“BARBAR BARBARLIĞA İNANAN İNSANDIR”: IRK, TARİH VE KÜLTÜR
IRK VE KÜLTÜR
Irkçı önyargılara karşı, bugünkü bilim çevreleri ırkların biri diğerinden zihinsel üstünlüğü veya aşağı olduğunu kanıtlamak için hiçbir veri bulamamışlardır. Ama biyolojik olarak ırkların özgül psikolojik nitelikleriyle belirlemeye kalkışırsak bilimsel gerçeklikten ayrılırız. İnsanlığı oluşturan ilk büyük ırklar(beyaz-siyah-sarı) mutlak olarak özgün yetenekleri olsa da eşittirler. Soyların yozlaşması, ırkların tek bir değerler üzerinden değil de, melezleşme yoluyla olmuştur.
Antropolojinin ilk hatası biyolojik olan ırk kavramını, kültürlerin sosyolojik ve psikolojik oluşumlarını birbirlerine karıştırmasıdır. Gobineu bunları belirtirken iyi niyetli olsa bile düşünsel olarak çok büyük yanlışlığa düşmüştür. Siyah-beyaz-sarı ırkların fizyolojik değişikliklerinden değil de, Sosyolojik, Tarihsel ve coğrafi olarak farklı olduğunu söylemiştir. Ama burada da ırkların fizyolojik özellikleriyle coğrafi özelliklerin aynı oranda olduğunu söylemek de yanlıştır. Coğrafi özelliklere bağlı olarak kültürlerin sayısı, ırkların sayısından oldukça fazladır. Genel anlamda da ırksal çeşitlilikten çok kültürel çeşitlilik birçok sorunu ortaya çıkarmıştır.
KÜLTÜRLERİN ÇEŞİTLİLİĞİ
Kültürler nasıl ve ne şekilde birbirlerinden farklılaştığı bu farklılaşmadan kendi kültürlerinin geçerliliğini kaybedip kaybetmediklerini anlamak için ilk önce bunların kültürel özellikleri ne denli iyi uygulabildiklerini incelemeye bağlıdır.. Kültürler farklılaşırken aynı oranda farklılaşmazlar. Kendilerini koruyanlar olduğu gibi, eritme potasında hemen eriyip giden ve bambaşka bir kültürel öğeler topluluğunun içinde kaybolanlar da bulunabilir.
Pratik olarak günümüzde insan kültürlerinin çeşitliliği oldukça zengin ve büyüktür. Bizim yaşadığımız kültürden farklı olarak görünen kültürler neye göre farklıdırlar? Örnek verecek olursak İNGİLTERE ve ABD arasında ne tür farklılıklar vardır? Yâda İngiltere ve Kanada arasında veyahut Kanada ile Avustralya arasında? Hepsi İngiliz soyundan geldiklerine göre nedir bunları farklı kılan? Coğrafi koşullar mı, yoksa kendi ırklarının farklılaşması mı? Bu güçlüklerin bir bölümü yerel özelliklerin korunmasına hatta daha derinleşmesine , diğer bölümü birliktelik ve kaynaşma yönünde çaba göstermesiyle alakalıdır. Aynı kökenden gelen diller birbirlerine bağlı olarak değişirken komşu topraklarda konuşulan diller ortak özelliklerini geliştirebilirler.
Kültürel çeşitlilik durağan değildir. İnsanlar coğrafi uzaklıkları ve içinde bulundukları özgün özellikler ve dış dünyaya kapanması nedeniyle farklı kültürler oluşturmuşlardır. Ama toplumlar hiçbir zaman yalnız değildir. Onlar çevreleri ile sürekli iletişim içinde olmuşlardır.(en ayrık görülen toplumlar bile)Kültürlerin çeşitliliği insanları ayrıştırmak için değil, daha fazla birleştirmek için güzel bir fırsattır.
HALK MERKEZCİLİK
Bizim içinde bulunduğumuz toplumun, beklenmeyen bir durumda hepimizin birden ortaya çıkma, sahip çıkma eğilimi, bizim karşımıza çıkan özellikleri yadsıdığımızdan dolayıdır. Bizim özelliklere uymayan gördüğümüzde ‘yabancı, bu bizden değil’ gibi ayrımcı bir tavır sergileriz. Bu tarih içinde de hep var olmuştur.

İlkçağda yunan toplumsal kültürüne uymayan her şeye ’BARBAR’ diye hitap edilirdi. Barbar, yaban gibi sözcükler karşı bilinen kişi veya topluluğu aşağı duruma düşürme eğilimiyle alakalıdır..
Oysaki kültür insani yanımızı oluşturur. Biz bu sıfatları kullanırken insanlıktan pay almamış anlamında kullanırız. Tabi biz bu sıfatları yakıştırmamızdaki sebep barbar veya yaban diye adlandırdığımız kişi veya topluluğun bizim kültürün öğelerine uygun olmamasından dolayı dışlanması ve aşağı görülmesinde yatar. Kendileri de insanlar hatta daha ileri gidersek iyi, mükemmel gibi sıfatlarla üstün gösterdikleri yanlarını daha fazla dile getirirler. Yaban-yabancılar için ise hortlak(Zombi) tabiri kullanırlar. Bu tür davranışlar kendi kültüründen yoksun olan yabana karşı düşmanca bir tavırı ortaya serer. Oysa BARBAR HERŞEYDEN ÖNCE BARBARLIGA İNANAN İNSANDIR. Büyük dinsel ve felsefi öğretiler bu tür sıfatlar kullanmaya karşı çıkar. ÖR/Amerikan. Asyalı, Afrikalı, Avrupalı yerliyi yan yana gördüğümüzde nasıl bir algıya açık hale geliriz..?
ESKİL KÜLTÜRLER VE İLKEL KÜLTÜRLER
Her toplum kendi bakış açısıyla kültürleri üçe ayırır
a)Kendisinin çağdaşı olup fakat yeryüzünde başka bir köşesinde olanlar
b)Yaklaşık olarak aynı bölgede ancak zaman içinde kendisinden önce yer alanlar
c)Gerek zaman ve yer bakımından içinde bulunduğu yer ve zamana uygun olmayanlar
Tabi bu ayrımı her toplum kendi ekseni içinde değerlendirir. Fakat böyle bir ayırım olabilseydi; aşağı gördüğü toplum ile kendi geçmişindeki kalıntıların benzer olduğunu görmezden gelmesi çok tuhaftır. ÖR/batılı gezgin doğu da ortaçağı, birinci dünya savaşında Louis dönemini Avustralya yerlilerinde taş devrini görmesinden hoşlanır. Yok, olmuş uygarlıkların bazı yönlerini bilmekteyiz ve onlar hakkında yorum yapma sansımızda azdır. Nerden bilebiliriz ki yok olmuş bir uygarlığın bizim şuan yaşadığımız zamansal ve mekânsal olarak daha ileri kültürel bir yaşayışlarının olmadığını?
Bazen günümüz teknolojisi ve bilimin açıklamaya yetmediği şeyleri o ‘barbar’ dediğimiz geri kalmış ve yok olmuş toplum kültürel olarak onların bilgisine sahip olmadığımızı anlamak istemeyebiliriz. Ama gerçekler değişmez sadece doğru ve yanlışlar değişir. Onlarca hatta yüzlerce yıl boyunca oralarda seven, nefret eden, acı çeken, savaşan insanlar yaşamıştır. Tüm halklar yetişkindir.
İLERLEME KAVRAMI
Tarih boyunca taşı daha ustaca yontan ve cilalamayı öğrenen kemik ve fildişlerini işleyen, madencilikle uğraşan çömlek, tarım ve hayvancılığın birbirini izlediğini biliyoruz. Bu birbirini izleyen biçimleri kabul ederek kimilerini üstün, kimilerini aşağı olmak üzere bir ilerleme şeması çizilir. Oysa insanlar için tek bir evrimsel çizgi olmadığı gibi evrildiği varsayılanlar her evrede birbirlerinden etkilenmememeleri mümkün değildir. Muhakkak, kültürlerin birbirleriyle bağlantısı olmasa ile bu kültürlerin aynı zaman içinde yaşamayacağı anlamına da gelmez. İlerleme ne kaçınılmaz ne de süreklidir. Atlamalar, sıçramalar ya da biyologların dediği gibi mutasyonlardan kaynaklıdır. Bu sıçramalar sadece daha ileri doğru ve sürekli aynı yönde olmazlar. İlerlemekte olan insanlık birinin kazanan, diğerlerinin sürekli kaybettiği bir süreç değilidir. Aynı gelişmeyi birbirinden habersizce kullanan kültürler de olmuştur. Hintli bilginlerin bulduğu sıfır, en az beş yüzyıl önce Mayalar tarafından biliniyor ve kullanılıyordu. İnhkalar Avrupa’nın yasadığı aynı tip olayları yüzyıllar önce yaşamışlardı..
DURAL TARİH VE BİRİKİMSEL TARİH
İki tarih biçimi arasında ayrım, bu ayrımı uygulandığı kültürlerin içsel doğasından mı kaynaklanmaktadır yoksa bizim farklı bir kültürü değerlendirirken kullandığımız halk merkeziyetçi bakış açısından mı? Bize anlamlı gelen birikimsel, diğer kültürleri de gerçekten dural olduğundan değil başvuru sistemimiz içinde ölçülebilir olmadığından (yanı kısacası anlayamadığımızdan) dural görünürlerdi. Yaşlılar gençlik yıllarını birikimsel olarak görürken, yaşlılıklarında akıp giden tarihi dural olarak görürler. Bir siyasal düzende muhalifler var olan düzeni gönüllü olarak kabul etmezler ve bu dönemi sanki ara bir dönemmiş gibi görüp yaşama yeniden başlayacaklarını düşünürler. İktidar için bu tam tersidir. Bir kültürel sürecin olay zenginliği bunların içsel özelliklerinden değil bizim onlara bağlı çıkarlarımızın çeşitliliği ve çokluğu karşısındaki durumumuza bağlıdır.
İlerleyen kültür ile dural kültür arasındaki fark odaklanma ile ilgilidir. Her kültürel oluşumun kendisine özgü özellikleriyle fark yaratması ve bu farklılıklardan yola çıkarak sentez kültürel oluşumun yaşanması olağan bir şeydir. Yazı için Fenikeliler, kâğıt, barut, pusula için Çin; cam, çelik için Hintlilerden faydalanmasaydık simdi içinde olduğumuz kültürel potada bu kadar çeşıtlilik olmayabilirdi. Başka bir örnek üzerinden bakarsak Mısır uygarlığını incelerken sadece kuzey Afrika esintilerini görmeyiz, bunun içinde Asya da mevcuttur. Yanı coğrafi koşullar ne kadar zor ve ulaşılmaz olsa bile kültürler kaynaşmaya devam edecektir. Bu da birikimsel olarak ilerleyen bir kültürel zemin içinde tarih oluşmasına vesile olmaktadır.

BATI UYGARLIĞININ YERİ
Bir kültür üzerinden başka bir kültüre yargıda bulunamayacağı ve yapacak olursak göreceliğe bağlı olarak değerlendirme olacağı acıktır. Kendi içine kapanmış çoğu kültür, Batının üstünlüğünü kabul ediyor ve onlar gibi yeme içmeye. giyinmeye, makineleri onları gibi yapmaya başladılar. Batının üstünlüğünü kabul etmeyen az gelişmiş ülkeleri de uluslararası oturumlarda (BM toplantılarında İran’a, Suriye’ye yaptıkları baskı ve yaptırımlar gibi)kınadıkları ve Batılılaşmadan pay almak ıcın başka bir ortam oluştururlar.
Arap baharı olsun İran’a nükleer program üzerinden yüklenilmeleri ve yaptırım uygulamaları, son olarak da Suriye’ye olan aynı tur uygulamalar bunun acık göstergesidir. Bunların da insanlık adına yaptıklarını iddia ederler.( demokrasi getireceğiz, insanlık, hak, hukuk, adalet… gibi kavramları kendi çıkar çevreleri ıcın ve rant çarkının bozulmasını engellemek ıcın kullanırlar) bunları da çoğu kere içten isyan çıkartarak, silahlandırarak adeta kardeş kardeşi kıydırarak yaparlar.
Batı uygarlığının evrenselleşmesi icın çaba harcarlar. Kendilerine bilinci veya bilinçsiz olarak bu surece katkı sağlayacak ortamlar oluşturtmaya çalışırlar. Batı uygarlığı tüm olanaklarını kullanarak, sunacakları seçenekleri azaltarak kendi dışındakilerin zorunlu olarak kendilerini seçmelerini sağlamak yolunda çaba gösterirler.
RASTLANTI VE UYGARLIK
Etnoloji kitaplarında insanların ateşi bir yıldırımın çalılıkları yakması sonucu bulduğunu, kazayla kızarmış av hayvanı gördüğünde kızartmayı öğrendiğini, kil toprağının ocağın yanında unutulmasıyla pişmesi sayesinde insanın çömlek yapmayı öğrendiğini yazar. Oysa bunlarböylesine rastlantı ile açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Her kuşağın kandı ıcında yarattığı geliştirdiği teknikleri rastlantıya indirgeyerek batı uygarlığın buluşlarının daha önde olduğunu kanıt olarak sunmak ne derece tutarlıdır. İlkel olarak adlandırdığımız toplumların Batının bulduğu tekniklerin temeli noktasında daha ileride olmadıklarını kim söyleyebilir ?
Yüzyılardır gördüğümüz gibi her kuşak ileri gelmek ıcın önceki kuşaktan bırakılmış zenginliği salt sabit bir birikim eklemek ıcın uğraştılar. Öncelik sorunun bir ırkın veya bir kültürün dehasına değil, insanlık bilinciyle açıklamak daha sağlıklıdır. ÖR/sanayi devrimi yeryüzünün batısında çıkmasaydı, belki başka yerde çıkacaktı. Oluşturan olgu evrensel değeri katılacaksa her toplum kültürel özgü niteliklerinden ona pay verecektir. İlerleme herkesin kendi düşüncesine göre önceden belirlenmiş bir ilerleme doruğundan başka bir şey değildir. İlerleme kavramı insan topluluklarının hayata baktıkları açı ile anlam kazanmıştır. Bugüne egemen olan ‘fayda’ için yasama pratığine prim vermeyen toplumlar ilerlemenin ağır faturasını kabul etmedikleri için dural kalmışlardır.
KÜLTÜRLERİN İŞBİRLİĞİ
Kültürler sürekli olumlu ya da olumsuz olarak bir işbirliği ve iletişim ıcındadırlar. Göçler, savaşlar, karşılıklı ödünç almalar, ticari ilişkiler bunlardan bazılarıdır. Bir kültürün başka kültürden üstüncu olması saçma bir şeydir. Çünkü kültür tek basına olduğu surece tek basına üstün olamaz. Sürekli iletişim halindedirler. Peki, bu iletişime rağmen insanlık tarihinin yüzde doksanı durağan neden kalmıştır? Uygarlık tarihi beş yüz bin veya yüz bin yaşlarındadır. Yasam koşullarında değişmesi gerekirken son on bin yılda dönüşüme uğramıştır. İnsanlık tarihi boyunca uygarlığı ilerletmek ıcın hamlelerini yapınca kimi kez başarısız hale geliyor daha da geriye götürüyor. Kendi basına ve kendiliğinden olan toplum yoktur. Birikerek ilerleyen tarih ırkların veya belli kültürlerin egemenliğine değildir. Bir insan topluluğu yıkıp gecen ve doğasını bütünüyle gerçekleşmesini engelleyen tek bela yalnız kalmaktır. Kültürel etkileşim ile birlikte bir buluşu bir kültüre mal etmek yanlıştır. İspanyol ve Portekizlerin güney ve kuzey Amerika ya kesifleriyle orda olan kültürler de yok oldu veya yok olmaya yüz tuttu..
Bu Afrika ıçın de geçerlidir. Avrupa (özelikle İngiliz ve Fransızlar) Afrikaya kültürlerini götürdüler. Tütün, kauçuk, patates gibi şeylerle yaşama yaptıkları katkı eşsizdir.
Ama onların Amerikalılar bulmasaydı ya onun yerine başka bir şey gelecek ya da belki de başkaları bulacaktı. Bir uygarlık kendi kendisinden bir başka uygarlık için vazgeçmesini anlamak zordur. Bunda iki neden olabilir. Birincisi uygarlıkların işleyişinin çöküşü ya da karsılarında olan sistem ile içsel bir çatışmaya girmesiyle üçüncü bir sistemin oluşması (yanı iki kültürün kaynaşmasıyla sentez kültürün oluşması ) Sorun ise toplumun diğer kültürle hangi yönden yararlanacağı değil, hangi ölçüde anlayabileceği ve yorumlayacağına bağlıdır. Bu da başlı başına ayrı bir sorundur. Kültürlerin birbirlerine katkısı onların özel buluşları değil, birbirlerine sundukları ayırıcı özellikte olan farklılıklarıdır.
İLERLEMENİN İKİ ANLAMI
Kültürel ilerleme, kültürlerin birbirleriyle iletişimiyle mümkündür. Ne kadar çeşitlilik artarsa kültürel ilerleme o kadar mümkün olur. Teknolojik ilerleme tarihsel olarak insanın insanı sömürmesi ve bu yönde gelişmesi veya geliştirilmeye çalışılması bizi teknolojiye karsı ister istemez bir soğukluğa götürür. Sömürü gelişmeyi getirdiyse; Sömürmeyen toplumların gelişmemesi normaldir. Aslında sömürünün getirdiği gelişmede geri kalmış toplumların da katkısı vardır. Sömürülen ve sömüren sürekli bir alışveriş ve ılışkı içindedir, bilinçli veya bilinçsiz olarak insanlar birbirleriyle ilişkiye girerken farklılıklar yavaş yavaş azalmaya baslar. Sonuç olarak insanlar ilerlemek ıcın birbirleriyle ilişki içinde olmak zorundadır.
İnsanlar ıcın bu her iki yönü de korumak birinin çıkarı için diğerini göz ardı etmemek olacaktır. Bir kültür ıcın uygulanan şeyi başka bir kültüre uygulamak veya uygulamaya çalışmak ve bu durumu veya olguyu ırka, kültüre mal etmek son derece yanlıştır. Uluslararası kuruluşların burada bir yönden bir şeyleri ortaya çıkarmak bir yandan da bir şeyleri ortadan kaldırmak ıcın uğraşmaları gerekir. İnsanların tek bir bütünlüğe endekslemek yanlıştır. Çeşitlilik her zaman ıcın insanlık için katkı sunar. Bu da hoşgörü ile olabilecek bir şeydir. Hoşgörü de önceden görmek, anlamak, isteyen istediği yere kadar yükselmesini isteyen dinamik bir etkendir. Bu yüzden kültürel çeşitliliği her zaman korumamız gerekir.
Çeşitlilik sayesinde insanlık birlikte yaşmıştır. Çeşitliliğin yok olması, insanın gelişmesinin ve var oluşunun tehdit altına girmesi anlamına gelecektir
IRK TARİH VE KÜLTÜR
Irkın ne olduğu konusunda kültür bilimcilerin işi değildir. Antropologlar ise ırk kavramının üç veya dört milyon yıl önce ya da daha fazla yıl önce çıktığını ama nasıl ve ne şekilde çıktığı konusunda hem fikir değiller. Irkların nasıl ortaya çıktığı konusunda iki varsayım vardır.
Birincisi Gobineu; ırkların gözlemlenebilir olmadığı ve onların ancak farklı kültürlerden yola çıkarak anlayabileceğimizi söyler. Ama bu da ırkların değil kültürlerin çeşitliliği ve kültürlerin çıkısını bulmamıza yardımcı olur.
İkinci varsayım ise genetik olarak boy, deri rengi, saç tipi, kafa tipi gibi fiziki özelliklerden çıkarak bir sınıflamadan bahsetsek bile ve bunların kendi aralarında uyumlu olduğunu söylesek bile algılayamadığımız diğer nitelikleri bu uyum içine katmasak doğru söylemiş olmayız. Gözle görülmeyen özellikler (toplumun karakteri, davranışları, olaylara bakış acıları…) gözle görülebilir özelliklerden tamamen farklı yapıda olabilir. ÖR/Amerika’daki Asyalı, Afrikalı, beyaz, siyah çocuklarını kendi yetiştikleri gibi yetiştirmeye özen gösteririler. Çocuğun uzun sure beşikte tutulması ya da anne kucağında uyutulması, bebeklerdeki beslenme, dokunma sevmek gibi farklılıklardan yani kendi kültürel özelliklerinden pay alması gibi.. Bunlar Amerikalı bir çocuk ıcın büyük etken olabilir ama Amerikalı bebekler ırkları ne olursa olsun hemen hemen aynı şekilde yetişirler. Biz burada kültürün tanımını kolaylıkla yapabiliyoruz Örneklerle ama ırkların tanımlamada zorluk çekiyoruz.
Fiziksel farklılıklarla, kültürel farklılıklar arasında bir bağ var mıdır?
Her kültür kendisini hakiki ve yasamaya değer olarak bulur. İlkel diye adlandırdığımız halkların çoğu kendilerini iyiler, mükemmeller, diye sıfatlandırırlar. Karşı kültürlere ise aşağılayıcı sözlerle insanlıktan yoksun gösterme yoluna giderler. Kızılderililer, beyazlarla karşılamadan çok önceleri, beyazların ve inançlarını hakkında işittikleri öğrenmek ıcın yol kat etmeleri kültürel olarak farklı kültürlerin merak edilmesi öğrenilmeye çalışılması olabilir. Asıl sorun kültürlerin birbirlerine üstünlük çabası ve karsı kültürü yok etme çabasına girmesinden gelir.16. yy da İspanyolların gittikleri yerlere asker ve silahlarını taşıyabilecek gemilere sahip olması nedeniyle Meksikalılardan ve Perululardan üstün görmeleri asıl var olan gerçeği değiştirmez.
19.yy Avrupalısı kendisi dışındaki kültürlerden üstün ilan etmesi de buna örnek gösterilebilir. Batı bazı değerler için, başka değerleri hiçe sayması ve kendi değerlenin dayatma uğruna diğerini yok etmenin ne derecede üstünlük olduğu tartışılır.
Onlar ayrıca üstün ırk oluşturma çabasını biyolojik temellerin ve kültürel başarıların temeline oturtmak isterler. Bu biyolojik etken ile kültürel etken arasında bağ olmamasına rağmen varmış gibi göstererek kendilerinin istediği amaca ulaşmış olurlar.
Kültürel olarak kendi içlerindeki de değişik ve günümüz koşullarıyla baktığımızda kötu görünen şeyler normal görülmüştür. Oysa Irkı belirleyen kültürdür. Kültürlerle ilgili başka bir şey de bazı ırklar sadece kendi kültürleriyle özdeşleşmiş ve dıştan geleceklere karşı tavır almıştır. Yahudi toplumunu buna örnek verebiliriz. Ama genel olarak ırksal özellikler kültürel koşulları etkilemez ve kültürel özelliklerle birleşerek daha değerli bilgiye dönüşür.
Aslında ırklar ve kültürler benzerlikler gösterir ama genetik düzensizlik ırkların kültürler üzerinde etkin olmasını engeller. Kültürler insanlar üzerinde izler bırakır. İnsanlığın başlangıcından beri biyolojik evrim, el kullanma, toplumsal birey olma, seslenme gibi kültür öncesi şeyler olabilir ama bunların yaygın ve daha kalıcı hale gelmesini sağlayan kültürdür. Bunlar genetik ile açıklanamaz.
İnsanın evrimi, biyolojik ürünün bir yan ürünü olmadığı gibi ondan tamamen ayrı da değildir. İnsanın ilk önce saygıdeğer bir canlı olarak kabul edilmesi, insanın diğer bütün canlılara saygı göstermeye zorlayacaktır.
*Zülküf SATIK
Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Mezunu

