Demokratik Toplumda Sivil Toplum ve Siyasal Katılım İlişkisi
Aristokratik ülkeler, kendi kendilerine yetmeyi bilen ve kolay ya da gizli biçimde baskı altına alınamayan zengin ve nüfuzlu bireylerle doludur; bunlar iktidarı genel olarak ölçülülük ve itidal alışkanlıkları içinde tutarlar. Demokratik ülkelerde ise tek başına ele alınan her yurttaş hiçbir direnç gösteremez ve kendisine yapılan zulmü kamuoyunun gözleri önüne sermeyi de çoğu zaman başaramaz.
Demokratik bir toplumsal durumdan doğal olarak doğan eylem özgürlüğünü kaybetmemek için çoğunluğa mutlak güç verilmemesi gerekir. Demokratik bir halkta zihinsel şeylere doğru gerekli hareketi sağlayabilmek için özgürlüğün yerleştirilmesi gerekir. Demokratik uluslarda aydınlanma cömertçe yayılmalıdır ki insan zihninin eğilimleri yükseltilebilsin. Aydınlanma ve özgürlükten yoksun bir demokrasi insan türünü yeniden barbarlığa götürürdü. Yaşamlarını maddi olmayan bir yöne çevirebilmeleri için demokratik halkların inançlara ihtiyacı vardır. Demokratik halklara ancak inançlar hâkim olabilir. Din, göksel düşünceler veren neredeyse maddi olmayan bir çıkardır.
Dünyada yeniden bir aristokrasi kurulabileceğine kesinlikle inanmıyorum; fakat sıradan yurttaşların birleşerek çok zengin, çok etkili, çok güçlü varlıklar meydana getirebileceklerini düşünüyorum; kısacası aristokratik şahsiyetler oluşturabileceklerini düşünüyorum.
Aristokratik şahsiyetlerden kastettiğim şey; şehirler, kantonlar, bölgeler gibi sürekli ve yasal birlikler ya da edebiyatta, sanayide veya siyasette görülebilecek gönüllü ve geçici birliklerdir. Bunlar örnek olarak verilmiştir, model olarak değil.
Böyle bir düzen, gerçek anlamdaki aristokrasinin bazı avantajlarını onun sakıncaları olmaksızın sağlayacaktır. Sürekli eşitsizlikler kurmayacak ve belirli insanları diğerlerinin üzerine yükseltmeyecektir. Fakat büyük çabalar gösterebilen, geniş projeler geliştirebilen ve sağlam bir direnç ortaya koyabilen güçlü bireyler yaratacaktır. İnsanları başka bir tarzda fakat aristokrasinin yaptığı kadar sıkı biçimde birbirine bağlayacaktır. İnsan türünü büyütecek ve düşünceyi yükseltecektir.
Sivil hayatta yapılan bu tür derneklerden söz ediyorum. Amerika’da her yaştan, her koşuldan ve her türlü eğilime sahip insanların sürekli olarak birleştiğini gördüm. Yalnızca herkesin katıldığı ticari ve sınai dernekler değil, bunun yanında binlerce başka tür dernek de vardır: dinî, ahlâkî, ciddi, önemsiz, çok genel ve çok özel, çok büyük ve çok küçük dernekler. Amerikalılar eğlenceler düzenlemek, seminerler kurmak, hanlar yapmak, kiliseler inşa etmek, kitaplar yayımlamak ve dünyanın öbür ucuna misyonerler göndermek için birleşirler. Bu şekilde hastaneler, hapishaneler ve okullar kurarlar. Son olarak, eğer bir gerçeği ortaya çıkarmak ya da bir duyguyu büyük bir örnek aracılığıyla yaymak söz konusuysa, yine birleşirler.
Amerika’da bazı dernek türleriyle karşılaştım ki, itiraf etmeliyim, onların varlığını daha önce hiç tasavvur etmemiştim. Amerika Birleşik Devletleri sakinlerinin çok sayıda insanın çabalarına ortak bir hedef vermekte ve onları bu hedefe doğru özgürce yürütmekte gösterdikleri sonsuz maharete sık sık hayran kaldım.
Daha sonra İngiltere’yi dolaştım. Amerikalılar yasalarının bir kısmını ve geleneklerinin çoğunu oradan almışlardı. Fakat bana öyle geldi ki, orada dernekleşmeden bu kadar sürekli ve bu kadar ustaca yararlanılmıyordu. İngilizlerin tek başlarına çok büyük işler başardıkları sık sık görülür; buna karşılık Amerikalılar, neredeyse en küçük girişim için bile birleşirler. Birincilerin dernekleşmeyi güçlü bir eylem aracı olarak gördükleri açıktır; ikinciler ise onu sahip oldukları tek eylem aracı olarak görüyor gibidirler.
Böylece yeryüzündeki en demokratik ülke, insanların ortak arzularının peşinden birlikte gitme sanatını en ileri derecede geliştirdikleri ve bu yeni bilimi en çok alana uyguladıkları ülke olmuştur. Bu bir rastlantının sonucu mudur, yoksa dernekleşme ile eşitlik arasında gerçekten zorunlu bir bağ mı vardır? Aristokratik toplumlar, kendi başlarına hiçbir şey yapamayan çok sayıdaki bireyin ortasında, her zaman çok güçlü ve çok zengin az sayıda yurttaş barındırırlar; bunların her biri tek başına büyük girişimleri gerçekleştirebilir.
Demokratik toplumlarda ise durum farklıdır. Orada bütün yurttaşlar bağımsızdır; fakat aynı zamanda zayıftırlar. Tek başlarına hemen hiçbir şey yapamazlar ve içlerinden hiçbiri diğerlerini kendi isteği doğrultusunda çalışmaya zorlayamaz. Bu nedenle, kendi aralarında özgürce birleşmeyi öğrenmezlerse hiçbir zaman önemli işler başaramazlar. Aristokratik ülkelerde büyük bir lord, geniş bir girişimi tek başına gerçekleştirebilir. Demokratik ülkelerde ise aynı amaca ulaşmak için çok sayıda insanın gönüllü olarak işbirliği yapması gerekir. Bu yüzden dernekleşme sanatı, bütün bilimlerin anası sayılabilecek kadar önem kazanır; diğer bütün ilerlemeler de onun gelişme derecesine bağlıdır.
İnsanlar yalnızca ticari ve sınai girişimler için değil, aynı zamanda ahlâkî ve düşünsel amaçlar için de birleşmelidirler. Çünkü duyguların ve fikirlerin yenilenebilmesi, insan zihninin gelişebilmesi için insanların sürekli olarak birbirleri üzerinde etkide bulunmaları gerekir. Oysa demokratik ülkelerde bu etkiyi doğal olarak kullanabilen tek güç hükümettir. Fakat hükümetin etkisi her zaman eksik ve çoğu zaman da baskıcıdır. Bu nedenle, aristokratik toplumlarda güçlü bireylerin yerine getirdiği görevi demokratik toplumlarda derneklerin üstlenmesi gerekir. Duyguları canlandırmak, fikirleri yaymak ve insanları ortak amaçlar etrafında toplamak onların görevidir. Demokratik toplumlarda dernekleşme ilerledikçe, insanlar yalnızca birlikte hareket etmeyi değil, aynı zamanda birlikte düşünmeyi de öğrenirler. Böylece ortak eylem alışkanlığı ortak düşünce alışkanlığını da doğurur.
Bundan dolayı, demokratik ülkelerde dernekleşme özgürlüğü yalnızca bazı yararlı girişimlerin gerçekleşmesini sağlamaz; aynı zamanda uygarlığın devamı için zorunlu olan düşünsel ve ahlâkî hayatı da korur. Demokratik ülkelerde insanlar çok sık birbirlerinden ayrılırlar. Her biri kendi başına yaşar ve kendi küçük çevresine çekilme eğilimi gösterir. Bu yüzden onları ortak bir eylem içinde bir araya getirmek güçtür. Onlara aynı anda aynı düşünceyi iletmenin ve aynı anda aynı duyguyu hissettirmenin bir yolu bulunmalıdır. Gazete işte bu görevi yerine getirir. Bir gazete, aynı düşünceyi aynı anda binlerce insana ulaştırır. Birbirlerini görmeyen, birbirlerini tanımayan ve aralarında doğrudan ilişki bulunmayan insanları ortak bir amaç etrafında toplar.
Bir dernek kurulmak istendiğinde, önce insanların birbirlerini bulmaları gerekir. Bunun için de birbirlerine ulaşabilmeleri gerekir. Gazeteler bu iletişimi sağlar. İnsanları haberdar eder, çağırır ve ortak bir amaç etrafında birleştirir. Bu nedenle gazeteler ile dernekler arasında zorunlu bir ilişki vardır. Gazeteler olmadan dernekler yaşayamaz; dernekler olmadan da gazeteler uzun süre varlıklarını sürdüremezler. İnsanlar eşit hâle geldikçe her bireyin gücü azalır. Buna karşılık gazetenin etkisi artar. Çünkü tek başına zayıf olan insanlar, gazeteler aracılığıyla ortak hareket etme imkânı bulurlar.
Gazete, derneğin temsilcisidir; denilebilir ki her bir okuyucuya bütün diğer okuyucular adına seslenir. İnsanlar bireysel olarak ne kadar zayıfsa, gazetenin onları peşinden sürüklemesi de o kadar kolay olur. Bundan dolayı insanlar birbirlerine daha çok benzedikçe ve daha eşit hâle geldikçe gazetelerin etkisi de büyür. Aristokratik toplumlarda büyük bir insanın kişisel nüfuzu birçok kişiyi harekete geçirmeye yeterli olabilir. Demokratik toplumlarda ise aynı etkiyi ancak bir gazete veya bir dernek yaratabilir. Bu nedenle demokratik yüzyıllarda dernekleşme sanatı ile gazetecilik sanatı birbirinden ayrılmaz biçimde bağlıdır. Bunlardan biri gelişmeden diğerinin gelişmesi de mümkün değildir. Yalnızca yasal hakların insanların birleşmesine izin vermesi yeterli değildir; insanların birleşme alışkanlığını da edinmeleri gerekir. Çünkü yurttaşlar ortak amaçlar için sürekli olarak bir araya gelmezlerse, bunu yapma hakkına sahip olmaları tek başına büyük bir sonuç doğurmaz.
Siyasal dernekler insanlara dernekleşme sanatını öğretir. İnsanlar başlangıçta siyasal amaçlarla birleşirler; fakat bu süreçte birlikte hareket etmeyi, ortak karar almayı ve ortak çıkarlarını savunmayı öğrenirler. Daha sonra aynı yöntemleri sivil hayata da taşırlar.
Bu nedenle siyasal dernekler yalnızca kendi amaçları bakımından önemli değildir; aynı zamanda yurttaşları her türlü dernekleşmeye hazırlayan bir okul görevi görürler. Bir ülkede siyasal dernekler ne kadar çoksa, sivil dernekler de genellikle o kadar çok olur. Çünkü insanlar aynı sanatı farklı alanlarda uygulamaya alışırlar. İnsanlar önce kamu işlerinde birleşmeyi öğrenirler; daha sonra ticarette, sanayide, eğitimde, hayır işlerinde ve düşünsel faaliyetlerde de birleşmeye başlarlar. Böylece dernekleşme alışkanlığı bütün topluma yayılır. Siyasal dernekler bazen devletin huzurunu tehdit edebilir; fakat uzun vadede meydana getirdikleri sivil dernekler bu sakıncayı büyük ölçüde telafi eder. Çünkü sivil dernekler yurttaşları ortak amaçlar doğrultusunda düzenli ve barışçıl biçimde hareket etmeye alıştırır. Yeryüzünde siyasal amaçlarla sınırsız biçimde birleşme özgürlüğünün her gün kullanıldığı yalnızca bir millet vardır. Aynı millet, sivil hayatta da dernekleşme hakkından sürekli yararlanmayı düşünmüş ve bu sayede uygarlığın sağlayabileceği bütün faydalara ulaşmayı başarmıştır. Siyasal derneklerin yasaklandığı bütün ülkelerde sivil dernekler de seyrektir. Bunun bir rastlantı olduğuna inanmak güçtür; aksine, bu iki tür dernek arasında doğal ve belki de zorunlu bir ilişki bulunduğu sonucuna varmak gerekir. İnsanlar siyasal alanda birlikte hareket etmeyi öğrenmeden, sivil alanda büyük ölçekte ve sürekli biçimde birleşmeyi de kolay kolay öğrenemezler. Bu nedenle özgür bir toplumun gücü yalnızca yasalarında değil, yurttaşlarının ortak amaçlar uğruna birleşebilme yeteneğinde de yatar.

İnsanlar eşit hâle geldikçe ve her biri kendi başına daha zayıf duruma düştükçe, onların ortak amaçlar uğruna birleşmeleri daha gerekli hâle gelir. Bir insanın tek başına yapamayacağı şeyi birçok insan birlikte yapabilir. Bu nedenle eşitliğin ilerlemesiyle birlikte dernekleşme sanatı da gelişmek zorundadır.
Demokratik toplumlarda kamusal yaşamın bütün ayrıntıları içinde yurttaşların birbirlerine yardım etmeleri gerekir. Çünkü hiç kimse tek başına yeterince güçlü değildir; buna karşılık herkesin bir araya gelmesi büyük bir güç ortaya çıkarır. İnsanlar ortak amaçlarını gerçekleştirmek için sürekli olarak birbirlerini aramaya, birbirleriyle konuşmaya ve birlikte hareket etmeye alışırlar. Böylece yalnızca ortak çıkarlar değil, ortak duygular ve ortak düşünceler de ortaya çıkar. Dernekler yalnızca eylem üretmezler; aynı zamanda fikir üretirler. İnsanların birbirlerinden habersiz yaşadıkları bir toplumda düşünceler daralır ve birey kendi küçük çevresinin sınırları içine kapanır. Birlikte hareket eden insanlar ise düşüncelerini karşılaştırır ve genişletirler.
Bu nedenle dernekler yalnızca özgürlüğün değil, aynı zamanda uygarlığın da araçlarıdır. İnsanların birbirleri üzerinde sürekli etki yapmalarını sağlarlar; böylece bilgi, deneyim ve kanaatler toplum içinde dolaşır. Aristokratik çağlarda bu görevi büyük aileler, soylular ve güçlü kişiler yerine getirirdi. Demokratik çağlarda ise aynı görevi gönüllü birlikler üstlenmek zorundadır. Eğer demokratik bir toplumda insanlar dernekleşmeyi öğrenemezlerse, her birey yalnızlaşır; yalnızlaşan bireyler ise giderek daha fazla devlete yönelirler. Böylece bütün girişimler sonunda devletin elinde toplanır. O zaman yurttaşlar artık kendi güçlerine güvenmezler; her şeyi kamu otoritesinden beklemeye başlarlar. Bu durum ise özgür insanların toplumu olmaktan çok, yönetilen insanların toplumuna benzer. Bundan dolayı demokratik halklarda dernekleşme özgürlüğü yalnızca bir hak değil, neredeyse toplumsal varoluşun zorunlu bir şartıdır. İnsanlar bir kez ortak amaçlar uğruna birleşmenin yararını gördüklerinde, bunu yalnızca büyük meselelerde değil, gündelik hayatın en küçük işlerinde de uygulamaya başlarlar. Böylece dernekleşme alışkanlığı toplumun bütün katmanlarına yayılır. Amerika’da insanların sürekli olarak birleşmeye eğilimli olmaları, yalnızca belirli bir alanda değil, hayatın hemen her alanında görülür. Bir yol yapmak, bir okul kurmak, bir ibadethane inşa etmek, bir düşünceyi yaymak ya da bir yardımı örgütlemek gerektiğinde aynı eğilim ortaya çıkar. Bir araya gelen insanlar yalnızca güçlerini birleştirmezler; bilgilerini de birleştirirler. Her biri kendi başına sınırlı bir görüşe sahipken, birlikte hareket ettiklerinde daha geniş bir bakış açısı kazanırlar. Bu yüzden dernekler, insanların yalnızca eylemlerini değil, düşüncelerini de ortaklaştırırlar. İnsan zihninin gelişmesi için gerekli olan karşılıklı etkiyi mümkün kılarlar. Demokratik toplumlarda bu karşılıklı etki özellikle önemlidir. Çünkü eşitlik, insanları birbirine yaklaştırırken aynı zamanda her birini kendi özel dünyasına çekme eğilimi de taşır. İnsanlar birbirlerine benzerler; fakat birbirlerinden kopabilirler. Dernekler işte bu kopuşu önler. İnsanları yeniden ortak bir alana getirir, onları birbirlerinin varlığından haberdar eder ve ortak işlere katılmaya teşvik eder. Böylece dernekleşme, demokratik toplumlarda yalnızca belirli amaçlara ulaşmanın bir aracı değil, aynı zamanda toplumsal bağları korumanın da bir yoludur. İnsanlar dernekler içinde çalışırken, kendi çıkarlarının başkalarının çıkarlarıyla bağlantılı olduğunu öğrenirler. Bu deneyim, onları yalnızca daha etkin değil, aynı zamanda daha toplumsal hâle getirir. Bu nedenle demokratik ülkelerde dernekleşme sanatının gelişmesi, uygarlığın ilerlemesiyle doğrudan ilişkilidir. Dernekleşme zayıfladığında insanlar birbirlerinden uzaklaşır; güçlendiğinde ise toplum canlılığını korur. Eşitliğin durmadan bireyleri birbirinden ayırmaya yöneldiği bir dünyada, dernekler onları yeniden bir araya getiren bağlar oluşturur. Demokratik çağlarda insanlar doğal olarak bağımsız olmayı isterler. Kendi iradeleriyle hareket etmeye alışkındırlar ve başka birinin rehberliğini kabul etmeye kolay kolay yanaşmazlar. Fakat tam da bu nedenle, tek başlarına kaldıklarında güçsüzleşirler.
Her bireyin gücü azalırken, ortak güç yaratmanın tek yolu gönüllü işbirliğidir. İnsanlar bunu öğrenemezlerse, eşitliğin ortaya çıkardığı zayıflıklar giderek büyür. Bu nedenle demokratik ülkelerde dernekler yalnızca yararlı kurumlar değildir; çoğu zaman zorunlu kurumlardır. Aristokratik toplumlarda bazı şeyler insanlar tarafından yapılır; demokratik toplumlarda ise aynı şeyler ancak dernekler tarafından yapılabilir.
Bir halkın uygarlık düzeyi yükseldikçe, insanların birlikte gerçekleştirmeleri gereken işlerin sayısı da artar. Toplum karmaşıklaştıkça işbirliği ihtiyacı büyür. Bu durumda dernekleşme yeteneği de aynı ölçüde gelişmelidir. Eğer insanların eşitliği artarken dernekleşme yetenekleri gelişmezse, uygarlığın ilerlemesi durabilir. Çünkü bireylerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri pek çok iş sahipsiz kalacaktır. Bu nedenle demokratik halklarda dernekleşme sanatı sürekli olarak ilerlemeli ve gelişmelidir. Bu sanatın gelişmesi, bütün diğer ilerlemelerin de ön şartlarından biridir.
İnsanların ortak amaçlar uğruna birleşmeleri ne kadar kolaylaşırsa, toplum da o kadar güçlü ve canlı hâle gelir. Çünkü bireylerin dağınık güçleri ortak bir irade içinde birleşmiş olur. Amerika’da gözlemlediğim en dikkat çekici olgulardan biri, insanların hemen her meselede birbirlerine başvurmaları ve birlikte hareket etmeye yönelmeleridir. Onlar için dernekleşme istisnai bir durum değil, toplumsal hayatın olağan bir parçasıdır.
Bu yüzden Amerika’da dernekleşme, yalnızca belirli kurumların değil, bütün demokratik yaşamın temel özelliklerinden biri olarak görünmektedir. İnsanlar ortak amaçları gerçekleştirmek için bir araya geldiklerinde, yalnızca o amacı gerçekleştirmezler; aynı zamanda özgürlüğü kullanmayı da öğrenirler.
İnsanlar özgürlüğü çoğu zaman yalnızca siyasal haklar olarak düşünürler; oysa özgürlük, aynı zamanda insanların kendi işlerini kendilerinin görebilme alışkanlığıdır. Bir halk ne kadar çok konuda kendi girişimiyle hareket ederse, özgürlük de o kadar kökleşir. Dernekler bu alışkanlığı canlı tutarlar. İnsanları sürekli olarak kamu otoritesinin yardımını beklemekten alıkoyarlar ve onları kendi güçlerine güvenmeye teşvik ederler. Bir insanın tek başına gerçekleştiremeyeceği işler vardır; fakat bu, o işlerin yalnızca devlet tarafından yapılabileceği anlamına gelmez. Çoğu zaman aynı işler, özgür yurttaşların gönüllü birlikleri tarafından da yerine getirilebilir.
Demokratik ülkelerde devletin doğal eğilimi büyümektir. Çünkü bireyler zayıftır ve sürekli olarak merkezi otoriteye başvurma eğilimindedirler. Buna karşılık dernekler, toplum içinde devletten bağımsız güç merkezleri meydana getirirler. Böylece insanlar, kamusal meselelerle ilgilenmeyi bırakmazlar; tersine, onları kendi sorumluluklarının bir parçası olarak görmeye devam ederler. Bir ülkede yurttaşlar ne kadar çok dernek kuruyorlarsa, kamusal ruh da o kadar canlı kalır. İnsanlar yalnızca kendi özel çıkarlarını düşünmekle yetinmez, ortak yararı da dikkate almaya başlarlar. Bu nedenle dernekleşme alışkanlığı, bireyciliğin en etkili panzehirlerinden biridir. Çünkü bireycilik insanı kendi içine kapatırken, dernekler onu yeniden toplumun içine çeker.
İnsanlar birlikte çalışırken, başkalarının varlığını hesaba katmayı öğrenirler. Kendi mutluluklarının bütünüyle başkalarından bağımsız olmadığını fark ederler. Böylece demokratik toplumlarda dernekler yalnızca maddi faydalar sağlamaz; aynı zamanda yurttaşlık duygusunu da beslerler. Eşitliğin bireyleri birbirinden ayırma eğilimi ne kadar güçlüyse, derneklerin insanları birbirine bağlama görevi de o kadar önemli hâle gelir. Bu yüzden demokratik halklar için dernekleşme özgürlüğü, diğer bütün özgürlüklerin güvencelerinden biri olarak görülebilir. Bir halkın dernek kurma yeteneği ile uygarlık düzeyi arasında yakın bir ilişki vardır. Birincisi zayıfladığında ikincisi de tehlikeye girer; birincisi güçlendiğinde ikincisi de gelişir.
İnsanların birlikte hareket etmeyi öğrenmeleri için yalnızca ortak çıkarlara sahip olmaları yeterli değildir; birbirlerine güvenmeyi de öğrenmeleri gerekir. Dernekler bu güveni üretirler. İnsanlar ortak bir amaç için çalışırken birbirlerinin karakterlerini, yeteneklerini ve niyetlerini tanıma fırsatı bulurlar. Böylece toplum içinde görünmeyen fakat son derece önemli bağlar oluşur. İnsanlar birbirlerine yabancı olmaktan çıkar ve ortak bir dünyanın üyeleri hâline gelirler.
Demokratik çağlarda bu bağlar özellikle değerlidir. Çünkü eşitlik, insanları aynı seviyeye getirirken, onların geleneksel bağlılıklarını da zayıflatır. Ailelerin, sınıfların ve eski toplumsal yapıların etkisi azaldıkça, yeni bağların kurulması gerekir. Dernekler bu yeni bağları meydana getirir. İnsanları doğumlarından dolayı değil, seçtikleri amaçlar nedeniyle bir araya getirirler. Bu nedenle demokratik toplumlarda dernekleşme yalnızca bir araç değildir; aynı zamanda yeni bir toplumsal dayanışma biçimidir. İnsanlar bir araya geldiklerinde yalnızca ortak çıkarlarını korumazlar; aynı zamanda ortak bir sorumluluk duygusu da geliştirirler. Böylece toplumun geleceğiyle ilgilenmeye başlarlar.
Bir toplumda yurttaşlar sürekli olarak kendi özel hayatlarına kapanırlarsa, sonunda kamusal hayat zayıflar. Kamusal hayat zayıfladığında ise özgürlük de tehlikeye girer. Bunun tersine, insanlar ortak işlerle ilgilenmeye devam ettiklerinde özgürlük alışkanlığı da canlı kalır. Çünkü özgürlük ancak kullanıldığı sürece korunabilir. Bu yüzden demokratik halklar arasında dernekleşme hakkı ne kadar önemliyse, dernekleşme alışkanlığı da o kadar önemlidir. Yasaların izin vermesi tek başına yeterli değildir; yurttaşların bu özgürlüğü kullanmaları gerekir.
İnsanlar bir araya gelmeyi bıraktıkları anda, onları yeniden bir araya getirecek tek güç çoğu zaman devlet olur. Fakat devletin birleştirmesi ile özgür yurttaşların birleşmesi aynı şey değildir. Birincisinde itaat ön plandadır; ikincisinde ise katılım ve ortak sorumluluk vardır. Bundan dolayı demokratik toplumlarda dernekleşme sanatı, yalnızca refahın değil, özgürlüğün de başlıca güvencelerinden biri olarak görülmelidir. İnsanların eşitliği arttıkça, her bireyin tek başına toplum üzerinde etkide bulunma gücü azalır. Fakat insanların birlikte hareket etme yetenekleri aynı ölçüde gelişirse, bu kayıp fazlasıyla telafi edilebilir.
Bu nedenle demokratik toplumlarda bireylerin zayıflığı bir felaket değildir; asıl tehlike, bu bireylerin birbirlerinden kopuk yaşamalarıdır. Birbirleriyle ilişki kuran, ortak amaçlar etrafında birleşen ve ortak girişimlerde bulunan insanlar, tek başlarına sahip olmadıkları bir gücü birlikte elde ederler. Bu yüzden demokratik halklar arasında dernekleşme sanatı, yalnızca yararlı değil, zorunludur. Eğer bu sanat gelişmezse, eşitliğin meydana getirdiği bütün eğilimler sonunda insanları yalnızlığa ve güçsüzlüğe sürükleyebilir.
İnsanların birbirlerine yardım etmeyi öğrenmeleri gerekir. Çünkü modern toplumların büyüklüğü ve karmaşıklığı içinde, bireyin tek başına yeterli olması mümkün değildir. Bir toplumda insanlar ortak işler için birleşmeyi alışkanlık hâline getirdiklerinde, yalnızca belirli amaçlara ulaşmazlar; aynı zamanda toplumsal hayatın genel seviyesini de yükseltirler. Böyle bir toplumda yurttaşlar daha etkin, daha girişken ve daha sorumlu olurlar. Kamusal meseleler onların ilgisini çeker ve kendilerini toplumun kaderiyle bağlantılı hissederler.
Buna karşılık insanların birbirlerinden uzak yaşadıkları toplumlarda kamusal ruh giderek söner. Herkes kendi küçük dünyasına çekilir ve ortak meseleler yalnızca yöneticilerin işi hâline gelir. O zaman özgürlük biçimsel olarak varlığını korusa bile, onu yaşatan alışkanlıklar ortadan kalkmaya başlar. Bu nedenle, demokratik çağlarda dernekler yalnızca belirli çıkarları koruyan kuruluşlar olarak görülmemelidir. Onlar aynı zamanda özgürlüğün okullarıdır. İnsanlara birlikte hareket etmeyi, ortak sorumluluk üstlenmeyi ve kamusal hayatın parçası olmayı öğretirler.
Bu bakımdan dernekleşme sanatı, demokratik halkların öğrenmek zorunda oldukları başlıca sanatlardan biridir; çünkü diğer birçok yetenek ve erdem onun üzerine inşa edilir. İnsanlar özgürlüğün değerini çoğu zaman ancak onu kaybetmeye başladıklarında anlarlar. Fakat özgürlüğün korunması için gerekli alışkanlıklar önceden edinilmemişse, onu yeniden elde etmek güçleşir. Bu nedenle özgür toplumların yurttaşları, ortak amaçlar uğruna birleşme yeteneklerini sürekli olarak canlı tutmalıdırlar.
Dernekler, yurttaşlara yalnızca belirli bir işi nasıl başaracaklarını öğretmez; aynı zamanda onların kendi güçlerine güvenmelerini sağlar. İnsanlar birlikte hareket ettikçe, yalnızca devletin değil, kendilerinin de toplumsal hayat üzerinde etkili olabileceklerini görürler. Bu duygu demokratik toplumlar için son derece önemlidir. Çünkü eşitlik, insanları bağımsız kılarken aynı zamanda onları güçsüz de bırakabilir. Güçsüz bireylerin özgür kalabilmeleri için ortak hareket etmeyi öğrenmeleri gerekir.
İnsanların sürekli olarak birbirleriyle ilişki kurdukları, ortak meseleleri tartıştıkları ve birlikte girişimlerde bulundukları bir toplumda kamusal hayat canlılığını korur. Böyle bir toplumda yurttaşlar yalnızca yönetilen insanlar değil, aynı zamanda toplumsal hayatın etkin katılımcılarıdır. Buna karşılık, her bireyin kendi içine çekildiği ve ortak meselelerden uzaklaştığı bir toplumda, kamu otoritesinin etkisi giderek genişler. İnsanlar kendi yapabilecekleri işleri bile başkalarından beklemeye başlarlar.
Böylece yurttaşların enerjisi azalır; girişim ruhu zayıflar; toplumun canlılığı yavaş yavaş kaybolur. Bu nedenle demokratik ülkelerde dernekler yalnızca bazı yararlı sonuçlar üreten kurumlar değildir; onlar toplumsal enerjinin kaynaklarıdır. İnsanları harekete geçirir, birbirlerine yaklaştırır ve ortak amaçlar etrafında toplarlar. İnsanların tek başlarına güçsüz oldukları bir çağda, büyük işler ancak onların güçlerini birleştirmeleriyle gerçekleştirilebilir. Bu yüzden dernekleşme sanatı, demokratik çağların en temel ihtiyaçlarından biridir. Demokratik halklar arasında uygarlığın ilerlemesi ve özgürlüğün korunması, büyük ölçüde bu sanatın gelişmesine bağlıdır.
Bu nedenle, insanların eşit hâle geldikleri ölçüde, dernek kurma sanatını da geliştirmeleri gerekir. Çünkü eşitliğin bireyleri ayırdığı yerde, dernekler onları yeniden birleştirir. Demokratik toplumlarda insanlar arasında doğal bağlar aristokratik toplumlara göre daha zayıftır. İnsanlar birbirlerine doğumları, mevkileri ya da kalıcı bağımlılık ilişkileriyle bağlı değildirler. Bu yüzden onları bir arada tutacak yeni bağların sürekli olarak oluşturulması gerekir.
Bu yeni bağlar çoğu zaman özgür iradeyle kurulan birliklerden doğar. İnsanlar ortak bir amaç uğruna birleşirler ve bu ortak faaliyet sayesinde birbirlerine yaklaşırlar. Böylece demokratik çağlarda toplumsal bağlar doğuştan verilmiş olmaktan çok, bilinçli biçimde kurulmuş bağlar hâline gelir. İnsanlar birbirlerine miras yoluyla değil, ortak eylem yoluyla bağlanırlar. Derneklerin önemi de burada ortaya çıkar. Çünkü onlar, eşitlik nedeniyle gevşeyen bağların yerine yenilerini koyarlar. Toplumun parçalanmasını önler ve bireyleri ortak bir hayat içinde tutarlar. Bir insan, kendi özel çıkarlarını düşünürken çoğu zaman yalnızca kendisini görür. Fakat bir derneğin üyesi olduğunda, kendi çıkarının başkalarının çıkarlarıyla nasıl birleştiğini de fark etmeye başlar.
Bu deneyim, yurttaşları daha geniş bir bakış açısına yöneltir. Onlar yalnızca birey olarak değil, bir topluluğun üyesi olarak da düşünmeye alışırlar. Böylece dernekler, insanların bencil eğilimlerini tamamen ortadan kaldırmasalar bile onları sınırlar ve daha genel amaçlara yönlendirirler. Demokratik halklarda özgürlüğün geleceği büyük ölçüde bu alışkanlıklara bağlıdır. Çünkü özgür kurumlar ancak onları kullanmayı bilen yurttaşlar arasında yaşayabilir. Eğer insanlar ortak hareket etmeyi unuturlarsa, özgür kurumlar da zamanla yalnızca dış görünüş olarak varlıklarını sürdürürler. Ruhlarını kaybederler. Bu nedenle dernekleşme sanatı, demokratik toplumlarda yalnızca belirli amaçlara hizmet eden bir araç değil, özgürlüğün toplumsal temellerinden biridir.
İnsanlar ne kadar eşit olurlarsa olsunlar, eğer birleşmeyi bilirlerse güçlü kalabilirler; fakat birleşmeyi unuturlarsa, eşitlik onları giderek daha yalnız ve daha güçsüz hâle getirebilir. Bundan dolayı demokratik çağlarda dernekler, bireylerin zayıflığını telafi eden ve toplumun canlılığını koruyan başlıca araçlardan biri olarak görülmelidir. İnsanların eşit oldukları çağlarda, toplumun gücü artık belirli kişilerin elinde toplanmaz; toplumun bütün üyeleri arasında dağılmış hâlde bulunur. Bu nedenle, bu dağınık güçleri bir araya getirebilmek büyük bir siyasal ve toplumsal mesele hâline gelir.
Dernekler işte bu dağınık güçleri bir araya getirmenin en doğal aracıdır. Onlar bireyleri ortadan kaldırmadan birleştirir; bağımsızlığı yok etmeden ortak eylemi mümkün kılar. Demokratik toplumlarda insanların çoğu zaman aynı ihtiyaçları, aynı arzuları ve aynı çıkarları vardır. Fakat bunların farkına varabilmeleri ve bunları gerçekleştirebilmeleri için birbirleriyle ilişki kurmaları gerekir. Bir araya gelmeyen insanlar, çoğu zaman aynı şeyi istediklerini bile bilmezler. Her biri kendi yalnızlığı içinde yaşar ve kendi gücünün sınırları içinde kalır.
Buna karşılık, insanlar bir kez birleşmeye başladıklarında yalnızca güçlerini değil, umutlarını da paylaşırlar. Ortak bir amaç etrafında toplanan insanlar, tek başlarına girişmeye cesaret edemeyecekleri işleri birlikte gerçekleştirebilirler. Bu nedenle dernekler, demokratik toplumlarda yalnızca ortak çıkarların korunmasına hizmet etmez; aynı zamanda insanlara kendi güçlerinin farkına varmayı da öğretir.
İnsanlar birlikte hareket etmeyi öğrendiklerinde, toplumun kaderi üzerinde etkili olabileceklerini hissederler. Bu duygu, özgür yurttaşlığın temel duygularından biridir. Bundan dolayı, demokratik ülkelerde dernekleşme sanatının gelişmesi yalnızca refahın değil, özgürlüğün ve insan onurunun da şartlarından biri olarak görülebilir. İnsanlar ne kadar çok birleşirlerse, kamu işleriyle ilgilenmeye de o kadar alışırlar. Kamu işleriyle ilgilendikçe ise, kendi özel çıkarlarının ötesine geçmeyi öğrenirler. Böylece dernekler, bireyi yalnızca daha güçlü değil, aynı zamanda daha kamusal bir varlık hâline getirirler. Bu sebeple, demokratik halklar arasında dernekleşme özgürlüğü ve dernekleşme alışkanlığı, özgür kurumların yaşayabilmesi için vazgeçilmez şartlar arasında yer alır.,
Alexis de Tocqueville
(1805–1859), Fransız siyaset düşünürü, tarihçi ve yazar, modern demokrasinin doğasını çözümleyen öncü isimlerden biridir. En çok, Amerikan toplumunu ve demokrasiyi derinlemesine incelediği “Democracy in America” (1835–1840) adlı eseriyle tanınır. Eşitlik, özgürlük ve bireycilik kavramlarını ele alışı, siyaset bilimi ve sosyolojiye kalıcı etkiler bırakmıştır.
