thumbs_b2_a470d939bd5a0f655284ebfcea42f44d
Hakikat ve Korku
Dicle Üniversitesi’nde çalıştığım yıllardı. sosyoloji bölümünde de derse giriyordum. Konu dönüp dolaşıp Hegel’e geldi. Hegel’in bazı görüşlerinden söz ediyordum ki öğrencilerden biri el kaldırdı..
“Hocam,” dedi, “ben Hegel’i eleştirebilirim.”
“Buyur,” dedim, “hangi eserinden hareketle eleştireceksin?”
Biraz durduktan sonra şöyle dedi:
“Hocam, vallahi hiçbir kitabını okumadım. Ama bu eleştirmeme engel değil..
Sınıfta hafif bir tebessüm oluştu. Ben de gülümseyerek:
“Yavrucuğum,” dedim, “okumadığın, ne dediğini bilmediğin bir düşünürü nasıl eleştireceksin?”
Hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
“Okumasam da eleştiririm hocam. Ne var bunda?”
böyle bir söz duyunca ister istemez sınıftan doğal bir tepki bekledim. Yetmiş kişilik bir sınıf. Bir kişi bile olsa çıkıp “Ama hocamın dediği doğru, hegel okumadan Hegeli nasıl eleştirmeye kalkarsın..?” demesini beklerdim..
Ancak sınıfta garip bir sessizlik vardı.
Öğrenciler bir bana bakıyor, bir soru soran öğrenciye bakıyor, sonra birbirlerine bakıyorlardı. Kimse ağzını açmıyordu.
Bu kez ben de öğrencilere dönüp: “Arkadaşlar,” dedim, “bu arkadaşınızın ne dediğini anlıyor musunuz? Hiç okumadığı bir düşünürü eleştirebileceğini söylüyor. Bu nasıl bir yaklaşım, buna karşı söylenecek bir şey yok mu…Ne diyorsunuz bu duruma?”
Yine tık yok…
Aslında çocuğu seviyordum…Öğrenciler içinde Ona “Reis” ya da “Başkan” diye hitap edildiğini de duymuştum.. Bunun anlamı Onun dehşet veren bir yapının, belli bir örgütün sınıftaki temsilcisi olduğuydu..
Sessizlik devam ederken tam o sırada ön sıralarda oturan, Diyarbakır’ın kenar mahallelerinden gelmiş, kabadayı görünüşlü bir öğrenci dayanamadı.
Hegeli eleştirmeye kalkan öğrenciye dönerek:
“Hoca sana açık bir şey söylüyor. Sen Hegel’i okudun mu, okumadın mı?” Öğrenci “Okumadım.”
“okumadıysan ne konuşisen ?”
Sınıf bir anda hareketlendi. Ortamın gerilmesini istemedim. Konuyu kapatmaya çalıştım.
Hegeli eleştirmeye yaltenen öğrenciye dönüp:
“Bak yavrum, bilmediği bir konuda konuşmanın sana getirisi nedir?.. Bu tavır ile neyi ispat eteye çalışıyorsun..?.” Yine sessizlik. Aslında çocuğun derdini anlıyordum…
Derse devam ettim. Ama bu dersten en fazla ben ders almıştım.
İnsanlar çoğu zaman hakikati korkularına kurban ederler; aidiyetlerine kurban ederler. Söylenenler, güç şiddet ve dehşeti temsil edenlere aitse saçma, anlamsız ve yanlış olsa bile -korku sebebiyle- kitlesel boyutta kabul görebilir. Hatta bu, zamanla bir aidiyet bile oluşturabilir. İnsanlar zarar göreceklerine inandıklarına çoğu zaman itiraz edemez.
Bu yüzden silah ve kaba kuvvet bir propoganda aracıdır çoğu zaman.
İnsanlar korktukları şeye tuhaf bir biçimde bağlanır. Kaba güç, yanlış olduğunu bildikleri şeyler karşısında bile onları sessiz kılar. Bu yüzden hakikat menfaatin de korkunun da üstünde bir hamle ile elde edilir. Hakikate sahip çıkmak CESUR olmayı gerektirir.