VATANIN SINIRLARINI KALEM DEĞİL KÜLTÜR ÇİZER

0
6047d91bc9de3d0cd83e0472

Ulus Devlet Fikri

Ulus devlet fikri bir ulusun varoluş talebinden çok ayrımcılı­ğa ve ezilmeye maruz kalan ulus için kolektif birlik talebi ve ay­rımcılığa uğrama durumuna itiraz olarak ortaya çıkmıştır. Ay­dınlanma sonrası Avrupa’da Kilisenin birleştirici vasfının or­ta­dan kalkması ile ulus devlet fikri her milletin bir diğerinin hak­kına saygı göstereceği birleştirici bir zemin olarak gösterilmiştir..

Ulus devlet teorik olarak bir ulusun güçlü uluslarca yok­ol­ma­sını önleyen birleştirici bir yapı olarak ortaya konulsa da pra­tikte bir egemen zümrenin hegemonyasını dayatma ile sonuç­lanmıştır.

“Ulus devlet”in paradoksu da burada ortaya çıkmaktadır. Zayıfken boyunduruktan kurtulma çabası; zafer elde edildikten sonra  boyunduruk vurmaya evirilmiştir. O halde “ulus devlet” talebi (ortaya çıkışı itibarıyla) bir özgürlük talebi gibi görünse de boyunduruk elde etme talebi olmakla sonuçlanan bir teşebbüs olmakla sonuçlanmaktadır.  Çünkü dünyanın genelindeki hiçbir toprak parçasında tek bir ulusun yaşıyor olması mümkün değildir. Kaldı ki ulus bile kendi içinde bir çok unsurlara ayrılabilmektedir.

O halde ulus devlet talebi değil, özgürlük ve insanca yaşama talebi sahih bir talep olacaktır. Çünkü ulus devlet fikri bile bir özgürlük talebi ile yola koyulmuş olmaktadır.

İnsan için aslolan ise özgürleşme talebidir. Özgürleşme­yi sağlayan her ortam insani (farklı uluslarla bir arada olsa bile) özgürleşmeyi yadsıyan her ortam ise (aynı ulusla birlikte olsa bile) gayrı insanidir.

Anadolu topraklarının adı ne olursa olsun ister Türkiye ister Kürdistan bu toprakların her parçasında Arap, Türkmen, Ermeni, Türk, Kürt yaşıyor olacaktır. Ayrıca Alevi, Yezidi, Süryani, Sünni gibi topluluklar da yaşıyor olacaktır.. Bir toprak parçasının adını ne koyarsanız koyun farklı etnik ve dinsel unsurlardan arındırmanız mümkün olmayacaktır. Arındırma işlemine başladığınızda ise ulusunuz adına talep ettiğiniz özgürlüğü size benzemeyeni yok etmeye dönüştüğünü göreceksiniz. Bu açıdan baktığımızda Ulus devlet istencinin ulus devlete dönüşmesi ulusun devlete kavuşması anlamına gelmeyecektir. Çünkü ulus kavramı bile başlıbaşına bir problem oluşturmaktadır. Ulus, ırk, etni aynı zamanda kültürel kavramlardır. Kısacası içini nasıl doldurursanız doldurun ulus devlet mümkün de­ğildir. O halde ulus devletten değil ulus devlet istencinden söz etmek daha doğru olacaktır. Ulus devlet bu istencin zemini değil, sonucudur.

Ulus devlet talebinden “bir ulus için devlet” üretilmesi ise mümkün değildir.

Bu talep ile dünya çok acı tecrübeler yaşamıştır. Bu yüzden dünya bu tasavvuru çabucak terk etmiştir.

Ulus devlet fikri sahih bir yaklaşım olsaydı yirmi küsur Arap devleti bir araya gelip ortak hareket edebilir, Türkiye’deki Kürt ulusalcıları Barzani’ye düşman olmaz, Azerilerle Türkiye Türkleri bir arada yaşar, Ukrayna ile Rusya kavga etmez, Avusturya ile Almanya birleşirdi. En önemlisi de ulusu bile olmayan Amerika dünyanın en güçlü devleti olmazdı..

Türkiye’nin bile ulus devlet anlayışı ile ne bedeller öde­diği ortadadır., Son dönemlerde bu tasavvurdan kurtul­ma yolunda çok ciddi adımlar atmaktadır. Bu adımların bile ne kadar sancılı ve acı geçtiğine hepimiz şahit olmak­tayız.

Bu da Türkiye topraklarına ilişkin Ermenilerin yüzlerce haritasından biri..

Türkiye’nin ulus devlet pratiğinin öteki unsurlara yaşattığı zulüm ve haksızlıkları bile bile hala ulus devlet talebini dile getirmek ne tür bir aklın ürünüdür anlamak gerçekten zor..

Kürtlerin bir devleti yok” yargısı ulus devlet algısı ile üretilmiş temelsiz ve asılsız bir yargıdır.

Kürtler tarih içinde asla devletsiz olmamışlardır. İçinde yaşadığımız Türkiye Kürtlerin de devletidir. Bu yüzden ulus devlet talebinin ulus devletle ilgisi bulunmadığı gibi bir ulusla da ilgisi bulunmamaktadır. Kürtler için ulus devlet talebinin de Kürtlerle ilgili bir yönü bulunmamaktadır. Bu talep Kürtler için bir talep değildir.

Bu konuda A. Öcalan’ın yaklaşımları bile açıklayıcı mahiyettedir.

Gecikmeli de olsa Kürt ulus devlet çekirdeğinin kurgulanıp tesis edilmesi ancak kapitalist modernite bağlamında doğru kavranabilir. Özellikle İsrail’in bölgedeki hegemonik hesapları içinde Kürdistan ve Kürt ulus devlet çekirdeği çok önemli rol oynar. Nasıl Anadolu’daki Türk ulus devleti İsrail’in ortaya çıkışında öncü (Pro İsrail) rol oynamışsa, Kürt ulus devleti de İsrail’in İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye yönelik hegemonik hesapla­rında çok önemli bir rol oynamaktadır. İsrail’i kuran güçlerin da­ha 1945’lerde KDP’nin inşasına destek olmaları ve 1960’lar­dan itibaren Türkiye üzerinden fiili destekte bulunmaları, bölge­deki stratejik ve hegemonik hesaplarıyla bağlantılıdır. 1990’lar­­dan itibaren gladio ile iç içe geçen Kürtlerin PKK’yi tasfiye temelinde Kürt Federe devleti’ni oluşturmaları bu stratejik hegemonik hesaplardan ayrı düşünülemez. Zaten PKK’nin üzerine birleşik hareket halinde gelmeleri bu gerçeği gayet iyi açıklar. 2000’lerdeki II. Körfez Savaşı hamlesinin en önemli amaçlarından biri de, Irak’ta Kürt ulus devlet çekirdeğinin kalıcı olarak tesis edilmesidir. Bu kararı verip uygulayanlarla son yüzyılda Kürdistan’ı parçalayıp Kürtleri katliam sınırlarında tutanlar aynı güçlerdir. Sistemin hesapları neyi gerektiriyorsa o yapılmaktadır. Günümüzde çekirdek Kürt ulus devleti kapitalist sistem açısından en az İsrail kadar gerekli bir unsurdur; güçler ve ulus devletler dengesinde Ortadoğu son derece vazgeçilmez stratejik bir role sahiptir. Genelde sistemin güvenliği ve petrol ihtiyacı, özelde İsrail’in güvenliği ve hegemonyası için Kürt ulus devlet çekirdeğinden vazgeçilemeyeceği gibi, güçlendirilmesi için ne gerekliyse o yapılmaya çalışılacaktır. Böylece sisteme 1920’lerde tasarlanan en önemli bir halka daha eklenmektedir. Sistemin başlangıcı için Beyaz Türk ulus devletinin önemi ne ise, tamamlanması için de Beyaz Kürt ulus devletinin önemi de odur. (‘Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü’)

KÜRT’E MEGA MASALLAR
KÜRTLERE AİT DEVLET TALEBİ ÜZERİNE –

“Kürtlere ya da herhangi bir ulusa ait bir devlet” ifadesinin anlamdan yoksunluğunu şu şekilde ortaya koymak mümkün.

  1. Dünyada hiçbir ulusa ait bir devlet yoktur ve ontolojik olarak mümkün değildir.

2.Ulusa dayalı olduğunu iddia eden devletler vardır ki bunlar varlıklarını korumakta acze düşen devletler olmuştur.

3.Aynı ulusa mensup olmak birlikte yaşamayı anlaşmayı gerektiren bir durum değildir. Ortadoğu’da onlarca Aynı ırka ait farklı devletler vardır.

4.Ulusa ait devlet iddiası ulusun sonunu hazırlayan bir durum olmuştur daima.

  1. Kürtlerin devleti yaşadıkları devletlerdir. Yaşadıkları devlette sorun yaşamak adil bir devlet talebini gerektirir Ulusa ait bir devlet talebini değil
  2. Kürdistan devleti Kürtlerin varlığını tehdit eden en büyük tuzaktır. Kürtler ayrılmak değil yaşadıkları ülkelere sahip çıkmak durumundadır.

7.Dunyanın en güzel Kürdistan’ı Türkiyedir.

8.Kürdistan diye bir toprak parçası vardır. Bu da coğrafi bir durumdur siyasi ve sosyal bir durum değildir.

9-Kürdistan denilen topraklarda onlarca ana etnik unsur barınmaktadır. Kürde ait devlet yeni çatışmaların yeni katliamların yeni göçlerin tetikleyicisi olacaktır. Bunu bilmek için Ortadoğu’nun yakın tarihine bakmak yeterlidir.

10-Kürde ait bir devlet iddiası yalandır.Devlet kurmak değil, adaleti tesis etmek esastır. Sonuçta devlet kime ait olacaktır.

11-Dünyayı yöneten devletler ulusa ait olmayan devletlerdir.

Sonuç

Ulusların vazgeçilmez haklarını ulusçulukla elde etmek mümkün değildir. Her ulusçu hamle insanî olandan kopuşu ve ötekilestirerek yokolmayı getirir. Ulus adına Yola çıkmak aslında dipsiz bir çukura düşmektir. Tarihte ulusa ait kazanılmış hiçbir hak ve zafer bulunmamaktadır.

Ulusçuluk sahih bir yaklaşım olsaydı yirmi küsur Arap devleti biraraya gelip ortak hareket edebilir, Türkiye’deki Kürt ulusalcıları Barzaniye düşman olmaz, Azerilerle Türkiye Türkleri birarada yaşar, Ukrayna ile Rusya kavga etmez, Avusturya ile Almanya birleşirdi.

Bir yanıt yazın