“Modern Dünyada Din, Lord Northbourne”

0
31WFxNdJr3L._AC_SY780_

“Lord Northbourne tarafından yazılan Modern Dünyada Din, yazarın zamanımızdaki dinin iniş ve çıkışları hakkında din üzerine önemli  görüşler içeren  bir incelemedir. Kitap dokuz bölümden oluşuyor ve her bölüm modern konuları geleneksel, metafizik ve vahiy açısından ele alıyor. Kitap, dinler ve sahte dinler arasında var olan eski bir tartışmanın ele alınışı olarak da değerlendirilebilir. Kitabın ilginç yanı, yazarın modern dünyada dinin hakikatini belirlemenin temel araçları olarak Gelenek ve Vahiy üzerine yaptığı vurgudur. Din’in en önemli kavramı, sürükleyici bir yorumla ele alınmakta ve günümüzde Din’in ilişkisi, insanın evrene bakış açısını anlamaya yönelik oldukça tarafsız bir şekilde yürütülmektedir. Bu kitap, sözde dinlere çok sert cevap verirken Vahiy ve Gelenek’i desteklemek için Din’i öne çıkarmaktadır. Kitapta tartışılan önemli konulardan bazıları şunlardır:

  1. Din

Yazar başlangıçta Dini kavramsal olarak tanımlıyor. Bunu bilgi teorisinin grafiğini koruyarak akıllıca yapıyor. Yazarın ilk başta Din’in önemli ve temel bileşeni olan Vahiy’i tartıştığı bir bölüm var. Yazara göre Din ancak Vahiy ile bağlantılıysa gerçek ve otantik olabilir. Vahiy önemlidir ve yazara göre her şeyin temelidir. Vahiy Dinde güçlü bir gerçektir, Dinin varlığına tanıklık eder. Bu anlamda din, yalnızca Tanrı’ya değil, O’nun dünyadaki etkilerine de somut bir inançtır (s. 3). Yazara göre Vahiy, insana diğer tüm yaratılmışlardan üstün olduğunu gösteren bir gerçektir. İnsanın sahip olduğu hür irade ve akıl, Allah tarafından kendisine sadece O’nun mesajını korumak için verilmiştir. Yazara göre bu dünyadaki insan, Dinin koruyucusudur (s. 4). Dini kapsayıcılığı  ise kendisine göre ancak Vahiy ile mümkündür.

     Lord Northbourne

Kitapta buna parelel olarak ele alınan ikinci önemli unsur, Gelenek yoluyla Vahiy’in korunmasıdır. Bu, kitabın bütününde incelenerek  onun korunması  insanın görevi olarak kabul edilir. Yazara göre dinin hakikatini belirlemenin de önemli bir bileşeni olan Gelenek kavramı, insanın kökeninde yatmaktadır. Gelenek insan aklının bir icadı değildir, doğaldır ve Din’e ve nihayet Tanrı’ya yakın bir medeniyet veya kültür getirmiştir.(s. 6).

Dinin yazara göre çok önemli olan başka boyutları da vardır; egzoterik ve ezoterik, dogmatik ve metafizik, ahlaki ve mistik (s 11). Bu boyutlar yazar tarafından epeyce tartışılmıştır. Ancak daha çok dinin ezoterik boyutuna vurgu yapmıştır. Yazar daha mistik eğilimli olabilir veya bir Dinin metafizik geçerliliğini kanıtlamaya çalışıyor olabilir. Din’in bu tanımı, modern ideolojilerin dine yükledikleri anlamın üstesinden gelir ve sözde dinleri Din kavramı ekseninden çıkaran bir din paradigması oluşturur. Komünizmin 21. yüzyılın dini olduğunu söyleyen Bertrand Russell, Lord Northbourne’un Dininin eleştirel tanımıyla çürütülür.

  1. Modernizm

Yazarın kapsamlı olarak bahsettiği ikinci kavram ise Modernizmdir. Bu kavramı keşfederken insanın evrenle ilişkisini göstermeye çalışmıştır çünkü ona göre modernizm, insanın evrenle ilişkisinin etraflıca tartışıldığı bakış açısıyla ilgili bir şeydir. Bu bakış açıları tarih boyunca ya kutsal ya da dünyevi olmuştur. Din dışı bakış açısı, Dini kaynağı olan Hadis ve Vahiy’den ayırmaya çalışmıştır. Dinlerin sahte hareketleri modern dünyada bunu başarıyla yapabilmiştir. Tarih, dünyevi görüşlerin ve buna benzer birçok argümanın daha önce de var olduğunu ama şimdiye kadar dünya görüşüne asla egemen olmadıklarını kanıtlar (s. 13). Modernite, kutsal bakış açısının çürümesine neden oldu ve komünizmin dindışı görüşü gibi bazı yaşam standartlarını yükselterek, kurtuluş olmaksızın güvencesiz bir refah kavramı üretti (s. 15).

Ancak yazara göre, dünya görüşüne hakim olan din dışı görüş, Vahiy Geleneğinden yoksundur. Yazara göre, insanın maddi olarak ilerici evrimine yol açan tüm felsefeler materyalisttir. İnsanda refah yaratma eğilimindeler ama kurtuluş sunma durumunda değildirler (s16). Yazara göre kutsal olmaktan çok din dışı bir bakış açısına dayanan modernist bakış açısı, Din konusunda bir uzlaşma peşindedir. Bu nedenle O, Dinin bilimsel kıyafeti içinde veya başka türlü ilerici olduğu görüşüne kategorik olarak karşıdır. Yazar buna Dinin bozuluşu diyor. Yazar bu nedenle ayrı bir Din alanı ortaya koyuyor. (P 18).

  1. Tanrı Fikri

Bu kitapta yazar, çok önemli ve çok eski bir metafizik Tanrı kavramını tartışıyor ve bunu çok iyi yapıyor. Yazar, tüm Dinlerde farklı anlamlarla anlaşılan Tanrı teriminin karmaşıklığının farkındadır. Ama ona göre Tanrı’nın anlamını kavramak için ölçütler koymak zorundayız. İnsanın duyuları sınırlı olsa da yazar, O’nu bu sınırlı duyularla anlayabileceğimiz konusunda kararlıdır. Bildiğimiz gibi kelimeler O’nun varlığını ifade edemez, ancak sınırlı eğilimler yerine Tanrı hakkında fikir sahibi olabileceğimizden emindir. Bütün bunlar ancak Tanrı’nın O’nu nasıl anlamamızı istediğini anlamakla mümkündür, bu da ancak vahiy yoluyla mümkündür (s. 25). Ona göre bu kriter en iyisidir. Yazar, Kur’an ve İncil’den Tanrı’nın bazı sıfatlarından alıntılar yapar. Bu, yazarın Din ve Tanrı kavramını yalnızca Vahiy yoluyla açıklamaya çalıştığının açık bir değerlendirmesi olmalıdır. Ancak, Kur’an’ın İncil’i saf bir vahiy değil, tahrif edilmiş bir vahiy olarak tasdik ettiğini gördüğümüzde, yazarın bakış açısı çelişkili olmaktadır. Ancak  kendi açıklamasına ve Din tanımına göre Hıristiyanlığın çok zayıf bir geleneği olduğunu düşündüğünü söyleyebiliriz; çünkü İncil çoğunlukla insan eseridir. Yazara göre, vahiydeki tüm Tanrı kavramları, bir Tanrı fikri oluşturmak için eklenmelidir, çünkü O, tüm olası kavramların toplamıdır (s 26).

  1. Gelenek

Gelenek terimi kitap boyunca Vahiy terimiyle yan yana incelenmiştir. Bir kavram olarak Gelenek tartışması büyük harf ‘G’ ile başlar. Yazar, Gelenek kavramını anlamak için tekrar ölçeği, yani kutsala karşı Profane‘yi kullanır. Yazar, Gelenek terimini Gelenek karşıtlığı ile ilişkilendirerek tanımlar ve bunları tanımlamak için kullanılan ölçek, ilkesizlik ve kutsal karşıtlığıdır. Bu şekilde Tanrı’dan veya Vahiy’den gelen her şey kutsaldır ve medeniyeti Vahiy ve Tanrı’ya bağlayan şey Gelenek olarak tanımlanır. Yazara göre insanı Tanrı’ya bağlayan zincir yalnızca Gelenektir P (43). Yine yazar, insanlık tarihinin kutsal ve dünyevi, gelenek ve Gelenek karşıtı ve Dini ve Sözde-dini olarak tanımladığı, insanlık tarihinin iki bakış açısını – Tanrı’nın yaratılışı ve İnsan yaratılışını – ortaya koymaya odaklanmıştır. Bu ölçek, dünya medeniyetlerini karşılaştırmalı olarak incelemek için kullanılabilir ve Vahiy, Gelenek veya Kutsal olmayan medeniyete Dini denilemez ve onlara Maddi medeniyet demek için her türlü sebep vardır. Yazar, din ve Gelenek’ten yoksun, başı ve sonu olmayan tarih kavramını insan icadı olan Darwin’in Evrim teorisini örnek almıştır ki bu da dünyevi bir bakış açısı olarak özetlenebilir. İslam ve Hıristiyanlık gibi Gelenek veya Vahiy fikrinin bir başlangıcı ve bir sonu vardır P (35-40).

  1. Modern Bilim

Yazara göre modern bilimin temel amacı refahın tesisidir. Yazarın modern bilime yönelik ciddi eleştirilerinin olduğu yer burasıdır, çünkü ona göre kurtuluş, modern bilimin başarısız olduğu alanda Dinin amacıdır. Northbourne, din ve kurtuluşun en yüksek iyi olduğunu ve bilimin ürettiğinin daha az iyi olduğunu söyler (s 51). Ancak ruhun eğilimi, daha az iyiye değil, en yüksek iyiye doğru olmalıdır ve ne yazık ki modern bilim, bu kadar çok başarısıyla, inkar edilemez, insan ruhunu daha az iyiye doğru bükmeyi başarmıştır.

Yazara göre modern bilimin temeli agnostik ve şüphecidir ve ateizm gibi anlayışları ortaya çıkarmıştır. Bu insanın Refahtan başka bir amacı yoktur. Oysa insan insan refah için değil kurtuluş (felah)için yaratılmıştır.

Yazara göre bilim asla din ile karıştırılamaz, çünkü bilim bir insan eseridir ve din Tanrı’nın eseridir. Bilimin başarıları evreni mahvedecek ve böylece vizyon yaratan din sonsuza kadar kalacaktır (s 50).

Sonuç

Kitap din talebeleri ve iman erbabı için oldukça ilgi çekicidir. Ancak yazar, herkesin katılmayabileceği bilimin olumsuz noktalarını abartmış olsa da  kesinlikle haklı ve doğru bir üslubu var. Bu kitap okuyucular arasında maneviyatın gelişmesine yardımcı olur. Modern dünyada bir kez daha Allah sevgisi, akademide Hakikate dönüş duası ediliyor ki bu başlı başına bir başarıdır. Ancak yazarın Din ve Geleneğin korunması konusunda aşırı bir bakış açısı vardır, ancak onun miyop din dışı görüşüne katılmamak da mümkündür. Bilimden bu ölçüde vazgeçemeyiz çünkü eğer Din bilimi koruduysa medeniyetler de bilim yoluyla gelişmiştir.

Yazar, bir kültür ve medeniyet olarak gelişmek için insan yaratmasını sanat ve zanaatların,(Teknolojiyi vb.) rolünü bilime ihtiyacımız olduğunu hesaba katmadığında bu konuda uç noktalara gitti. Bu da Allah’ın yarattığı insan aklının da her zaman dünyevi olana çalıştığı gibi bir algı ürettiğinden, Allah’ın vahyinin de yorumlamak için bir insan aklına ihtiyaç duyduğu gerçeği tamamen gözden kaçmıştır. Bu anlamda yazar, Vahiy ile insan aklının onun içindeki rolü arasında herhangi bir ilişki göstermemiştir. Bu, kutsal ve din dışı olanı tanımlamada adil bir dengesizlik olarak adlandırılabilir, çünkü insan Tanrı’nın yaratmasıdır ve kesinlikle duyusal algıya ihtiyaç duyan Tanrı’nın mesajını gelecek her zaman için yorumlayarak Tanrı’nın mesajını yaymada rolü vardır.

türkçesi.: post-truth

_________________________________________________

 

*Nazar Ul I Wani
Yüksek Öğrenim Bölümü Jammu-Keşmir,
İslam Araştırmaları Bölümü’nde Yardımcı Doçent 

 

Bir yanıt yazın