Putin’in Gölgesi
Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku çöktüğünde sevineneler, soğuk savaşın çatışmacı atmosferinin son bulacağına inandılar. Taraflardan herhangi birinin çöküşüyle muhtemel atom bombası patlamalarının olanaksız hale geleceği düşünüldü. Bu sayede dünyanın daha istikrarlı ve huzur dolu bir döneme gireceği hayal edildi.
Ancak öyle olmadı. Etnik çatışmalar hızla yaygınlaştı. Önce Balkanlar, sonra Kafkasya kan gölüne döndü. Daha sonra “Dev” nükleer gücüyle yeniden uyandı. Bu defa dünya nimetlerinde sadece doğal kaynakları ve askeri gücüyle pay almak istiyordu.
Putin yönetimi, yayılmacı siyasetini önce Ukrayna’yı işgal edip Kırım’ı ilhak ederek, daha sonra Suriye’yi kendisi için bir atlama tahtasına çevirerek sergiledi. Dış ilişkilerde kaba gücü sınırsızca kullanmayı alışkanlık haline getiren Rusya, insani herhangi bir değeri dikkate almadan icraatlar sergiliyor.
Rusya kuzeyden güneye doğru yayılarak Batı Asya’yı kontrolüne almak suretiyle doğal gaz nakil hatlarını denetimi altına almayı amaçlamaktadır. Bu sayede Rusya, doğal gazın başlıca tüketicisi olan Avrupa ülkelerini de kendisine bağımlı kılmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Rusya için Suriye’yi bir üs haline getirerek kontrol altına almak önem arz etmektedir. Rusya’nın bu gayesine ulaşabilmesi için Türkiye’yi etkisizleştirerek, kendisine bağımlı kılması gerekir. Bu nedenle Rusya’nın güneye doğru yayılması öncelikle Türkiye için bir tehdittir.
Hırsızlar Yönetimi
2020’nin Şubat ayında İdlib’de elliden fazla Türk askerinin şehit edilmesinin başlıca sorumlusu Rusya’dır. Türkiye ile “stratejik ortak”mış gibi davranarak zaman kazanan Rusya, eline fırsat geçtiğinde gücü artırmak için hiçbir değeri tanımayacağını göstermiştir.
Rusya, bu zamanda yaşamıyor. Tutum ve alışkanlıkları geçen yüzyılda kaldı. Hâlbuki tutum ve alışkanlıkların hızla değiştiği yeni bir yüzyıldayız. Son yirmi beş yılda yaşadığımız iletişim devrimi tüm dünyayı değiştirmiş durumda. Bu değişim sadece ekonomik değil, ayrıca kültürel niteliklere de sahip. Dünyaya kapalı kalmak olanaksız.
Putin’in organize seri cinayetler işleyen ve kara para aklayan bir hırsız olduğu herkes tarafından biliniyor. Karen Dawisha’nın bu konuda yazdığı kitaplar zihin açıcı. Özellikle “Putin’s Kleptocracy: Who Owns Russia?” (Putin’in Hırsızlar Yönetimi: Rusya’ya Kim Sahip?) başlıklı kitabı bek çok gerçeği su yüzüne çıkarıyor.
Putin, iletişim devrimiyle şeffaflaşan dünyada hiçbir şeyi gizleyemeyeceğini idrak ettikçe daha da utanmaz hale geldi. Kendi kaderiyle Rusların kaderini ortaklaştıran bir siyasal sitem tasarlayarak, bütün bir halkı suç ortağına çevirmeye çalıştı. Rusları kendisi olmadan var olamayacaklarına ikna etmeye çalışarak, iktidarını ömür boyu sürdürmeyi garantilemek istedi. Tüm bunları yaparken sayısız suç işlemekten geri durmadı.
Rusya’nın doğal zenginlikleri Putin’e güç veriyor. Üzerinde durduğu fosil yakıt rezervleri cesaretini arttırıyor. Ancak, Ukrayna krizi patladıktan sonra oyun bozuldu. Petrol fiyatlarının hızla düşmesi Rus orta sınıfıyla Putin arasındaki koalisyonu bozmakta. Sadece doğal kaynaklarını ve askeri teknolojisini pazarlayarak var olmaya çalışmak yalnızca bir Tiran’ın aklına gelebilir. Hâlbuki dünyada artık ekonomik, kültürel ve askeri sahada güçlü olmak bambaşka dayanaklar üzerinde yükselmekte.
Demokrasi düşmanlığı
Putin’in Hırsızlar Yönetimi doğudaki tüm demokrasi düşmanlarına güç ve ilham veriyor. Demokrat olmadığı gibi olmak da istemeyen bir kültürün son mirasçıları, tüm özgürlükleri ayaklarının altına alarak yükselmenin peşindeler. Her ne kadar gölgesi Ortadoğu’ya kadar uzamış olsa da benzini ucuzlamış ve bitmiş durumda.
Putin, Rusya’nın geleceğinden çalarak ayakta duran bir seri katil. Fakat Putin, Rusya’dan, paradan daha önemli bir şey çalıyor. İnsanların özgürlüklerini çalarak gelişmelerini engelliyor. Rusya’nın insan kaynağı hızla niteliksiz hale geliyor. Kaderleri Putin’e bağlanan Ruslar, yeteneklerini özgürce geliştirebilme olanağını uzun süre önce kaybettiler. Kendilerinden isteneni sunan sıradan araçlara indirgendiler.
Rusya’daki üretimin çeşitliliği hızla sınırlanırken, tüketim talebi artıyor. Üretme yeteneğini kaybeden Rusya’nın askeri harcamaları ABD’nin yedi biriyken, uzun süre bu zamana kadar izlediği politikaları sürdürebilmesi olanaksız.
Kendi halkını zapturapt altına alarak, egemenliğini sürdürmeye çalışan bir Tiran’ın sunabileceği tek şey kan ve gözyaşıdır. Garry Kasparov gibi Putin’in önde gelen muhalifleri, özgürlüğün en önemli değer olduğunun farkında. Rus halkının demokrasi ve özgürlüğün değerleriyle donanması, Putin’in Hırsızlar Yönetimi’nin son bulmasına bağlı. Kanlı ellerini Suriye’ye kadar uzatan Putin’in Hırsızlar Yönetimi, başta kendi ülkesi olmak üzere adım attığı her yeri çoraklaştırmaktadır. Bu nedenle Rusya, ülkesine refahı, huzuru ve istikrarı daim kılmak isteyen hiçbir ülke için model olamaz.
