DİN KİME ANLATILIR
Mesele, dinin anlatılmasına kimin ihtiyacının olduğu kadar nasıl anlatılması gerektiğidir. Nasıl belirleyeceğiz? Anket yaparak mı, sınava tabi tutarak mı, nasıl? Anlatmak başka, öğretmek başka olsa gerek. Dinin öğretilmesi gereken kişiyi belirlemek kolay da anlatılması gerekeni belirlemek farklı olsa gerek.
Dini öğretmek istediğiniz insanı formel eğitime alır ve dini öğretirsiniz. Dini öğretecek insanı belirlemek kolaydır. Ancak, dinin anlatılacağı kimseyi belirlemek kadar anlatacakları belirlemek de zordur.
İlk etapta söylediklerimizden polemik yaptığımız sonucu çıkarılabilir, ne yazık ki gerçek böyle değil. Hani bir tekerleme vardır “kellim kellim la yenfa ,”(Anlatıyorum, anlatıyorum, anlamıyor, fayda etmiyor.) Din kime anlatılacak, dini kim anlatacaktan kastımız budur. Dinden kastımız da tabi ki İslam’dır.
Müslümanlar dini birbirlerine anlatmaya çalışıyorlar, anlatıyorlar diyemiyorum. Bu çabalarının gerekçesi de yine İslam’ın kaynaklarına dayanmaktadır. Çünkü kutlu Peygamberden gelen haber diyor ki: “Din nasihattir.” Bir Müslümanın diğer Müslümana dini anlatmasında yadırganacak bir durum olmadığı gibi anlatma hakkını da buradan alır. Ancak birbirimize dini anlatmaya çabaladığımız kadar anlatamadığımız da bir gerçektir. Eğer “Din nasihattir.” cümlesindeki nasihat kelimesine vazetmek, öğüt vermek, sözlü telkinde bulunmak olarak anlar isek, evet, ancak dini anlatmaya çabalamış oluruz. Sahabe nasihati, bugün çoğunluk insanların anladığı gibi anlamadığından Peygamberden bu sözü duyunca, hemen, “Kimin için ya Resul Allah?” diye sormuşlardır. Cevaben “Allah için, Allah’ın Kitabı için, Allah’ın Rasûlü için, Müslümanların ileri gelenleri için (idarecileri için) ve bütün Müslümanlar için.” dedi. Allah’ın, Kitabı’nın ve resulünün nasihate ihtiyacının olmadığı aşikar. O zaman ‘‘nasihat’’ kelimesinin anlamı için yeniden düşünmemiz gerekir. Öğüt verme, yol gösterme gibi tali anlamları olmakla beraber birinci derecedeki anlamı ‘‘Samimiyettir.’‘
Şimdi hadisi anlamak daha da kolaylaştı: Allah için samimiyet, kitabı rehber edinmede samimiyet, Peygamberi örnek almada samimiyet, idarecilerinin doğrularının yanında yer almada, hatalarında uyarıcı olmada samimiyet, Müslümanların sadece yüzlerine karşı değil gıyabında da samimiyet… Şöyle desek yanlış olmaz, samimiyet inandığını yaşamaktır, kazanılmış davranış haline getirmektir. Böyle yapmak bizi, “anlattım, anlattım karşıdaki anlamadı.” külfetinden, yükünden de kurtarır. Aynı zamanda ‘‘benim dinim’’ yerine ‘‘Allah’ın dinine’’ çağırmış oluruz, gerisi nasihate muhatap olanın sorunudur.
Günümüzde dini anlatmak diye kendi mezhebini, meşrebini, partisini, liderini, anlatanların mevcudiyetinden söz etmek mümkündür. Dini anlatabilmekten çok anlatma çabası içinde olmanın temelinde bu yaklaşım tarzı yatmaktadır. Samimi olarak hata yapılır mı? Mümkündür. Dikkat edildiğinde tabiri caiz ise hadiste filtreleme yapılarak samimiyet birkaç aşamadan geçirilmiştir. Bir Müslümanın samimiyeti önce Allah’a karşı, sonra Kur’an’a, sonra peygambere sonra da Müslüman idareci ve Müslüman topluma karşı samimiyet filtresinden geçmelidir. Bu filtrelerden atlanacak, ihmal ya da göz ardı edilecek filtre yoktur, olamaz! Toplumda örneklerine rastladığımız bu filtrelerden biri ya da birkaçını görmezlikten gelenler ancak dini anlatma çabası içinde olabilmekte, diğer bir kısım Müslümanlar tarafından göz ardı edilmektedirler. Göz ardı etmek, yok etmek anlamına gelmez sadece bir süreliğine sorunu ötelemek anlamına gelir. Hadisin dediği gibi hareket edildiğinde yukarıda söz konusu ettiğimiz hatalara düşülmez.
Günümüzde algı denen tuzaklar ile yanılmasalar oluşturularak Müslümanlar hata yapmaya itilmektedir! Birkaç örnek verecek olursak: ‘’Adam domuz eti yemez ama kul hakkı yer’’, ‘‘Asıl oruç kul hakkı yememektir, on iki ay tutulur.’’ Kâbe’nin etrafında dönmekle hacı olunmaz’ gibi beylik sözler. ‘‘Her şey zıddı ile kaimdir’’ kuralı gereği şöyle mi anlayacağız, kul hakkı yemek için domuz etinin haram olduğuna inanıp, inanmak yetmez ve de yememek lazım gelir. Ramazan’da oruç tutanlar geriye kalan on bir ay kul hakkı yiyenlerdir, yani asıl orucu terk edenlerdir. İşte polemik budur, hakikat bu değil! Böylesine fasit kıyaslar yapmak zorunda değiliz.
Hepimiz şahit oluyoruz, çevremizde bazı ibadetleri yapma ve bazı haramlardan sakınma konusunda gösterdiği hassasiyeti, bazı ibadet ve haramlara karşı göstermeyen insanlar vardır. Adam içki içer ama domuz eti yemez, hatta ramazanda içki de içmez. Beş vakit namazı kılmaz, Cuma namazını da hiç ihmal etmez. Allah’ın dilemesi, kitabın istediği, Peygamberin uygulaması bu mudur? Tabi ki hayır. Bu insana din anlatılmamalı, öğretilmeli.
Bir de çevremizde hep beraber şahit olduğumuz ibadete ve belli haramlara karşı hassasiyette pik yapar gibi görünen, ibadetleri kişisel menfaatine kalkan yapan, çıkarı (her türlü mal mülk, makam) söz konusu olduğunda sınır tanımayan tipler vardır. Bu tipler yaptığını bilerek yapanlardır. Kur’an bunları ‘‘yaptıkları boşa gidenler’’, ‘‘namazından bihaber olanlar, namazı gösteriş için kılanlar’’ nitelemesini yapmaktadır. Bunlara din öğretilmez anlatılır, telkinde bulunulur…
Kul hakkı konusunda hassasiyet gösteren insanlara saygı duymak gerekir. Muhtemelen ‘‘kul hakkını’’ adalet gibi toplumun olmazsa olmazı görenlerdir ki doğrudur. Yanlış olan diğer ibadetleri ve haramları bireysel emir ve yasaklar gibi görmektir. Nafileler dahil İslam’ın bütün emir ve yasaklarının mutlaka toplumsal boyutu ve yansıması vardır, tersi İslam’a yaklaşımda laikçi bir tutum olur.
Bu türden beylik sözler kitaplarda kendine yer bulamaz, ancak sosyal medya sayfalarında çalım satar. Zamanla zihinlerde erozyon yapma ihtimali yüksektir. İslam’ı ve Müslümanları rencide etmek, film çevirmek isteyenler için malzemedir. Hesap vermek inanan inanmayan herkes içindir, günah işlemek ve tövbe etmek ise inanan ve Müslümanım diyenler içindir. Polemik yapmak isteyenlere fırsat vermemek için deriz ki, tövbe günah işlemenin gerekçesi olamayacağı gibi insana hata yapmak için tanınan bir fırsat hiç değildir. Olsa olsa beşer olmanın kaçınılmaz sonuçlarından nedamet duyulması gereken eylemleri için bir fırsattır.
