girl-knitting-jules-breton
Ben eşimi üzmeye, farkında olmadan, bir örgü şişiyle başlamışım. O zamanlar ben yirmialtı, eşim ise yirmi yaşındaydı. İkimiz de daha çok gençtik.
90’lı yıllardı. Ülkede çok ciddi siyasal çalkantılar yaşanıyordu. Biz de kendi çapımızda doğru bildiklerimizi insanlara ulaştırmak için gece gündüz koşturuyorduk. O döneme ait fotoğraflarıma bakıyorum da, meğer iskelet gibiymişim; sadece altmışiki kiloymuşum. Hem öğretmenlik yapıyor hem de esnafı dolaşıp sohbet ediyor, insanlara doğru bildiklerimi anlatmak için bir an bile durmadan çalışıyordum.
Yeni evlenmiştik. Dışarıyı görmeyen bir ev tutmuş, düğünden sonra eşimi oraya getirmiştim. Çok saygılı, çok edepli, uyumlu bir kadındı. Allah ondan razı olsun. Ben okula gidiyor, akşamları da çoğu zaman onu evde yalnız bırakıyordum. Evde canı sıkılıyordu.
Bana birkaç kez örgü şişi almamı söylemiş. Ben ise bütün o büyük davaların, memleket meselelerinin ve “vatanı kurtarma” telaşının içinde herhâlde bir örgü şişini önemsememişim. Muhtemelen zihnimin en alt tabakasına itmiştim..
Oysa eşim için örgü şişi çok önemliydi. İlk defa geldiği bir şehirde, yabancı bir ortamda, günlerini çoğunlukla evde geçiriyordu. Bu arada hukuk fakültesinin son sınıf öğrencisiydi. Kitapların arasında kendisine küçük de olsa bir teneffüs alanı açmak istiyordu.
Yıllar sonra bana:
“Bana o zaman bir örgü şişi almadın. O kadar sıkılıyordum ki, kitapların arasında kendime başka bir uğraş arıyordum. Sen bunu hiç önemsemedin. O zaman çok üzülmüştüm ama sana belli etmedim.” dedi.
Bunları bana söylediğinde gözlerim doldu. O kadar üzüldüm ki… Hâlâ hatırladıkça utanırım.
Dostlar, bazen bazı meseleleri gözümüzde çok büyütüyor, fakat insanı ihmal ediyoruz. Karşımızdakinin ihtiyacını ve değerini göremiyoruz. Zihnimizde yanlış bir değer hiyerarşisi kuruyoruz. Belki de örgü şişinin değerini gerçekten kavradığımız gün, kemâlat yolunda önemli bir adım atmış olacağız.