Uluslararası Güçlerin Çıkar Çatışmalarının Düğümü: Afrika ve Göç
Giriş
Ülkeler ve kıtalar arasında büyük ölçekli gelir farkları mevcudiyetini korurken, dünyanın tüm parçaları, her geçen gün, birbirlerine daha fazla entegre olmaktalar. Bu durumun neden olduğu sosyal, politik ve kültürel problemler ciddi krizlere kapı aralama potansiyeline sahip. Refah ve istikrarı temin etmiş ülkelere yönelik göç talebi son derece fazla. Çevre ülkelerde yaşayan kitleler, kurtuluşu refah sahibi ülkelere göç etmekte görüyorlar. Ayrıca, gerek sosyal, gerekse ekonomik açıdan gelişmiş ülkelerde “işgücü” maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı, çeşitli problemler yaşanmakta. Pek çok mamulün gelişmiş ülkelerde üretilmesi, ekonomik verimliliğini yitirmiş durumda. Genç nüfusun hızla azalması, gelişmiş ülkelerin sosyal sigorta sistemini tehdit ederken, iş gücü maliyetinin düşürülebilmesi için göçmenlerin kullanılması etkili bir yöntem olarak kullanılmakta. İş gücünün yoğun olarak kullanıldığı sektörlerin yurtdışına çıkmasını engelleme çabasındaki gelişmiş ülkelerin buldukları çözümlerin yeni problemlere yol açması kaçınılmaz görünüyor. Çok kültürlülüğe hemen adapte olamayan toplumlar etnik, kültürel ve dini çatışmaların birer arenasına dönüşebiliyorlar. En nitelikli kurumsal yapıların dahi, kısa sürede, tüm farklılıkları harmoniyle davranmaya sevk edebilmesi mümkün değil. Büyük bir tezadın göstergesi olarak, göçmenler tüm gelişmiş ülkelerde başlıca problemlerden biri olarak görülürlerken, potansiyel risklerin başlıca kaynaklarından biri olarak ele alınmaktadır. (1, s. 1067). Bunun yanı sıra göçmenler, ekonominin canlılığına katkı sağlamaya devam ediyorlar. Göçmenlerin mevcut olmadığı koşullarda çoğu mesleki etkinliği gerçekleştirecek çalışan bulamayacak ülkeler, göçün neden olduğu sosyal problemleri çözüme kavuşturmak konusunda yetersiz kalmakta. Zira ulus devletin dayandığı ulus ortak bir belleğin inşası ile varlığa kavuştuğu halde (2, s. 6), uluslararası göç çeşitliliği arttırarak ulusların ortak belleğini zayıflatır. Dolayısıyla, ne göçmenlerle, ne de göçmenler olmadan yaşamayan gelişmiş ülkeler, polisiye ve askeri önlemleri devreye koymuş görünüyor. Bu çerçevede, bu bölümde, uluslararası güç ve ekonomik çıkar çatışmalarının Afrika’daki sosyal ve politik etkilerinin yanı sıra kıtadan göçü ne derece manipüle ettiği incelenir
- Afrika’nın Göçü
Dünya-Sistemi teorisine göre göç hareketlerinin yaygınlık kazanmasının başlıca nedeni kapitalist dünya-sisteminin tüm yerkürede egemen ve belirleyici hale gelmesidir (3, s. 9). Bu nedenle, son yıllarda Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya yönelik göç hareketi baskısını fazlasıyla hissettirmiş durumda. Afrika’daki yoksulluğun yanı sıra, hukuksuzluk ve şiddetin de neden olduğu göç dalgaları Avrupa’yı kaygılandıran başlıca faktörlerin başında geliyor. Batan gemilerin kazalar sonucu değil, fakat denizaltılardan atılan torpillerle batırıldığına dair iddialar fazlasıyla ciddi. Şüphesiz ki Avrupa Afrika’dan gelecek devasa bir göç hareketiyle başa çıkamaz. Bu ne ekonomik, ne de sosyal açıdan olanaklı. Gelgelelim göçe ve göçmenlere yönelik artan nefretin Avrupa’nın uluslararası sahadaki hareket sahasını daralttığı da aşikâr. Zira yabancı düşmanlığındaki artışla, dışa giderek kapanan bir dünya görüşünün Avrupa’da egemen hale geldiği dikkat çekiyor. İngiltere gibi bir imparatorluk geçmişine sahip ülkeler, kozmopolit bir toplumsal yapıyı daha hızlı inşa etmekte. Ancak, Almanya, Hollanda ve Fransa gibi tek-biçimli bir toplumsal yapı tesis etme eğilimindeki ülkeler, göçün neden olduğu problemleri çözüme kavuşturmakta zorluk çekiyor. Güney Avrupa’daki ülkeler göçü engellemekle birinci dereceden vazifelendirilmiş durumdalar. Ancak, herkes meseleyi kendi üzerinden atarak kurtulmaya çalışırken, çözümü gerçekleştirecek bir irade ortaya çıkmıyor. İtalya Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya geçiş için en kısa rota üzerinde olduğundan en fazla göç baskısı yaşayan ülkelerin başında geliyor. İtalyan Donanması yaz aylarına yaklaşılmasıyla devriyelerini sıklaştırmış durumda.
Risk, var olan gerçeklikten ziyade, gerçekleşmesi beklenen tehlikelerle kurgulanan bir tür olasılık olarak anlaşılabilir (4, s. 14). Bu nedenle gelişmiş ülkeler uluslararası göçe karşı seferber olmuş haldeler. Dolayısıyla, göçmen gemilerini engellemek için uydular, denizaltılar ve hücumbotlar seferber edilmişken, insan haklarına dair söylemlerin, dünyanın kimi bölgeleri söz konusu olduğunda, sadece satırlarda kaldığı açıkça görülmekte. Libya’dan İtalya’ya hareket eden göçmen gemilerinin uğrak noktalarından bir diğeri de Malta. Göçün başladığı noktalarda durdurulması gerektiğini ısrarla vurgulayan Malta Başbakanı Joseph Muscat sıklıkla çaresiz kalmıştır. Her ne kadar göçmenlerin Avrupa’ya maliyetleri fazla olsa da, göçün durdurulmasına yönelik önlemler de fazlasıyla masraflı. Dolayısıyla, AB ülkeleri maliyeti birbirlerine yükleyerek bütçelerinin istikrarını korumaya çalışıyor. Tüm bunlar yaşanırken, sosyal, kültürel ve politik problemlerle güvenlikle ilgili meselelerin iç içe geçmiş olması çözümü olanaksızlaştırıyor. Netice itibariyle göçmenler olmadan Avrupa ekonomisinin hızlı atılım geliştiren yeni aktörler karşısında tutunabilmesi, uzun süreçte, giderek zorlaşacaktır. Ancak kitlesel göçün neden olduğu sosyal meselelerin de içinden çıkılması güç koşullar yarattığı da aşikâr. Sonuçta, “ne seninle ne de sensiz” ikilemindeki Avrupa, uzun süre göçmen krizleriyle yaşamak zorunda kalacak gibi.
- Uluslararası Güçlerin Çıkar kavgalarının Sahası Olarak Afrika
ABD bir yandan çeşitli bölgelerde çıkarlarını güvence altına almaya çalışırken, diğer yandan belirli ilke, değer ve sözlerini de yerine getirme çabasında. Gelgelelim, bunu gerçekleştirmek kolay değil. Nitelikli bir dış politika, ilkeler ile çıkarlar arasında keskin bir ayrım yapmamak üzerine kuruludur. Zira uluslararası sahada gücün uygulamaya geçirilmesini sağlayan meşruluk “ilkesiz” davranıldığında elde edilemez. Bu nedenle, merkez ülkelerin dış politikaları ilkeler ile çıkarlar arasında sürekli yalpalar. İlkeler ile çıkarların sıklıkla çatıştığı bölgelerden biri de Afrika. Güç dengelerinin sürekli değiştiği koşullarda Afrika’ya dair belirlenen strateji ve politikalar dinamik bir biçimde sürekli yeniden yapılanmakta. Bu değişimi, enerji ve göçmen politikalarından dini ve etnik çalışmalara kadar çok sayıda faktör etkilemekte. Belki de, Afrika’da uluslararası güç dengelerinde etkili olabilecek aktör sayısının az olması, kıtanın basit bir biçimde algılanmasına neden olmakta. Hâlbuki Afrika, dünyadaki en karmaşık siyasi, ekonomik ve kültürel yapıya sahiptir. Elli dört ülkeyi barındıran Afrika, dünyada hızlı büyüyen ekonomilere sahip olmasından dolayı, sosyal ve politik yapıların sürekli dönüştüğü bir kıta. 1.1 milyar insanın yaşadığı Afrika kıtası kırdan kente göçün en hızlı yaşandığı kıta olma özelliğine de sahip. Dolayısıyla, Afrika’da 18 ve 19. yy. Avrupa’sında yaşanan sosyal değişimlere farklı ölçeklerde tanıklık emek mümkün. Afrika’nın nu niteliği, gerekli altyapı tesis edildiğinde, yapılan yatırımlardan en fazla verimi en kısa sürede almanın mümkün olduğu bir bölge olmasını sağlıyor. Ancak, devletlerin altyapıyı tesis edememesi yatırım maliyetlerini arttıran bir faktör olmaya devam ediyor. Tüm doğal kaynaklarına rağmen, yoksulluğun büyük bir problem olamaya devam etmesinin başlıca nedeni siyasal yapılardaki istikrarsızlık. Ayrıca, Afrika’da, çok sayıda birbirinden son derece farklı etnik grubun ve dilin mevcudiyeti eşgüdümlü faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesini güçleştirmekte.
Gelgelelim, Fransa, Çin ve ABD’nin ilgi ve çıkarları her geçen gün daha fazla Afrika’da kesişmekte. Bunda rakibin elde edeceği olanakları sınırlayarak, kendi belirleyici konumunu muhafaza etme kaygıları, önemli oranda, rol oynamakta. Afrika’da, Fransa etkisi altındaki bölgeleri muhafaza etmeye çalışırken, Çin etki sahasını genişletmek için yüksek seviyede çaba göstermekte. Afrika, ABD açısından ele alındığında, güvenlik ve dünya düzeninin devamını sağlamak açısından dikkat edilmesi gereken bir bölge. Zira Afrika’daki siyasal boşlukları doldurmaya çalışacak örgütler, kısa sürede diğer kıtalara sıçrama potansiyeline sahip. Bu nedenle, öncelikle, demokratik siyasal sitemlerin tesis edilerek sürekliliklerinin sağlanması başlıca hedeflerden biri. Böylelikle ekonomik büyümenin sağlanarak çatışmaların minimuma indirilmesiyle bölgede barışın temin edilmesi amaçlanmakta. Ancak bölgede etkin olmaya çalışan farklı aktörlerin çıkarları çatıştığında, tüm çabaların işlevsiz hale gelmesine neden olan engellemeler devreye girmekte. Somalili korsanların Aden Körfezi’ndeki etkinlikleri, Afrika’da çıkarları çatışan ülkelerin birbirlerine engel olma çabalarının önemli bir göstergesi. Çıkar çatışmaları “korsan sponsorluğu”na neden olabilecek noktaya ulaşabiliyor.
Sonuç
Modernleşmenin başlıca retoriği, bireyin geleneksel otoritelerin sınırlandırmalarından azade kılınarak kendirini gerçekleştirmesini sağlayacak özgürlüğü elde etmesinin sağlanacağı vaadine dayanıyordu (5, s. 364). Gelgelelim uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda çok sayıda kurum özgürlükleri ve bireylerin hareket sahalarını kısıtlamak için tesis edilmiş görünmekte. Bu çerçevede, ABD, Afrika’yı tamamen denetim altında tutamadığı koşullarda, enerji piyasasının kontrolünü kaybedeceğinden endişeli olması, uluslararası kurumların kararlarında belirleyici olabilmekte. Bölgenin siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklara mahkûm kalmasının muhtemel neticeleri öngörülebilir olmanın fazlasıyla ötesinde. Çin ise kendi enerji kaynaklarına sahip olmak suretiyle, bağımlılıktan kurtulmanın peşinde. Bu sayede Çin, neleri ne miktarda üretebileceğine kendisi karar verme olanağını elde ederek, uluslararası sahada daha fazla etkili olmak istiyor. Tüm bu nedenlerden dolayı ABD’nin 2015 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde sergilenen planlar Afrika uygulanırken ilkeler ile çıkarların birlikte gerçekleştirilmeleri, her zaman olduğundan çok daha zor. Tüm aktörler için, ya ilkelerden ya da çıkarlardan vazgeçmenin zorunluluk arz edebileceği bir süreçle karşı karşıya kalınması kaçınılmaz olduğu vurgulanabilir.
Kaynaklar
- O’Brien, Peter. Migration and Its Risks. The International Migration Review. 1996 Winter; 30(4): 1067-1077.
- Gellner, Ernest. Culture, Identity, and Politics. Cambridge: Cambridge University Press; 1987.
- Bartram, David. International Labor Migration: Foreign Workers and Public Policy. New York: Palgrave Macmillan; 2005.
- Denney, David. Risk and Society. London: SAGE Publications; 2005.
- Quicke, John. Self, Modernity and A Direction For Curriculum Reform. British Journal of Educational Studies. 1996 Dec; 44(4): 364-376.
