Tulumdan Üniformaya Giden Yol Kapandı
Ancak bugün, “Sistemik Savaşlar” dediğimiz yeni bir evreye girdik. Bu evrenin en belirgin özelliği, artık karşımızda o eski disiplinli toplumların olmayışıdır. Batı dünyası, sanayi sonrası (post-endüstriyel) dediğimiz, üretimin değil tüketimin kutsandığı bir “ümrân” (refah ve konfor) denizinde yüzüyor. Bu yeni evrede savaşlar, merkez güçlerin birbiriyle kıran kırana girdiği sahnelerden ziyade, bir tarafın konforunu korumaya çalıştığı, diğer tarafın ise bu düzene çomak soktuğu asimetrik birer “sistem testi” mahiyetindedir.
Ümrânın Diyalektiği: Bolluk İçindeki Çürüme
İbn Haldûn, asırlar evvelinden bize bir medeniyet yasası bırakmıştı. Bir toplumu ayakta tutan o birbirine kenetlenme ruhuna “asabiyye” diyordu. Bu ruh, üretimle, disiplinle ve zorlukla bilenirdi. Ne zaman ki bir toplum zenginleşir, şehirleşir ve refahın zirvesine çıkar, işte o zaman “ümrân” safhası başlar. Ümrân, dışarıdan bakıldığında göz kamaştırıcı bir bolluktur; ancak içeriden bakıldığında disiplin mekanizmalarının gevşediği, asabiyyenin buharlaştığı bir çürüme evresidir.
Batı, II. Umûmî Harp’ten sonra bu ümrânın tadına öyle bir baktı ki, bir daha o eski sert disiplin kodlarına dönmesi imkânsız hale geldi. Birikimin aşağıya doğru akıtılmasıyla, eski işçi sınıfı artık birer “tüketici” oldu. Bugünün Batılı genci için “vatan” veya “ideoloji” gibi kavramlar, ancak sosyal medyada paylaşılan birer görselden ibaret. Onlar için asıl kutsal, “yaşam kalitesi” ve “sınırsız özgürlük” takıntısıdır. Hal böyle olunca, bu kitleleri üniforma giydirip uzak coğrafyalarda ölmeye ikna etmek, inatçı bir deveyi hendekten atlatmaktan daha zordur. Savaş, onlar için sadece sinemada izlenen bir kâbustur; gerçek hayatta ise asla yüzleşmek istemedikleri bir konfor bozucudur.
Amerikan Rüyâsı’ndan Vietnam Sendromu’na: Kovboyun Çıkmazı
ABD, bu ümrân sürecini “Amerikan Rüyâsı” denilen o hoyrat tüketim kültürüyle dünyaya pazarladı. Amerikan tarzı refah, Avrupa’nınkine kıyasla çok daha “görgüsüz” ve “kaba” bir seyir izledi. Bunun sebebi, ABD’nin tarihî bir derinliğinin olmayışı ve dünya jandarmalığı rolünü tek başına üstlenmiş olmasıydı. Amerika ordusunu da bu hoyratlıkla yönetti. Onlara göre bir savaşı kazanmak için sadece “üstün ateş gücüne” sahip olmak yeterliydi.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Kore’den başlayıp Vietnam’da zirve yapan mağlubiyetler, Amerikalılara askerliğin “kovboyluk” olmadığını acı bir şekilde öğretti. Vietnam sendromu dedikleri o büyük sosyal travma, aslında ümrânlaşmış bir toplumun asimetrik bir asabiyye (inanmışlık ve direnç) karşısındaki ilk büyük iflasıydı. Amerikalılar bu boşluğu Rambo filmleriyle, sahte kahramanlık destanlarıyla yamamaya çalıştılar ama sahadaki gerçeği değiştiremediler: Konforuna düşkün bir toplum, ölümü göze alan bir toplumla başa çıkamaz.
Rusya, İran ve Yeni Asabiyye Odakları
Sistemik savaşın bugün iki ayağı var. İlki Rusya-Ukrayna savaşıydı. Batı, Rusya’nın da kendisi gibi ümrânın rehavetine kapıldığını sandı. Oysa Rusya, Çarlık ve Sovyet geçmişinden gelen o sert, Ortodoks disiplin kodlarını hâlâ damarlarında taşıyordu. Rusların tüketim kültürüyle tanışması şunun şurasında otuz senelik bir mevzudur; dolayısıyla asabiyye ruhuna, yani o sert disipline geri dönmeleri çok da zor olmadı.
Şimdi ise asıl büyük imtihan kapıda: ABD-İran savaşı (Körfez Savaşı 03). Bu, Rusya sınavından çok daha çetindir. Kağıt üzerinde bakıldığında, bir tarafta disiplinsiz, sayıca azalan ve savaşmaktan ölesiye korkan “ümrân çocukları”; diğer tarafta ise Şiâ ortodoksisinin o çileci, disiplinli ve direnişle harmanlanmış asabiyyesi var. İran, yıllardır süren ambargolarla aslında bir “asabiyye antrenmanı” yaptı. Tüketim toplumunun o gevşetici sularına tam olarak batmadığı için direnç kapasitesini korudu.
Netice: Kovboyun Son Valsi
Batı, uzun yıllar boyunca “vekâlet savaşları” yürüterek kendi ellerini kirletmemeye çalıştı. Başkalarını birbiriyle kırdırarak kendi refahını sürdürdü. Ancak artık deniz bitti. Sanayi sonrası devirde, üretimin merkezi artık Doğu’ya kaydı. Çin, bugün kapitalizmin yeni “asabiyye” gücünü temsil ediyor; çünkü orada hâlâ fabrikalar, hâlâ disiplinli kitleler ve hâlâ tulumu çıkarıp üniformayı giymeye hazır milyonlar var.
ABD’nin İran karşısındaki olası bir hamlesi, bir kovboyun bar kapısını tekmeleyip içeri girmesine benzemeyecektir. O kapı bu sefer açılmayabilir ya da içerideki disiplinli direniş, kovboyun bütün o fiyakalı silahlarını elinde patlatabilir. Sistemik savaşlar devri, ümrânın (refahın) rehaveti ile yeni asabiyye (direnç ve disiplin) odaklarının çarpışmasına sahne olacaktır. Ve tarihin yasası şaşmaz: Ümrânın disiplinsiz kalabalıkları, her zaman asabiyyenin inanmış azınlıklarına mağlup olmuştur.
