ERDOĞAN KAYBEDİNCE KİM KAZANACAK?

0
Erdogan-Gezi-
Önümüzdeki seçim tek bir hedefe odaklanmıştır Erdoğan’ın iktidardan uzaklaştırılması.. Seçimi kazandıklarını şimdiden ilan eden muhalefet cephesi hükümete gelince neler yapacaklarını söylüyorlar. Tabii herkesin kendine göre hesapları var. Ortaya bir şey koymaktan ziyade ya intikam almak ya da belli çıkarlar elde etmek amacıyla muhalefet kanadını destekleyen bir kesim var.. genelde Kılıçdaroğlu’nun kullanılabilir bir aparat olduğunu düşünen marjinal gruplar bile Erdoğan’ın devrilmesi ile çok büyük kazanımlar elde edeceklerini düşünüyorlar.
Tüm bunları göz önüne aldığımızda çıkaracağımız mantıksal sonuçlar şunlardır..
Bu kadar geniş bu kadar renkli bu kadar farklı beklentileri olan grupların ortak bir fayda ekseninde anlaşabilmeleri ne kadar mümkün olacaktır. Çünkü herkes diyet isteyecektir herkes büyük beklentilerinin karşılığını isteyecektir. Kazanan muhalefet beklentilerin hangisini yerine getirecektir. Bana göre bu beklentiler yerine getirmek için tanrısal güçlere sahip olmak gerekir.. O halde sonuç şu olacaktır.. elde edilen hükümet bir ay bilemedin iki ay sonra kendini imha edecektir. kendi içinde birbirini yiyen, sadece düşman olduklarını değil, bugün dost gibi göründükleri insanları da imha edici bir süreç başlayacaktır.
Ne HDP’nin halka yansıttığı amaçlar gerçekleşecektir ne 15 temmuzculardan kendini mağdur addedenlerin hakları iade edilecektir . CHP nin HDP ile girdiği ilişki değil, asıl HDP’nin CHP ile girdiği ilişki sorunludur.. Bu ilişki Kürtler için acı ve ıstıraptan başka bir şey getirmeyecektir.
Oy almak için Kürtleri, İslamcıları, Fetö’cüleri memnun edecek yaklaşımlarda bulunmak tek bir hedefin gerçekleşmesi içindir; Erdoğan’ın gitmesi..
Onun dışında mevcut muhalefetin ne Kürtlerle ne Fetö’cülerle ne diğer marjinal gruplarla, ne mağdur kesimlerle, ne açlıkla, ne yoksullukla bir alakası bulunmamaktadır..
Bu yüzden muhalefet için canla başla çalışan kendince samimi insanlar asla ümit’e kapılmasınlar; çünkü şu anki bulundukları durumdan daha kötü bir duruma düşeceklerini anlamak için çok da zeki olmaya gerek yok.
Düşünelim ki, bir iktidar nasıl bu kadar geniş kitlelerin isteklerini yerine getirecektir; yani marjinal grupların, AK Partiye kızan islamcıların, marjinal komünist gurupların, PKK’nın, Avrupa merkezli hegemonik anlayışın isteklerini yerine getirecektir…….
Aslında hiç kimsenin bunu düşünmesine izin verilmeyen kutuplaşma süreci bu: tek hedef Erdoğan’ın gitmesi…..
Muhalefete çalışan vatandaşlara şunu söylemek isterim. . Erdoğan’ın gitmesi dışında herhangi bir beklentinizin karşılanması mümkün olmayacaktır. Belki hepinizin en büyük kazanımı Erdoğan’ın gitmesi olacaktır…
Erdoğanın gitmesi bir kazanımsa O gittiğinde ; muhalefet seçimi  kazanmış olacaktır Onun dışında herkes kaybedecektir….
ERDOĞAN’IN KAZANMASI MİLLETİN KAZANMASI ANLAMINA GELİR Mİ?
Mevcut hükümet seçimi kazandığı zaman eğer kendini toparlamazsa, ben nasıl olsa tek başıma iktidarım istediğimi yaparım gibi bir algıyla devlet kurumlarını sureta partili menfaat şebekelerine bırakırsa yine millet kaybedecektir.. arkasına bir milletvekili alanın arkasına belli bürokrat çevreleri alan ahlaki yapıları düşük insanların devlet kurumlarından bir an önce tasfiyesi gerekmektedir.. Eğer mevcut hükümet seçimi kazanırsa seçimden sonra yapılacak en önemli hamle bu yönde olmalıdır..
Hükümet sadece partililerin veya belli kesimin değil, devlet kurumlarında sağcısı, solcusu herkesin hak ve hukukunun korunması için çeteleşmenin önüne geçmek zorundadır..
Devlet kurumları birilerinin rant kapısı olmaktan çıkarılmalıdır..
Bunun için de devrim düzeyinde bir yenilenmeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Siyasette Yenilenmenin Lüzumu

Yenilenme hayatiyet açısından her siyasal oluşum için olmazsa olmaz öneme sahip. Yenilenme olmazsa, durağanlık oluşur. Durağanlık, zamanla çürümeye dönüşür. Statükocu zihniyet kurumsallaştığında hayatiyet biter. Statükonun olduğu her yerde oligarklar türer.

***

Siyasette iki şey tehlikelidir: Birincisi, statükonun kurumsallaşması. İkincisi, siyasal oligarkların siyaseti tayin ve siyasi aktörleri tespit makamında olması. Gücün, uzun süre belirli kişilerin tekelinde olması, siyasetin hayatiyeti için ölümcül niteliktedir. Zira statükonun olduğu yerde düşünce üretimi olmaz ve her yenilenme talebi siyasi oligarkların derin zırhına çarpıp geri döner. En fenası, yenilenme talebinde bulunanlar hain ve düşman görülür.

***

Yenilik ve değişim iddiasıyla ortaya çıkan hareketlerin günün sonunda statükoya yenik düştükleri ve siyasal oligarkların hakimiyetine girdikleri çok görülmüştür. Millete tepeden bakan kibir budalası siyasi aktörlerin sayıca fazlalaşması ve siyasi gücün uzun yıllarca belirli kişilerin tekelinde olması, o hareketin statükocu karaktere büründüğünün en bariz göstergelerinden biridir. Siyasi oligarklar gücünü doğrudan milletten alan ve millette güçlü karşılığı olan siyasi aktörlerle yol yürümek istemezler. O yüzden onların tercih sistemi, siyaseti milletten ve milletin adamlarından kopartmak biçiminde tezahür eder. Millet onlar için yönetilmesi gereken bir sürüdür sadece. Milleti merkeze alan siyasi retorikleri, gerçekte kendi kişisel ve zümrevi hakimiyetlerini sürdürmek için bir kılıftan ibarettir. İlk ve son tahlilde sözün de kararın da kendilerinde olmasını sağlayan mekanizmaları kendileri oluşturmuştur çünkü. Millet için millete rağmen siyasetlerini bu yüzden rahatlıkla sürdürebilme imkanına sahip oldukları için son derece rahattırlar. Bakmayın siz, siyaseti millet için yaptıklarını söylediklerine. Hakikatte siyasetin de milletin de patronu kendileridir. Çünkü millet için neyin gerekli olduğuna da, hangi siyasi aktörlerin lazım olduğuna da onlar karar veriyorlar.

***

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte ilk defa millet doğrudan belirleyici konumda oldu. Siyasal oligarkların en rahatsız olduğu konu bu. Milletin sandıkta doğrudan kendisini yönetecek başkanını seçme hakkına sahip olması. Keşke vekillerini de doğrudan seçme hakkının sağlanmasıyla taçlandırılsaydı, işte o vakit milletin kayıtsız şartsız hakimiyeti tesis edilmiş olurdu. Bu yönüyle sistem ne yazık ki bir ayağı eksik durumdadır. Siyasal oligarklar tarafından tayin ve tanzim edilen partiler demokrasisi marifetiyle seçilen vekiller, gerçekte ve pratikte milletin vekilleri olamıyorlar. İlk defa seçilebilmek için de, tekrar seçilebilmek için de bağlılıklarını doğrudan millete değil partilerdeki seçici heyetlere sunanlar, seçildikten sonra milletle olan ilişkilerini kopartmakta bir beis görmemektedirler. Çünkü onlar biliyorlar ki millet ne derse desin, sonuçta kendilerini seçtirecek olanlar başkalarıdır. Bu sistemin değişmesi şart.

***

Bürokratik oligarşi ne kadar demokratik devlet için zararlıysa siyasal oligarşi de demokratik siyaset için zararlıdır. Gücünü doğrudan milletten alan cumhurbaşkanı gibi gücünü doğrudan milletten alan milletvekiline ihtiyaç var. Tercih sistemi olmazsa gerçek anlamda milletin vekilliği sistemi de oluşmaz. Gücünü doğrudan milletten alan vekillerden oluşan yasama organı daha güçlü ve saygın olur. O vakit bir milletvekili bilir ki şayet milleti memnun edemezse bir daha asla seçilemez. Ama şimdiki sistemde memnuniyetin merkezi de, adresi de doğrudan millet değil, siyasetin oligarklarıdır. O yüzden diyorum ki siyasetin de, siyasi düzeneğin de, siyasi aktörlerin de değişmesi şart.

***

Güçlü yürütme, güçlü yasama ile tahkim edildiğinde, denetim ve kontrol mekanizmaları milletin lehine ve yararına güçlü bir demokratik sisteme dönüşür. O zaman siyaset, bürokrasiye yenik düşmez. O vakit siyaset, bir avuç oligarkın tayin ve tanzim alanı olmaktan çıkar. İşte o zaman millet kazanır. Tanımına uygun bir demokratik sistem kök salar. Siyasetin bu temelde topyekun yenilenmesi şart.

***

Biliyorum bu seçim için artık bir önemi yok bu dediklerimin. Çünkü bu denilenlerin hayata geçirilmesi zaman açısından mümkün değil. Umarım yeni dönemde bu sistemi oluşturacak adımlar vakit geçirilmeden atılır. Tabii sahiden milletin kayıtsız-şartsız hakimiyetine inanılıyorsa. Sözün de kararın da millette olması gerektiğine hakikaten inanılıyorsa. Sözde değil özde isteniyorsa.

Ama bu seçim sürecinde de istenirse adım atılabilir. Gerçekten bu anlayışta olan partiler, milletvekili seçiminde doğrudan milletin dediklerine kulak verebilirler. Milletin istemediği ve kendisinden memnun olmadığı isimleri aday göstermekle işe başlayabilirler. Sahadan aldığım mesaj, milletin bu yenilenmeyi beklediği yönündedir. Siyasetini bu seçimde yenilemeyenler, yenilgiyle karşı karşıya kalırlar. Bunun yakın geçmişteki örneklerinden ders çıkarmayanlar da bedelini öderler. 

Bir yanıt yazın