Felsefenin Vitrininde Boş Raflar
Öyledir bunlar: Varlığın hiçbir asli malzemesine temas etmemiş, kendi üzerine kapanmış boş kabuklardır.
Böyledir bunlar: Kendilerine ait bir yürüme hattı yoktur; zira yürümek, bir yönün, bir telos’un, bir içkin hareketin ifadesidir. Onlarda yalnızca yönsüz bir sürüklenme vardır.
Öyledir bunlar: Kendi kafaları yoktur, çünkü kafa, yalnızca biyolojik bir organ değil, hakikatin ağırlığını taşıma kudretidir. Onlarda yalnızca başkalarının düşüncelerinin yankısı dolaşır.
Böyledir bunlar: Ezberledikleri adlar —Kant, Hegel, Nietzsche— onların içinde bir içsel çınlama yaratmaz; yalnızca birer boş simgedir, anlamdan arındırılmış parıltılı etiketler.
Öyledir bunlar: Felsefeyi, tarihselliğin birer süslenmiş kaydı sanırlar. Oysa felsefe, tarihin kaydını değil, tarihin yarasını taşır. Onlar yaradan kaçmış, sadece kaydı bellemişlerdir.
Böyledir bunlar: Hakikati terlemeden, yanmadan, acıya katlanmadan edinmeye kalkarlar. Ve elde ettikleri şey, hakikat değil, hakikatin gölgesinde serinleyen bir sahte varlıktır.
Öyledir bunlar: Sorunsuz bir dünyada yaşar, felsefi problemi tanımazlar.
Böyledir bunlar: Problemin ağırlığını taşımayanın çözümü de yoktur; çünkü çözüm, yalnızca acının içinde kıvranan ruha açılır.
Öyledir bunlar: Maskelerle var olurlar, maskeyi yüz zannederler.
Böyledir bunlar: Maskenin ardında ne yüz vardır, ne ruh, ne de düşünce. Maskenin ardında yalnızca hiçliğin boş yankısı dolaşır.“Ve nihayet bütün gösterilerinin ardında hakikatin yankısı değil, ideolojik önyargılarla yoğrulmuş, ezber düşüncelerle şişmiş, beş para etmez adamların kof gürültüsü kalır.

