KOMEDİ, HAKİKAT VE MASKARALIK
“Bütün insanlar güler. Bununla birlikte, neye gülmenin uygun olduğu konusunda çok az fikir birliği vardır. Kahkaha, değerleri ve bakış açılarını nasıl paylaştıklarını göstererek insanları birleştirebilirken, aynı zamanda ayırma ve bölme gücüne de sahiptir. “Çizgiyi aşan” mizah, insanları dışlanmış ve aşağılanmış hissettirebilir. Mizah konusunda Kantçı bir yaklaşım neye benzerdi? Oyunlar küfür ve suç için güvenli bir alan yaratır mı? ” (Ethics in Comedy: Essays on Crossing the Line (Ethics and Culture) Paperback – October 2, 2020 Steven A. Benko)
“Tembel olmak kolay çünkü bu kadar çok komedi klişelerden geliyor … ama daha derine inildiğinde daha ilginç mizah var” diyor Suren Jayemanne. Klişenin kendisinden ziyade klişenin saçmalığına odaklanarak, şakanın konusuna onlardan çok gülebilirsiniz.(https://ethics.org.au/send-in-the-clowns-the-ethics-of-comedy/)
***
Son dönemlerde komedi altın çağını yaşıyor diyebilirim. Oyuncuların hepsi ayrı bir değer. Oldukça yetenekliler. Ben de çok fazla rahatlıyorum bunları izlediğim zaman. Bir yanıyla benim bütün sıkıntımı alıp götürüyorlar; bu yüzden hepsine teşekkür etmek isterim. Aslında bu yeni kuşağın en önemli özelliği yerli olması. Eski Yeşilçam filmleri çok övülse de sanırım bunun sadece nostaljik anlamı var . Çünkü bir kaç istisna hariç bir çoğu Osmanlı sonrası son demlerini yaşayan İstanbul elitlerinin ilişkilerini irdeliyor. Ya da 60 lı yılların sonunda göç gerçeğinin ürettiği zengin fakir ilişkileri ekseninde gelişen hikayelere dayanıyor.
Oysa bu yeni kuşak özellikle komedyenler, daha yerli, daha toplum gerçeğine uygun, daha bize ait hikayeler ortaya koyuyor.
İşledikleri konular çok önemli hatta toplumun çok çok ilerisinde. Birçok ürün psikolojik ve sosyolojik gerçekler içeren hatta bazıları çok muhteşem diyebileceğimiz metinler.
Herneyse. Burada üretilen ürünlerin sanatsal ve ahlaki açıdan kimi sorunlu yönlerine dikkat çekmek istiyorum.
***
Bir kısım expresyonalistler, eğitmek, eğlendirmek ve etkilemek amaçlı yapılan faaliyetlerin hiçbirini sanat olarak nitelemez. İnsanları güldürmek adına ortaya konan eserler salt güldürmek amacı taşıdığında çok ciddi sıkıntılara kapı açabilir. Güldürmek adına manevi, ahlaki ve sanatsal değerler paspas edilebilir. Eleştiri veya hiciv adı altında bir gerçeği dile getirirken aslında insanların öteki gerçeği görmeleri engellenebilir.
Örneğin TVdeki bir komedi programında şiir ile ilgili yapılan bir güldürü, şairin komplekslerine odaklanarak şairin, kadın ayarlamak için şiiri kullandığı şeklindeki bir önyargıya yaslanıyordu. Tamamen Freudyen mantığın uzantısı olarak öne çıkan bu yaklaşım şiir ve şairi değersizleştirip maskaraya çeviriyordu.

Hicvetmek önemli olsa da bunun ürettiği sonuçlarının hesaba katılmıyor olması ciddi sıkıntılar getirecektir. Bu, kutsal değerler için de böyledir; Vatan, millet gibi (ille de dinsel değerler olması gerekmez)
Hayatın her alanı sanata konu olabilir fakat bunun sadece insanları güldürmek, etkilemek ya da eğitmek amaçlı yapılması sıkıntılar doğurabilir. Salt insanları güldürmek diye bir bir amaç taşırsanız bu sefer hayatın diğer alanlarını paramparça edebilirsiniz. Sizden etkilenen insanlar artık vatan, millet, din, sanat, ahlak gibi konularla karşılaştıklarında istihza etme yolunu seçebilirler. Bu konularda konuşan, bu konuları ciddi olarak gündeme getiren herkesi maskara etmiş olursunuz. Aslında yaptığınız iş bir tür maskara etme; değerden düşürme dışında bir sonuç üretmemiş olur.
Tom Ballard , “Bazı insanlar komedide özgürce konuşmanın sahnede aklına gelen her şeyi söyleyebilmeleri gerektiği anlamına geldiğini düşünüyor – bu benim için çılgınca” Ayrıca “Bence etik bir komedyen kulak veren(hassas olan) ve rahatsız etme olasılığını ciddiye alan kişidir – izleyicilerden öğrenilecek şeyler vardır.”diyor .
İnsanları “güldürmek isteme” talebi de problemli bir taleptir aslında. Çünkü insan salt gülen bir varlık değildir. Aynı zamanda düşünen, idealleri, inançları ve değerleri olan bir varlıktır. Bu yüzden maskaralık yapmakla komedi ortaya koymak ayrıdır.
Maskaralık aslında değerden düşürmeye dönük bir sonuç üretir. Bu o işi yapanı da değerden düşüren bir durum ortaya çıkarır. Her amaçlı yönelim aslında bir tür çıkar elde etme temeline dayanır. Burada ticari bir faaliyet sözkonusudur. Sanat ile zenaat arasında nasıl derin farklar varsa maskarılık ile komedi arasında da böyle derin fark vardır. Bu çıkarım ekseninde maskaralık zenaat, komedi ise sanat diye anlaşılabilir.
Maskara hem kendini pazarlar, hem de sanatını. Beğenen ve gülenlerin çokluğu ile kendini tatmin eden her kişi kitlenin tuzağına düşmüş bir mahkumdur. Oysa sanat bir özgürleşme ve kendi benliğinin kalıplarını kırma hamlesi olarak bu tutumun tam karşısındadır. Soytarıyla komedyeni ayıran şey de budur.
Aslında burada şöyle bir savunu yapılabilir; “işte biz ne yaparsak yapalım bazı insanların bir kısmı mutlaka bundan rahatsız olabilir” Elbette bu mümkün.. Ancak özellikle Medya çağında yaptığınız faaliyetin özel bir alanı olmuyor; yaptıklarınıza herkes erişebiliyor. Hele bu yaptığını iş televizyonda yapılıyorsa. “O halde izlemesinler” diyebilirsiniz. Fakat siz bir toplumda yaşıyorsunuz ve bu toplumda birileri mutlaka bu yaptığınız işleri izliyordur; izleyecektir. Çünkü artık her yaptığınız herkesin ulaşabileceği etkinlikleridir.
Dr. Edward Johnson, “Açıkçası, şakaların genellikle bağlam dışına çıkarıldığı ve sosyal medyada dünya çapında paylaşıldığı, çok yargılayıcı, senden daha kutsal bir zamanda yaşıyoruz” diyor.(https://unodriftwood.com/3500/university/the-moral-limits-of-comedy/)
Recep İvedikte Azerbaycanlı boksör sahnesinin çıkarılmasının sebebi toplumun hassasiyeti ile alakalıdır. Bir Azerbaycanlı akademisyen ” Bir Azerbaycanlı asla bir Türke yumruk vurmaz ” diyerek konuyu eleştirmiştir.
Kemal Sunalın Üçkağıtçı filmine cami görevlisi ile sahtekar din tüccarı arasındaki farka ilişkin bir sahne konulmasının amacı budur.
Sizin güldürmek ya da hoşça vakit geçirmek için bir iş yapmanız mazur görülebilir. Çünkü ekonomik bir getirisi olan bir iş yapıyorsunuz. O halde yaşadığımız toplumun kimi hassasiyetlerine de dikkat etmek zorundasınız. Yani süt satıyorsanız teknede süt banyosu yaparkenki görüntüleriniz herkesi rahatsız edecektir.
Toplumda devrimci diye kendini adlandıran insanları ince bir espri ile hicvedebilirsiniz ama onları paspas etmek, onları maskara etmek, onları çaptan düşürmek, onları değerden düşürmek gibi bir pozisyonda olmanız doğru olmaz.
Sanat ve Ahlâki Norm
İnsan çok boyutlu bir varlıktır onda hem etik de estetik değerler bulunmaktadır. Etik iyiye ve kötüye estetik güzele ve çirkine anlam verir. Bu noktada insanda hem etik bir yan hem de estetik bir yan vardır. İnsan için estetik bir değerin olduğunu kabul ediyorsak elbette etik bir değerin olduğunu da kabul etmemiz gerekecektir. Çünkü etik değer yoksa estetik değerin olduğu nasıl izah edilecektir. [1]
İnsan güzeli isteyip çirkinden yüz çevirdiği gibi iyiyi isteyip kötüden yüzçevirmektedir. Ancak burada insanın iyiye ve kötüye biçtiği anlam farklı olabilir.[2] Her iki tutumda da insan en temelde mükemmeli aramakta; onu özlemektedir. Bu temeldeki mükemmeli arama yöneliminde rölativite yoktur. Etik ve estetik değerler insani kemali tamamlayan ayrılmaz değerlerdir. Ahlaki norm kabul etmeyip sanatsal norm kabul etmek de çelişkidir; tutarsızlıktır[3]. Gerek etik gerekse estetik hiç bir norm bulunmadığını söylemek de sanat ile saçmalık arasında fark görmemek demektir. Aynı yaklaşım hayatı da saçma gören sağlıksız bakışın ürünüdür. Bizim iyiye ve kötüye güzele ve çirkine bakışımız farklı olabilir ancak en temelde bir iyi ve kötü, güzel ve çirkin değerlerine sahibizdir insan olarak. bu noktada varolan etık ve estetik değerlere karşı olabiliriz ancak bu ayrı, değerler alanında hiç bir norm kabul etmemek ayrıdır.[4]
Sanırım Toynbee, Mısır piramitlerinden bahsederken “onların nasıl yapıldığım öğreıımem piramitlerin estetik değeızni unutturdu” şeklinde birşeyler söylemişti. Anlaşılıyor ki sanat eseri ortaya konulurken veya bir sanat eserine bakarken salt estetik yanımızla hareket etmiyoruz. Ahlâki değerlere düşman olduğu söylenen Nietzhe’nin bile bir at arabacısına atlara zulmettiği gerekçesiyle müdahale ettiği anlatılır… Müslüman bir insanın camiye bakışıyla, kilise mimarisine bakıgında mutlaka farklı boyutlar bulunacaktır. “Yırtık pabuçlar” tablosuna bakarken salt güzel çizimi, renk uyumuna değil; bunların yanısıra yoksulluk ve sefalet gibi olumsuzluklara vicdani yanımızı katarak bakarız. Böylelikle sanat eseri bizde bulunan değer duygusu ile belli bir anlam kazanır.
_______________________________
[1]-İlkçağ filozofları nezdinde etik ve estetik değerler çoğu zaman bir ve aynı kabul ediliyordu. Yani iyi dendiği zaman güzel kötü dendiği zaman çirkin anlaşılabiliyordu. Ayrıca sanat ile zanaat arasında fark görülmüyordu kimi kere. Etik ve estetik değerleri bu şekilde ele almak elbette önemli bir sorunun çözülmesinde kimi çıkış yolları göstermektedir.
[2]- Bu çift yönlü bir konudur. Birinci boyutta. İnsan fıtri yozlaşma ve ruhsal rahatsızlıklar sebebiyle değer duygularını yitirebilir. Öbür boyutta sübjektif bir rölativite söz konusudur. Bir sokak köpeğinin bende uyandırdığı etki ile sevgilisinin mahallesinden geldiğini bilen aşıkta uyandırdığı etki farklı olacaktır.
[3]-Kimileri ahlâkın ayrı sanatın ayrı normları olduğunu kabul ederken kimileri hiç bir norm kabul etmemektedirler ki her iki yaklaşım da kendi içerisinde çelişkiler yüklüdür. Yukarıda belirtmeye çalıştığım gibi
[4]- Çünkü “tuvaletleri nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” tabelalarına sahibiz çok şükür. Burada temiz bulmayı istemek evrensel ve şaşmaz bir istektir.
