“DIŞ GÜÇLER!.”
Dış güçler, dış güçlerin maşaları, ajanlar, provokatörler vs. çocukluğumdan beri her önemli meselede çokça duyduğum şeylerdir. Tarihteki gerileyiş ve yenilgilerimizde de hep kavramlar gündemdir. Gerileyişimizin ve kaybetmemizin sebebi bunlar. Dindar kesim arasında bu gibi şeylerin yaygın olması ise ayrı bir garabet.
Bunları hep işittim hep okudum ama her karşılaştığımda da bu tür değerlendirmelerden kuşku duydum. Kendimizle yüzleşmemek, nefis muhasebesi yapmamak için mi bunlar ileri sürülüyor diye. Kaldı ki sözü edilen bu dış güçler bizim bunları dile getirmemizden dolayı bu yaptıklarından vazgeçecekler mi? Vazgeçmeyecekleri kesin. O halde!
Denebilir ki: Toplumun bu konularda uyanık olması için çalışıyoruz. Doğru, bir uyarı yönü var işin ama bizden farklı düşünen herkesi dış güç, ajan, provokatör olarak görmeye başladığımızın da farkında olalım..
Sadece bizde değil İslam âleminin her bölgesinde bu tür izahlarla karşılaşıyoruz.
Dış güçler, ajanlar vs. yoktur demiyorum lakin bunlar, tarihin akışını değiştirecek güçte şeyler değildir ve bunların etkisi ancak toplumun buna hazır hale gelmesi sebebiyledir. Bu nedenle suç yine toplumun kendisinden kaynaklanıyor. Bu şuna benziyor: İslam hukukçularının önemli bir kısmı İslam toplumunda başka din mensuplarının kendi dinlerine davetinin yasak olduğunu savunurlar. Sebep: Gençlerimiz ve kadınlarımız İslam’ı iyi bilmiyorlar, kandırılabilirler! Oysa sen İslam’ı iyi bilmeyenlere İslam’ı anlat, onları bilgilendir.
Kur’an-ı Kerim’den konuyla ilgili iki ayetini ve kısa izahlarıyla konuyu bitirelim.
“Başınıza her ne musibet gelirse bilesiniz ki kendi ellerinizle yapmış olduklarınız yüzündendir.” (42 Şura 30).
Allah hayatı kurallara bağlamıştır. Olup bitenler rastgele değildir. Dünya hayatında başınıza her ne musibet gelirse geçmişte işlediğiniz günah ve suçlar sebebiyledir….
Fertlerin işlemiş oldukları suçların cezalarını mutlaka bu dünya hayatında çekecekleri yahut başlarına her ne musibet gelmişse mutlaka yaptıklarının sonucu olması gibi genel geçer bir kural yoktur. Fakat toplumlar böyle değildir, onların başına gelen her musibet mutlaka yapıp ettiklerinin sonucudur. (Şimşek, Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri, IV.453).
‘’bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez.(13 Ra’d 11)
Ayette tarih ve toplum yasalarından önemli birini dile getirmekte insanlara yönelik evrensel bir mesaj yer almaktadır. İnsanların sahip oldukları nimetler, zaman zaman yaşadıkları cezalandırma amaçlı musibetler, iyilikler ve inim inim inleten felaketler durduk yerde ortaya çıkmaz. Tam tersine bu durumların, insanların tutumları ve hayat tarzı ile doğrudan ilgisi vardır. Eğer insanlar bir yerde güçlü ve onurlu bir hayat sürdürüyorlar, huzurlu ve başarılı bir toplum örneğini sergiliyorlarsa bunun tek nedeni hayat biçimlerinin hak ve doğruluk esaslarına dayanıyor olmasıdır.
Toplumların değişime uğraması inanç ve davranışlarının farklılaşmasıyla gerçekleşir. İnançları davranışlarına yansır ve toplum değişmeye başlar. (Şimşek, Hayat Kaynağı Kuran Tefsiri, III. 64-65).
Toplumların değişimi önce içlerindeki inançla başlar. Bireylerin inançlarında ve hayat felsefelerinde ortaya çıkar. Bu değişim, onların davranış ve ahlaklarını ve nihayet toplumun yapısını etkiler. Bu konuda Allah’ın direkt bir müdahalesi söz konusu değildir. Allah insanlara zulm etmez.
