BÜYÜK ŞEHİRLER SUÇLULARIN GİZLENME MEKANI OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR
“Açıkça görülüyor ki, şehirler, bilhassa plansız ve fazla kalabalık olanlar, şu anda yetersiz finansal kaynaklar, işsizlik, suç oranlarında artış, fakirlik, artan evsizlik oranları ve gecekondulaşmanın yaygınlaşması, iş imkanlarının kısıtlılığı, zengin ve fakir arasındaki mesafenin artması, artan güvensizlik, yetersiz ve azalan bina stokları, hizmet ve altyapı, sağlık ve eğitim tesislerinin eksikliği, uygunsuz arazi kullanımı, güvensiz arazi
kullanımı, artan trafik, artan hava kirliliği, yeşil alan eksikliği, yetersiz su ikmali ve temizliği, düzensiz kent gelişimi ve felaketlere karşı artan bir hassasiyet gibi büyük problemlerle karşı karşıyalar “(Habitat II, 2003).
Şehir medeniyet ve sosyalleşme konusunda İbni Halduna kulak verirsek;
Şehirlerin de bir ömürleri vardır:
İbn Haldun her ne kadar şehirlerin belli bir büyüklük sınırı var diye özellikle belirtmese de, İbn Haldun’un şehrin yıkımını etkileyen güçler konusundaki yazıları şehir planlamacıları için bir endişe sebebi. Aslında, 1922’de William Rees tarafından oluşturulan ekolojik ayak izi ideolojisi, İbn Haldun’un bir şehrin ekonomik, sosyal, fiziksel ve çevresel optimum büyüklüğü ile ilgili yazılarıyla mutabık.
Şehirler güvenli ve emniyetli olmalıdır:
Günümüz dünyasında güvenli bir şehir ihtiyaç duyulan bir çevredir. Güvenlik sadece işlenen suçları azaltmak değildir. Güvenli bir şehir aynı zamanda sakinlerine saygın bir yaşam sunabilen bir şehirdir. Temiz hava, su ve altyapı, eğitim, konut ve sağlık tesislerine erişilebilirlik sağlamalıdır. Bu o şehir sakinlerine bir insanın hakkettiği gurur ve onur hissini verecektir.
İyi bir yönetim:
Adil bir şehir ötekileştirilmiş, sosyal olarak dışlanmış ve azınlık olanlara da söz hakkı veren bir şehirdir. Bu ancak iyi bir yönetim ve yönetimin sivil toplumu ve halkın çoğunluğunu temsil etmesiyle sağlanabilir. İyi bir yönetim aynı zamanda eşit bir gelir dağılımı ve kaynakların verimli bir şekilde idare edilmesidir. Bu konular kaynakların azaldığı ve buna rağmen nüfusun arttığı ve şehirlerin daha da kentlileştiği yeni milenyumda çok daha fazla önem arz etmektedir.
Şehrin yıkımı kendi nüfusunun sebep olmasıyladır:
Şehirler aynı medeniyetler gibi yükseliş ve çöküş dönemlerini yaşayacaklardır. Aslında, şehirler adeta insan medeniyetinin bir ürünüdürler. Bundan dolayı, medeniyetlerin döngüsel tabiatı insanın çevreye karşı davranışından etkilenmiştir. Eğer insanlar şehri iyi idare edebilirse, yeni medeniyetler şu anki medeniyetin yıkıntıları üzerinden inşa edileceklerdir, ve bunu şu anki şehirlerde de görüyoruz. Bununla birlikte; eğer şehri belirlenmiş adalet ve denge prensiplerine göre idare etmekte başarılı olmazlarsa, en sonunda şehir çöküşe geçecektir. Muhakkak ki, şehirlerin yükselişi ve yıkılışı insanoğlunun davranışlarının bir sonucudur. Açgözlülük ve rüşvet uygulamaları şehirleri yok etmek için belirleyici yöntemlerdir Halduncu şehir ve şehir gelişimi düşüncesine göre anlaşılır ki, kent sakinlerinin yerleşiklik fıtratı sakinler için negatif sonuçlar doğurur. Bu insanların çok yerleşik olmasıyla sosyal kohezyon ruhunun zayıflamasıdır.” (Zaid Ahmad, Nobaya Ahmad, Haslinda Abdullah, Malezya Putra Üniversitesi, Malezya, İbn Haldun Çalışmaları Dergisi, 1 (2) 2016, 299-314 DOI: 10.36657/ihcd.2016.14 )
***
Büyükşehirler suçluların gizlenme mekanı olmaktan çıkarılmalıdır. Bu yüzden büyük şehirlere uyum sağlayamayan insanların şehre girmesi kontrol edilmeli ve uyum gösteremeyen insanlar şehirden dışarı çıkarılmalıdır.
Şehre girme noktasında dikkat etmemiz gereken insan grupları şunlardır
1-Trafik magandaları
2-Uyuşturucu ve alkol bağımlıları
3-Şiddet ve nefret suçu işleyenler-(Kadın erkek demeden uçan tekme atanlar, bulundukları her mekanda herhangi bir insani temele dayanmaksızın huzur bozanlar)
4-Gıda üretiminde hile yapanlar
5-Düğün ve törenlerde silah sıkıp magandalık yapanlar.
6-Vasıfsız ve iğrenç binalara imza atan müteahhitler….
7-Menfaat mukabilinde iş takibi yapan bürokratlar
8-Düzensiz göçmenler
Vesaire,
Bunlar hukuki açıdan cezalandırılsa da artık şehirlere sokulmamalı , geldiği memlekete gönderilmeli, hayvancılık ya da çifçilikle ilgili teşvik verilip üretim ve ekonomiye katkıları sağlanmalıdır.

