unnamed

Kemal Sunal’ın Davaro filmini çoğunuz izlemişsinizdir.
Davaro koşulların kendisini istemediği bir duruma ittiği tiptir. Kan davasının, ağalık sisteminin, sosyal çevrenin birey olma durumunu yok ettiği bir ortamın ürünüdür. Özgür seçim üzerinde kurulan baskıdan kurtulmanın tek yolu güç sahibi olmaktır. Başka bir yol olduğunu düşünmesinin bile mümkün olmadığı bir durumdur bu. Davaronun kavgası güç ve itibar elde etmek, para kazanıp istediği kızı almaktır. Süregiden düzenle bir sorunu yoktur onun..

Davaro itilmiş olduğu bu durumu kolayca benimser ve güç sahibi olmanın hazzını tadar. Yol keser, insanların mallarını gaspeder..Soyduğu insanların parasını köylüsüne hibe etme gibi erdemli(!) bir davranıştan da uzak değildir..Bütün bunlara rağmen namı yayılır. O artık “dağlar padişahı” “yoksul babası” olarak nitelendirilip hakkında olağanüstülükler türetilen biridir.

Adam yerine konulmayan birinin eline silah aldığında; özellikle malını gasp ettiği insanlar tarafından kahraman bilinmesinin ve yüceltilmesinin anlamı nedir? 

“İktidar olmak” ve “iktidardan pay almak” işte zalimle mazlumun ortak paydası..Birileri iktidar olurken ötekiler dünyevi nimetler uğruna bu iktidar sahiplerinin her eyleminde yanında ve arkasındadır.İnsanların en kadim hastalığıdır bu. Güce ve silaha tapmak.. Güce ve silaha tapan toplumlar köleliği içselleştirmiş; köleliği bir yaşama biçimine dönüştürmüşlerdir. Terörün beslendiği zemin tam da budur. İnsanların güç karşısındaki zaafiyeti.. Terörün yurtlandığı toplumların ahlaki entelektüel ve sosyal, ekonomik bir kaotik durumun içinde olduklarını anlamak zorundayız, Bu yüzden güç karşısında zaaf gösteren toplumların insan kalitesini yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.

Mutlak ahlak ölçülerinin değil, sosyal şartların ürettiği ölçülerin bakışaçısını belirlediği insanlar en zalim insanları bile olağanüstüleştirilip Tanrılaştırabilmiştir..İnsanların bu zaafını bilen zalimler bu yüzden saltanatlarını sürdürebilmişlerdir. “Kanımız canımız sana feda olsun ey Saddam”, ey Esad, ey Hitler” diyen kokuşmuş ahlaksız mantıktır bu…Bir zalime karşı çıkıp onu defeden halkların daha yaman zalimlerin boyunduruğuna girmelerinin temel sebebi koşullara dayalı tepkisel hareketler olmasıdır..”Acıdan kaçıp hazza koşma” saikıyla ortaya konulan bu hareketler yeni acıların yeni yıkımların türeticisidir. Oysa acıdan kaçıp hazza koşmanın çok ötesinde anlamları vardır hayatın. Bu yüzden Hayat Davarolar ve Hıyartolar arasında süren bir kavga değildir. Kavga Davaro’nun kendini ispat etme; kendine varlık alanı açma kavgası değildir. Hayatın bu kavgaların ötesinde çok daha derin anlamları vardır.. 

Kavga insanlığın asli arzusu olan erdemli olma kavgasıdır. bu yüzden insanlığın ortak faydasına dayalı olmayan her hareket bozucu ve yıkıcı olacaktır… kavga insanlığın evrensel değerlerinin zihne ve yüreğe inşa edilmesi olmalıdır.

bir zalimi bertaraf edip başka bir zalimin eteğine yapışanlar gücü Tanrılaştıran ve güce tapan putperestler olabilir ancak. 

Aristoteles “her insani eylem bir iyiyi hedefler” der. Yalan söyleyen bile kendisine yalan söylenilmesini istemez. En adaletsiz insan bile herhangi bir adaletsizlik karşısında -bu kendi adaletsizliği bile olsa- ya tepki verir, ya da ona meşru kılıflar bulmaya çabalar. O halde insanın temel yöneliminin erdeme dönük olduğunu anlamak zorundayız.  İnsanın aradığı erdemdir. Erdem orta yoldur. Cömertlik, cimrilik ve savurganlığın, yiğitlik korkaklık ve ahmaklığın ortasıdır. İnsanlık tarihi erdemin övüldüğü erdemsizliğin yerildiği bir tarihtir. Bütün insan toplumlarında böyledir bu..

Haz ve faydayı esas alan güç ve kudret tapınıcılarının kavgası ile insanlığın ortak ilkeleri için yapılan kavgayı çok iyi ayırmak ve anlamak durumundayız.

Egemenlik Kavgası Neden Ezilenlerin Kavgası Değildir?

Biz çoğu kere egemen olma kavgası ile HAKİKAT için olan kavgayı ayırmakta güçlük çekeriz. Egemen olma kavgası hırsların kavgasıdır; çıkarların kavgasıdır. Ama bu kavga -insanlarda karşılığı olmayan hiçbir söylemin taban bulması mümkün olmadığı için- hiçbir zaman bir çıkar kavgası olarak yansıtılmaz; bir hırs kavgası olarak yansıtılmaz.  Hiç kimse ben çıkarım (menfaatim) için kavga ediyorum demez. Herkes insanlığın üzerinde ittifak ettiği değerler için kavga ettiğini söyler. Egemenlik kavgası bu haliyle aslında bir yalanın, bir samimiyetsizliğin kavgası olmuş olur.

Peki, egemenlik ve hırsların kavgası ile insanlığın yüce değerleri için yapılan kavgayı nasıl ayırabiliriz?

Hırslar için yapılan kavga ilkesizce yapılır, ezilenlerin maslahatını  gözetmekten çok onların sorunlarının artması hedeflenir. Sorunları artan kitlelerin iktidar kavgasında kullanılması kolaylaşır. Bu yüzden kitlenin zarar görmemesi gibi bir hassasiyet yoktur. Hatta bu kavgayı verenler çıkar elde edemez ve hırslarını tatmin edecek zemin bulamazlarsa kitlenin zarar görmesine ayrı bir tatmin aracı olarak bakarlar. Egemenlik kavgasında herhangi bir sonuç; insanlığın nihai mutluluğuna ilişkin herhangi bir sonuç da hedeflenmez. Eğer kavganın devamı kavgayı verenlerin hırs ve çıkarlarını tatmin ediyorsa sonuç almaktan çok sonuçsuzluk hedeflenir. 

O halde İnsanlığın acılarını ve dertlerini dindirmek için yapılan mücadele ile insanların acılarını kullanarak çıkar elde etmeyi amaçlayanların mücadelesini ayırmamız gerekir. Birisi insanların sorunlarını çözmeyi; öbürleri bu sorunları büyütüp geliştirmeyi hedefler. Birisi insanlığı birleştiren ortak yönlerden, öteki insanları farklı kılan ayrı yönlerinden sözeder. Oysa sahih kavga ortak değerlere yaslanan ve herkesin iyisin hedefleyen kavgadır.

İnsanın dünyevi olanı aşıp manevi ve moral alana yükselmesini sağlayan, insanın kemaline katkı sunan böylesi bir kavgadır.

Bütün bir insanlık tarihi ve insanın içsel yönelimi bu tarz kavgayı övmüş; üstte tutmuştur.

Egemenlik kavgasının aracı olarak Terör: Ya da Korku ve İhanet

İnsanın düşünme yetisini engelleyen üç tane temel nokta var. Cehalet, Menfaat ve korku.  Bu korku faktörüne çok dikkat etmek gerekiyor. İnsanlar kimi kere korku yüzünden egemen güçlerin borusun öttürmüş, güçlü olanın bakışaçısı doğrultusunda düşünmeye mecbur hissetmiştir. Bu içgüdüsel korku hakikati görecek olan gözü engelleyebilmiş; hakikatin sesini duyacak kulağı sağırlaştırmıştır. Bu durum insanın hem insanlığa hem kendisine ihanet anlamına gelmektedir. Kendisi için iyiyi arzulayanın başkasının iyisine kör ve sağır kalması en büyük paradoxtur.

En büyük ihanet hakikate yapılan ihanettir. İnsanları güç ve silah yoluyla baskı altına alma yöneliminin beslendiği zemin insandaki korkular ve kaygılardır. Korku ve kaygı hakikati görmeyi engelleyen en önemli durumdur.

Terör haksız yere başkası üzerinde güce dayalı baskı kurmak olarak tanımlanabilir. Amacı dehşet yaratarak kimi dünyevi kazanımlar elde etmektir. Terörün bu yüzden ilkesi, yurdu, sınıfı, ırkı yoktur. Baskıcı güçler Korku yaratarak kendisine yönelik eleştirilen önünü kesmeye çalışıp tek yönlü propagandanın önünü açmaya çalışırlar.

Korku kitlelerin aklının devre dışı kaldığı bir imkân sunmaktadır çünkü. Korkmuş kişi şaşkındır, doğruyu eğri eğriyi doğru görebilecek bir zaaf içindedir. Kişinin en zayıf anıdır korku anları. Bu yüzden korkan kişi hakikati ifade etmek yerine kendisini korkutana yaranmak için her türlü yalanı savunmaktan çekinmeyecek hale gelir. Çoğu kere bunun farkında bile değildir. Çünkü onu yönlendiren aklı değil içgüdüleridir. Bütün canlılarda bulunan o derin hayatta kalma tutkusu.. Zarar göreceğine ikna olduğu güce yaltaklanmasının sebebi budur insanın. Bu öyle derin bir sarsılıştır ki kendisinden emin olduğuna alabildiğine saygısız, alabildiğine acımasız, alabildiğine saldırgandır. İşte anlam veremediğimiz dehşet veren olaylardan elde edilen kazanç budur. Terör aklı kullanma yetisini elinden alır insanın.. Ve silahı ilkesiz bir biçimde kullananların insanlar üzerinde hegemonya kurmasının anlamı da budur. Oysa insan olmak içgüdülerden akla yükselmekle; içgüdüleri insansal üstünlüğün aracı olan akletmek yoluyla kontrol etmekle mümkündür. İnsanın borcu budur. İnsan olmak yiğit olmayı gerektirir.

Bir yanıt yazın