GÜNDEMİN ÖĞRETTİKLERİ
Son dönemde yaşanan bölgesel ve küresel gelişmeler, yapay olarak üretilmiş ideolojik söylemlerin ve şovenist ezberlerin sahadaki gerçeklikler karşısında ne kadar hızlı çözüldüğünü gözler önüne seriyor.

Günümüzde İsrail’in yürüttüğü politikalar ve saldırılar, dünyadaki tüm siyasi ve kimliksel ayrımları ikincil kılarak tam anlamıyla insani ve ahlaki bir turnusol kâğıdına dönüşmüştür. İsrail’in bu tutumuna karşı durmak için ne Müslüman olmak ne de belirli bir etnik kimliğe mensup olmak gerekir; yalnızca temel insani değerleri ve adaleti savunmak yeterlidir.
Buna karşın, Azerbaycan yönetiminin İsrail’e tam desteği, Kazakistan ve diğer bazı Türk devletleri ile bölgesel aktörlerin İsrail’in saldırılarına karşı somut bir tepki vermemesi veya durumu normalleştirmesi, Türkiye’de uzun süredir pazarlanan kurgusal Türkçü anlayışları derinden sarsmıştır. Toplumu ötekileştiren, kimlikler üzerinden ayrıştıran ve şovenist duyguları kışkırtan bu söylemler, sahadaki yalın gerçeklikle yüzleştiğinde savunulamaz hale gelmiştir.

Benzer bir durum İran üzerinden yürütülen tartışmalarda da görülmektedir. Yıllardır sadece “mezhepçi veya Şii yayılmacılığı” üzerinden okunan İran siyaseti; Sünni Filistin direniş gruplarıyla (örneğin Hamas) kurduğu stratejik ittifak ve “Direnç Ekseninin” bölgesel caydırıcılık rolüyle bu dar kalıbı kırmıştır. Buna karşın, kendisini mezhepsel ya da İslami kimliklerle tanımlayan bazı aktörlerin veya Batı yanlısı blokların İsrail ve ABD çizgisine yaklaşması, ideolojik maskelerin düşmesine yol açmıştır.
Özetle; kimlik siyaseti, mezhepçilik ve şovenizm kitleleri yönlendirmek için kullanılan birer söylemden ibarettir. Gelinen noktada saf hatlar netleşmiştir: Bir tarafta İsrail’in saldırganlığına ve sömürgeci mantığa sessiz kalan veya destek verenler, diğer tarafta ise bu adaletsizliğe karşı duranlar vardır. İki net duruşun haricindeki tüm yapay ötekileştirme ve ırkçılık söylemleri sahadaki gerçekliğin altında kalarak hükmünü yitirmiştir.
