Felsefi Danışmanlık Alanı Neden Önemli?

0
images

Psikoloji bölümlerinde uzun yıllar ders verdim. Doğudan, Batıdan ve İslam düşünce dünyasından insanın ruhuna, psikolojisine ve varoluşuna dair geliştirilmiş pek çok yaklaşımı okudum ve okuttum. Zaten benim temel ilgi alanım insanı anlama meselesidir. Felsefi antropoloji okuttum, etik okuttum, sanat felsefesi okuttum. Ortaçağ felsefesinden modern düşünceye kadar pek çok alanda ders verdim. Derslerimin odağında çoğu zaman insanı ve hayatı anlamaya yönelik sorular yer aldı.

Günümüz dünyasında ise göç, kentleşme, modernleşme ve hızla değişen sosyal koşullar bireysel düzeyde ruhsal sıkıntıların arttığını açık biçimde gösteriyor. Hatta zaman zaman hepimizin kendi hayatında da bu tür içsel daralmaları tecrübe ettiğini gözlemledim.

Ancak bu süreçte dikkatimi çeken başka bir gelişme oldu: Psikologluk giderek bir “piyasa” alanına dönüştü. Birçok insanın yaşadığı her türlü sıkıntı, hayal kırıklığı ya da varoluşsal bunalım, doğrudan bir ruhsal rahatsızlık kategorisine yerleştirilmeye başlandı. Sosyal medya aracılığıyla bu dil daha da yaygınlaştı. İnsan psikolojisi, hatta genel olarak insan sağlığı, yalnızca psikolojik ya da tıbbi bir mesele olmaktan çıkıp yer yer ekonomik bir rant alanına dönüştü.

Bir şeyi özellikle vurgulamak gerekir: Bugün sosyal medyada dolaşıma sokulan, psikoloji adına akıl verici biçimde sunulan pek çok yaklaşım aslında sınıf ortamında, pedagojik bağlam içinde ele alınması gereken konulardır. Bunlar derslerde okutulabilir, tartışılabilir, analiz edilebilir.

Sağlığa ilişkin meseleler — ister beden sağlığı olsun ister ruh sağlığı — herkesin önünde, genelleştirilmiş biçimde konuşulacak konular değildir. Çünkü insanlar bu anlatılanları kolayca kendi üzerlerine alabilir, kendilerine uyarlayabilir ve bu süreçte yanlış anlamlandırmalar geliştirebilirler. Yani bilgi, bağlamından koparıldığında dönüştürücü değil; yanıltıcı bir etki üretebilir.

Bu durum beni derinden rahatsız etti. Çünkü bu alanın içinden gelen biri olarak — ki bugün “psikolog” olarak çalışan bazı kişilere de geçmişte ders vermişimdir — şunu açıkça gördüm: Her iç sıkıntısının, her kırılganlığın, her hayal kırıklığının patolojik bir durum gibi sunulması, korku üzerinden bir yönlendirme üretmeye başladı. Bu yönlendirme bireysel düzeyde “şu hastalığınız olabilir”, “şuna yönelmelisiniz” biçiminde ortaya konulmaya başlandı.

Oysa insanın yaşadığı her kriz, her huzursuzluk, her anlam arayışı bir hastalık değildir. Bunların önemli bir kısmı varoluşsal, etik, kültürel ve düşünsel boyutlar taşır.

Tam da bu nedenle, psikoloji ile felsefenin kesişiminde yer alan fakat insanı patolojize etmeyen bir yaklaşım olarak felsefi danışmanlığa yöneldim. 

Çünkü insanı anlamak, yalnızca onu teşhis etmek değildir.

Hayatı anlamak, insanın kendini tanımasıyla başlar. İnsanın kendini bilme yönelimi hasta olup olmadığının idrakini de getirebilir. . Kendini tanıyan insan, hayatla daha barışık olur, daha uyumlu olur. Kendi gücünü de bilir, kuvvetini de bilir. Bu yüzden ona taşıyamayacağı yükleri de yükleyemezsiniz. Kendi kapasitesini kavrama yolunda adımlar atmaya başlamıştır.

Çünkü biliyoruz ki insan gündelik hayatta pek çok acı ve sıkıntı yaşıyor ve aynı zamanda çeşitli telkinlere maruz kalıyor. Bu telkinler bazen dinsel oluyor ve ruhsal durumunu etkiliyor. Bazen ideolojik oluyor, yine ruhsal durumunu etkiliyor. Bazen sosyal çevre baskısı oluyor, bazen ekonomik şartlar devreye giriyor. Bunun yanında kişinin kendi varlığına ve geleceğine ilişkin metafizik soruları da var.

Bütün bunları insanın kendi zihninde bir şekilde anlamlandırması gerekiyor. Yani doğrudan bir psikoloğa başvurmak her zaman ilk adım olmak zorunda değil. Önce insanın hayat karşısında bir anlam kurma çabası içine girmesi, hayatın ne olduğuna ve kendi yerinin ne olduğuna dair bir kavrayış geliştirmesi gerekiyor.

Dolayısıyla kendisini kuşatan bu çok katmanlı etkileri sağlıklı biçimde analiz edebilecek bir kapasite kazanması beklenir. Felsefi danışmanlık da tam olarak bunu yapmaya çalışıyor.

Dolayısıyla felsefi danışmanlık burada bir hastalık teşhisi yapmak değildir. İlaç vermek de değildir. Felsefi danışmanlığın amacı, insanın kendi anlam dünyasını kendisinin keşfetmesi noktasında destek olmak ve rehberlik etmektir.

Bir yanıt yazın