İSLAMİ STK’LAR’IN VE GURUPLARIN YAKIN TEHLİKELERE DUYARSIZLIĞI ÜZERİNE
İslami STK’ların yaptığı işleri gördüğünüzde takdir etmemek mümkün değil..
Ramazan’da iftar sofraları kuruyorlar, kermesler düzenliyorlar, yoksul ve muhtaçlara yardım ediyorlar. Filistin’deki durumlara duyarlılıkları, başörtüsü tartışmaları, dini eğitim projeleri derken birçok konuda aktifler. Bu yönleri gerçekten değerli ve önemli.
Ama bir de öyle meseleler var ki, toplumun dokusunu derinden çürütüyor ama İslami STK’ların gündeminde çoğu zaman görünmüyor. Mesela kadın cinayetleri, çocuk işçiliği, uyuşturucu sorunları…
Özellikle son yıllarda Minguzi cinayeti ve Rojin Kabaiş olayı gibi trajedilere dönük herhangi bir açıklama ya da tepki bulunmuyor.. sokak çeteleri, uyuşturucuların okullara sokulması gibi konular ise ayrı bir felaket. Çünkü bazen bu işlerin içinde, devlet mekanizmasında kirlenmiş memurların da katkısı olabiliyor. İşte bu yüzden sivil inisiyatif, yani STK’ların aktif rol alması çok önemli..Bu suçların örtbas edilme ihtimaline karşı Sedat Peker bile inisiyatif alıyor ve duyarlılık gösteriyor.
Bu işlere müdahil olunmadığında, sorumluluk sadece güvenlik güçlerine kalır; oysa bir toplum sadece asker ve polis marifetiyle toplumsal sorunları çözemez. Sivil toplum kuruluşları ise eğitim, kültür, dayanışma, sahiplenme ve güven verme noktasında topluma önayak olmak zorundadır.
Bunu sadece eleştirmek için söylemiyorum; bu kuruluşların güçlü olduğu alanlar var ve bu alanlar gerçekten kıymetli. Ama toplumun bütüncül bir şekilde korunması için, sadece yoksula yardım etmek ya da dini meselelerle ilgilenmek yeterli değil. Kadın cinayetlerine, çocuk istismarına, gençlerin suça sürüklenmesine ve sokak çetelerinin oluşturduğu tehditlere karşı da acil tedbir almak gerekiyor.
Özellikle Urfa’da bir çocuk işçinin işkenceyle öldürülmesi olayında, yeri göğü ayağa kaldırması gereken İslami STK’lardan tek bir ses bile çıkmamıştır. Bu gerçekten çok acı bir durumdur; hem de çok acı.
Kısacası, İslami STK’lar yaptıkları iyiliklerle övünüyor ama toplumsal çürümeye ve suçlara karşı da görünür ve aktif olurlarsa, hem toplumda daha çok güven kazanırlar hem de dini ve etik değerlerin hayatın içinde karşılığını göstermiş olurlar. Bu tür bir sorumluluk, hem gençleri hem de toplumun genel sağlığını korumak açısından hayati öneme sahip.

