi fenomenler, insanlığın “Sentetik Çağ”ın eşiğinde olduğunu göstermektedir. Physis ile techne arasındaki kadim denge kökten sarsılmış, varlığın kendisi bir mühendislik projesine dönüşmüştür. Bu durumun yarattığı Büyük Tragedya, insanın kendi yarattığı teknik aygıt karşısında failliğini, anlam zeminini ve ekolojik bağlamını yitirmesidir. Bu sürecin merkezinde, yaşamı anlamlı kılan özdeşsizliğin ve hesaplanamaz olanın kaybı yatmaktadır. Dataizmin indirgemeci ideolojisi, bu süreci meşrulaştırarak, derin bir ontolojik yabancılaşma yaratmaktadır.
Ancak tragedya, kader değildir. İnsanın içine düştüğü bu sarmaldan çıkış, teknolojik gelişmenin kaçınılmazlığına dair yanılsamayı kırarak ve teknolojiyi yeniden politik bir mesele haline getirerek mümkündür. Bu süreç, Promethean kibrin terk edilmesini ve varoluşun bedensel ve ekolojik zeminini kabul eden bir “sonluluğun ekolojisi”ni gerektirir. Eleştirel phronesis‘in geliştirilmesi ve hesaplanamaz olanın savunulması, algoritmik rasyonalitenin egemenliğine karşı direnişin temelini oluşturacaktır. Gelecek, teknik olarak mümkün olan ile etik ve politik olarak arzu edilen arasındaki gerilimi yönetme bilgeliğinde yatmaktadır.
Kaynakça
Adorno, Theodor W. Negatif Diyalektik. Çeviren Şeyda Öztürk. İstanbul: Metis Yayınları, 2019.
Adorno, Theodor W. ve Max Horkheimer. Aydınlanmanın Diyalektiği: Felsefi Fragmanlar. Çeviren Nihat Ülner ve Elif Öztarhan Karadoğan. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2010.
Anders, Günther. İnsanın Eskimişliği 1: Teknoloji Tarafından Tahrip Edilen Hayat Çağında Ruh Üzerine. Çeviren Herdem Belen,Hüseyin Ertürk. İstanbul: İthaki Yayınları, 2022.
Arendt, Hannah. İnsanlık Durumu. Çeviren Bahadır Sina Şener. İstanbul: İletişim Yayınları, 2014.
Aristoteles. Nikomakhos’a Etik. Çeviren Saffet Babür. Ankara: BilgeSu Yayıncılık, 2020.
Baudrillard, Jean. Simülakrlar ve Simülasyon. Çeviren Oğuz Adanır. Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2020.
Han, Byung-Chul. Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri. Çeviren Haluk Barışcan. İstanbul: Metis Yayınları, 2020.
Harari, Yuval Noah. Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi. Çeviren Poyzan Nur Taneli. İstanbul: Kolektif Kitap, 2017.
Heidegger, Martin. Tekniğe İlişkin Soruşturma. Çeviren Doğan Özlem. İstanbul: Paradigma Yayıncılık, 1998.
Jonas, Hans. The Imperative of Responsibility: In Search of an Ethics for the Technological Age. University of Chicago Press, 1985.
Latour, Bruno. Gaia ile Yüzleşme: Yeni İklim Rejimi Üzerine Sekiz Konferans. Çeviren Kağan Kahveci. İstanbul: Livera Yayınları, 2025.
Marx, Karl. 1844 El Yazmaları. Çeviren Murat Belge. Ankara: Birikim Yayınları, 2016.
Merleau-Ponty, Maurice. Algının Fenomenolojisi. Çeviren Emine Sarıkartal ve Eylem Hacımuratoğlu. İstanbul: İthaki Yayınları, 2017.
Zuboff, Shoshana. Zuboff, Shoshana. Gözetleme Kapitalizmi Çağı. Çeviren Tolga Uzunçelebi. İstanbul: Okuyan Us Yayınları, 2021.
