Hollywood’ un 11 Eylül’ü ve Terör İmgeleri
1l Eylül 200 l ‘de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne (DTM) ve Washington DC’nin yakınındaki Pentagon’a yapılan saldırılar, kamuoyunun bütün dikkatinin üzerinde toplandığı ve ABD’nin her köşesinde korku ve paniğe neden olan bir terör gösterisi dalgası başlatan şoke edici küresel medya olaylarıydı. Bu saldırılar simgesel hedefler seçerek ABD’yi terörizme etmeyi amaçlamaktaydı: New York’un finans merkezinde yer alan DTM küresel kapitalizmin tam bir simgesiydi, Pentagon ise ABD’nin askeri kuvvetinin ikonu ve merkezi konumunda. Saldırılar Batı’ya karşı cihata destek verme ve küresel ekonominin
altını oyma amacını da taşımaktaydı. 1 Güçlü medya gösterileri toplumsal hafızanın şekillenmesine, tek tek insanların tarih ve çağdaş gerçeklik konusundaki görüşlerinin inşasına yardım eder.2 Çarpıcı imgeler insanların dünyayı görüş ve yorumlayış biçiminin inşasına yardım eder, ki Dünya Ticaret Merkezi’ne çarpan uçakların, yanan, sonra da yıkılan binaların ve arkalarında bıraktıkları moloz yığınlarının sık sık tekrarlanan görüntüleri küresel medya kültürünün o güne kadar tanık olduğu en çarpıcı görüntülerdi.
Bu bölümde l l Eylül saldırılarının sinemasal tasvir tarzı Hollywood’un daha eski bir felaket filmi dalgasıyla ilişkilendiriliyor, sonra da United 93 (2006), World Trade Center (2006) gibi bazı çağdaş Hollywood filmlerindeki ve televizyon için hazırlanmış olan The Path to 9111 (2006) gibi yarı-belgesel yapımlardaki l l Eylül tasvirleri tartışılıyor. Bu analizi terörizm biçimlerini çağdaş bir gerçekçi tarzda tasvir eden daha marjinal sinemasal çabalar ile Hristiyanlığın “Geride Kalanlar” alegorileri üzerine tartışmalar izliyor. Bu bölümde aslen sinema kültürünün 1l Eylül gibi feci bir olayı, bu olayı temsil etme tarzlarının politikaları ve etkilerini nasıl ele aldığı, popüler medyanın siyasal söylemde ve günümüzün mücadelelerinde hala canlılığını
koruyan yakın geçmişin ve şimdiki zamanın toplumsal hafızasını ve algılarını nasıl şekillendirdiği sorusu üzerinde duruluyor.
FELAKET FİLMİ VE TERÖR GÖSTERİSİ OLARAK 11 EYLÜL
1993’te Usame bin Ladin’le bağlantılı İslamcı radikaller DTM’ye saldırmıştı, bu saldırı daha görkemli 11 Eylül saldırısı için bir önizleme niteliğindeydi. 1994’te 168 kişinin ölümüne, 500’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan, Oklahoma City’deki bazı devlet dairelerinin bulunduğu Alfred P. Murrah binasının bombalanması olayı, önce Arap teröristlere mal edilmiştir ama çok geçmeden olayı suç ortaklarıyla birlikte Timothy McVeigh adlı beyaz bir Amerikalı teröristin gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştır.3 Bin Ladin grubu 1 998’de ABD’nin Afrika’daki elçiliklerine, 2000’de de ABD’nin Yemen’de demir atmış olan bir destroyerine saldırıda bulunarak küresel terörizmin tehlikelerini gözler önüne sermiştir.

Filistinliler ve Ortadoğu’daki başka gruplar ile eski Sovyetler Birliği’nden ayrılıkçı gruplar da hedeflerine ulaşmak için görkemli terör olaylarına başvurmuşlardır. Dünya çapında dikkat çekmek, ilgili örgütün dikkat çekmek istediği meseleyi görünür kılmak ve belli siya si hedeflere ulaşmak amacıyla küresel bir medya ortamında titizlikle tasarlanmış terör gösterileri düzenlenmiştir. İsrail gibi ülkeler ve Afganistan, Irak ve dünyanın başka bölgelerine gerçekleştirdiği saldırılarda Bush-Cheney yönetimi de terör gösterilerine başvurmuştur.4
El Kaide gündemini duyurmak için daima terör gösterilerinden yararlanmıştır ama 11 Eylül o güne kadar ABD hedeflerine gerçekleştirilmiş en ölümcül saldın, 181 2’den beri (Alaska ve Hawaii hariç) ABD’ye yapılmış ilk yabancı saldırıdır ve ABD’nin ölümcül güce ve dünyanın büyük bir bölümünün maruz kaldığı şiddete karşı kırılgan olduğunu göstermiştir. Terör gösterileri dikkat çekmek için dramatik imge ve hikayelerden yararlanır ve bu şekilde ülke içinde halkın ara cılığıyla terörün yayılmasını sağlayacak öngörülemez olayları hızlandırmayı amaçlar. Medya için yapılan böyle olaylar küresel gösterilere dönüşerek gerici güçlerin manipülasyonuna daha açık, günün kaygı ve sorunlarına basit cevaplar veren korkmuş halklar yaratır.
l l Eylül olaylarıyla ilgili canlı televizyon programlan ve takip eden günlerde görüntülerin tekrar tekrar gösterilmesi bu olayların bir felaket filmine benzemesine yol açtı ve Hollywood film yönetmeni Robert Altman’ın görkemli terör saldırılarına model oluşturan felaket filmleri yaptığı için Hollywood film endüstrisine çıkışmasına neden oldu. Jndependence Day (Kurtuluş Günü, 1996; bu filmde Los Angeles ile New York’a uzaylılar saldırır ve Beyaz Saray yıkılır) l1 Eylül’e model oluşturmuş muydu gerçekten de? DTM’nin yıkılışı, alevler içinde kalan bir gökdelenin yanıp kavrulduktan sonra yerle bir olduğu The Towering lnferno (Gökdelende Panik, 1 975), hatta bütün bir şehrin yerle bir oluşunu konu alan Earthquake (Zelzele, 1975) filmini hatırlatmıştır. The Towering Jnferno ve Earthquake gibi felaket filmlerinde felaket ya sistem içinden gelir ya da doğadan.
l1 Eylül terör gösterisinde ise kötü adam addedilenler ABD’ye azami zarar vermeye ant içtikleri her hallerinden belli yabancı teröristlerdi ve bu dramın nasıl sona ereceği veya düzen sağlanıp bir “mutlu son”a ulaşılıp ulaşılmayacağı belli değildi. New York ve Washington DC dünyanın medya yoğunluğu en yüksek şehirlerinden. 1 1 Eylül o ölümcül dramını televizyonda günlerce canlı oynadı, küresel bir seyirci kitlesine ulaştı. DTM’ye çarpan uçakların ve DTM’nin yıkılış görüntüleri tekrar tekrar verildi, sanki tekrar son derece travmatik bir olayın üstesinden gelmek için zorunluymuş gibi. Bu terör gösterisi ABD’nin büyük zararlara neden olabilecek teröristler karşısında zayıf olduğu ve Amerika Kalesi’nde bile herkesin her an ölümcül terörizme maruz kalabileceği mesajını taşıyordu. Birçok kişinin her gün yaşadığı acı, korku ve ölüm ABD yurttaşlarının burunlarının dibine kadar geldi. Dünyanın dört bir yanında birçok kişinin yaşadığı savunmasızlık ve kaygı duygusunu ansızın ABD yurttaşları da derinden, bazıları ilk kez yaşamaya başladı. Terör saldırılarının bu şekilde maddi etkileri -ABD ekonomisi ile küresel ekonomiye zarar- ve ruhsal etkileri -bir ulusu korkuyla travmatize etmekoldu. “Siz de Oradasınız” dramı seyircileri derinden etkiledi. İkiz kulelere çarpıp alevlere gömülen uçaklar, kaçmak için çaresizce pencereden atlayan insanlar, binaların yıkılışı ve ardından meydana gelen karmaşa unutulmaz imgeler sağladı. Bu dram, kurtulanların enkazdan çıkarılış görüntüleri eşliğinde gün boyu sürdü. İnsanın içine işleyen hayatta olanları arama çabası ve bu felaketle başa çıkma girişimleri seyircilerin hafızalarına kazınan ikonik imgeler yarattı. Olaya tanık olan birçok kişi kabuslarla cebelleşti, askerlerin yaşadığı travma sonrası stres bozukluğuna benzer bir psikolojik sarsıntı yaşadı. 11 Eylül birçok seyirciye zihinlerinde yıllarca yankılanacak güçlü imgeler sundu.
Mayıs 2002 tarihli bir HBO yapımında, in Memoriam’da (Anısına) ll Eylül’de New York’a düzenlenen saldırıların “tarihin en çok belgelenen olayı” olduğu iddia ediliyor. Bu belgeselde profesyonel haber ekipleri, belgesel film yapımcıları, amatör videocular ve fotoğrafçıların çektiği görüntüler kolaj halinde bir araya getirilmiş. Başka önemli medya olaylarında olduğu gibi 1 1 Eylül de birkaç gün boyunca televizyon kanallarına hakim oldu, televizyon şirketleri saldırılar ve sonrasına odaklandığı için yayın sırasında reklam arası verilmedi.
11 Eylül terör saldırıları Amerikan halkı için gerçek bir felaketti. Bush-Cheney yönetiminin “terörle savaş”ı mutasyona uğrayacak ve ABD’nin Afganistan ve lrak’ı işgaline, keza Lübnan ve Gazze’de geniş çaplı bombalamalarla yıkımlara ve İsrail’e karşı füze saldırılarına neden olacak olan İsrail, Hizbullah ve Hamas arasındaki çatışmaya, bütün dünyada terörist saldırılara ve küresel çapta genel bir korku ve güvensizlik ortamına yol açan bir terör savaşına dönüşecekti (Kellner 2005; Mayer 2008).5
TERÖRLE SAVAŞ KAVRAMI
Terörle savaş terimi tümüyle ideolojik olduğu, kişinin terörizm ve kötülerle mücadele adı altında her şeyi yapmasına ve yaptıklarını mazur göstermesine izin verdiği için, 11 Eylül’den bugüne kadarki dönemi en iyi Terör Savaşı terimi tanımlar (bkz. Kellner 2003a). Terör savaşı kavramı el Kaide ile İslamcıların terörünü, Bush-Cheney yönetiminin ve askeri saldırganlığa mazeret olarak “terörizm”i kullanan diğer devletlerin devlet terörünü içerir. Terör savaşıyla ilgili BBC yapımı mükemmel bir belgesel dizi için bkz. Adam Curtis, The Power of Nightmares (2004). Bu belgeselde, 2000’1erde patlak veren küresel terörizmin arkaplanı sorgulanıyor ve Reagan yönetimi ile iki Bush yönetiminde hizmet veren yeni muhafazakarlarla karşı karşıya gelen el Kaide ile militan İslamcıların bu küresel terörizmdeki rolleri ayrı ayrı inceleniyor. Curtis filmde, Reagan yönetimi sırasında ortaya çıkan ABD’li yeni muhafazakarlar ile daha sonra el Kaide ve Taliban’ı oluşturacak olan radikal İslamcı güçler arasındaki benzerlikleri gösteriyor. İkisi de ak-karacıdır, dünyayı İyi ve Kötü, Biz ve Onlar olarak ikiye ayınr, ikisi de kendini İyi’yle özdeşleştirir ve düşmanını mutlak Kötü olarak görür. ABD’li yeni muhafazakarlar, liberal, çoğulcu toplumları yönetmek için güçlü mitlere ihtiyaç olduğunu, ulusal çıkarlar doğrultusunda kitlelerin manipüle edilmesi gerektiğini, hatta bunun için Büyük Yalanlar’a bile başvurulabileceğini savunan sürgün Alman filozof Leo Strauss’tan etkilenmişlerdir.
The Power of Nightmares genel olarak ideolojinin ve büyük siyasi fikirlerin iflasından sonra hükumetlerin korkuyu desteklediklerini, düşmanlarını her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterdiklerini ve yurttaşlarını çoğunlukla abartılı hale getirilmiş bu düşmanlara karşı koruduklarını iddia ettiklerini savunur; ABD’deki sağcı güçlerin bir korku atmosferi yaratmak ve askeri bir sağcı gündemi halka dayatmak için Sovyetler Birliği’nin, Saddam Hüseyin’in ve Iraklıların oluşturduğu tehdidi ve sözde İslami olarak sunulan terörizmi abarttığını ileri sürer. Adam Curtis, yine BBC yapımı olan The Century of Selfve The Trap adlı dizileri de yönetmiştir. *Curtis’in çalışmaları için bkz. Paul Arthur, “Waking life: an interview with Adam Curtis”, Cineaste, Aralık 2007 ve www.accessmylibrary.com/coms2/summary_0286-337342 1 8_ITM (erişim tarihi 2 Ocak 2009).

*Douglas Kellner
Douglas Kellner, Frankfurt Sosyal Araştırmalar Enstitüsü veya Frankfurt Okulu geleneğindeki “üçüncü nesil” eleştirel teorinin kesişim noktasında ve Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmalar Merkezi geleneğindeki kültürel çalışmalarda çalışan Amerikalı bir akademisyendir.Halen Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles Milli Eğitim Felsefesi Eğitim ve Bilgi Çalışmaları Enstitüsü’nde George Kneller kürsüsü başkanıdır.

