DAMARDAN DÜNYA VERİLDİ BANA
“onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler”
K.Kerim
“Sizden dileyeceğim bir şey daha kaldı: çocuklarım büyüdükleri zaman, Atinalılar, erdemden çok zenginliğe yahut herhangi birşeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız; kendilerine, kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini birşey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de onları öyle azarlayınız. Bunu yaparsanız, bana da oğullarıma da doğruluk etmiş olursunuz.
Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: Ben ölmeye siz yaşamaya. Hangisi daha iyi? Bunu Tanrıdan başka kimse bilmez.”(Sokrates’in Müdafası’ndan, çev.Niyaıi Berkes, İst.1988, s.44)
Sokratesi ölüme mahkum edenler neyi başardılar? Sokrates baldıran içerek öldü. Doğrular uğruna zamanı geldiğinde ölünmesi gerektiğini de gösterdi. O ömür boyu savunduklarına hayatını ortaya koyarak şahid oldu. Kaçmadı; serzenişte bulunmadı. Ölümü yüreklice karşıladı. O biliyordu ki felsefe yapmak salt entelektüel gevezelik yapmak demek değildi.(1) O biliyordu ki erdemli olmadan felsefenin özüne nüfuz etmek mümkün değildi. Hakikati yakalamak salt entelektüel çabalarla gerçekleşecek bir şey değildi. Bu yüzden gençlerin yolunu kesip onlara hakikati anlamanın yollarını göstermeye çalışıyordu. Hayat ile ölüm arasında bir tezat görmüyor; ölümü hayat kadar sevmek gerektiğini vurgulamaya çalışıyordu. O, gecenin olduğu yerde gündüzün; gündüzün olduğu yerde gecenin olamayacağı gerçeğinden yola çıkarak hayatın olduğu yerde hayatsızlığın olamayacağını anlatıyordu. Evrende hayat vardı ve hayatsızlık yoktu. Bu yüzden ölüm hayatsızlık değil, belki hakikate ulaşmanın önemli bir aşamasıydı. Hayatın uyku bölümünden uyanıştı ölüm. Birçok hâkikat savunucusu hayatlarını ortaya koyarak hakikatin şahidliğini yaptılar. Hapishaneler, sürgünler, çarmıha germeler hakikatin o sabit ve sarsılmaz köklerinin daha bir dal budak salmasına; daha bir serpilip insanlığa mal olmasına katkıda bulundu. Hayata güzelliklerin egemen olmasını isteyenler; güzelliklerden yana tercihte bulunanlar elbette bunun bedelini de ödemek durumundaydılar. Bunu ödeyebilmek için de kalıcı olan ile geçici olanın farkına varmak; hayat ve ölümün anlamının farkına varmak gerekmekteydi. Bir Sûfı büyüğüne “biz ölümü neden sevemiyoruz?” diye sorulduğunda; “biz dünyamızı kâşâneye ahretimizi ise virâneye çevirmişiz. İnsan hiç kâşâneden virâneye girmek ister mi” diye cevap veriyor. Hayatı sadece dünyayı mâmur etmekten ibaret görenler elbette hakikat uğruna çekilen çileleri anlamaktan uzak kalacaklardır. Onlar çoğu kere kendi çıkarları için başkalarının felaketine zemin hazırlayacak; kimi kere de seyirci kalacaklardır. “Hayatta emniyet ve refahı birinci amaç görenler inançlı olamazlar” diyor Erich Fromm. İnançlı olmayanlar değer tanımayanlardır. Hakikate kör kalanlardır.
***
“Damardan dünya verildi bana” demiş şair dostumuz. “Varolmanın Dayanılmaz Hafıfliğinden” söz edilse de ; , dünya süslenmiş bize; çekici kılınmış. Çekici kılınmasaydı yaşamanın tadı olmazdı herhalde. Çekici kılınmasaydı dünyayı reddedebilme tavrı da anlam taşımazdı. Hafif olan varolmak değil, varolmanın anlamını kavrayamamaktır belki de. Varolmanın anlamı, yaşamanın ve ölmenin anlamını kavramakta gizli. Yaşamak kadar ölmek de anlamlı çünkü. İçimizdeki dünya tutkusunu kışkırtanlar, dünyanın çekiciliğine karşın hakikati feda etmemizi istiyorlar. Feragati hep hakikat tarafından bekliyorlar. Kendi yanlış ve çarpık yargılarını içimizdeki dünya hırsını; cazibesini kışkırtarak hayata egemen kılmak istiyorlar. Onlar dünyayı kazanmanın yolunun dünyanın çekiciliğini pazarlamaktan geçtiğini biliyorlar. Onlar bizi iyi tanıyorlar. Yumuşak karnımızı, zaaflarımızı biliyorlar. Damardan dünya veriyorlar habire. Bir kere kanımıza girdi mi dünya hırsı, artık dünyayı , istedikleri fiyata pazarlayabiliyorlar. Dünyayı ele geçirmek adına katliam silahları üretiyorlar. İnsanları kamplara bölüyorlar. Onlar hayatın biricik hedefinin dünyayı ele geçirmek olduğu anlayışını egemen kılmak istiyorlar. Dünyayı ele geçirenlerin üstün olduğunu söylüyorlar. Bütün insan neslini bu uğurda harcamaktan da çekinmiyorlar. Kendilerine râm olmayanları bir biçimde cezalandırma yolunu seçiyorlar.
Cezalandırma yöntemlerinin ana unsuru ise dünyadan menetmek oluyor. Yani, ya zindan ya ölüm. Her ikisinde de dünyadan bir biçimde bir kopuş söz konusu. Sadece dünyayı isteyenlerin hırsları bütün bir insanlığı felaketten felakete sürüklüyor. Ve “kavga-yı dünya içre kimse muzaffer olmuyor”. Kimsenin kazanmadığı bir kavga dünya ve dünyalık kavgası. Dolayısıyla herkesin kaybettiği bir kavga. Bu yüzden büyük dinler ve kimi felsefi öğretiler dünyanın geçiciliğinden ve aldatıcılığından söz ediyor. Öncelikle bu hırsın önüne geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü bu hırs herkesin kaybedişini getiriyor. Bu noktada işi aşırıya vardıran yaklaşımlar da dünyayı reddetme adına dünya hırsını pazarlayanların ekmeğine yağ sürüyor. Ancak reddedilmesi gereken dünya hayatı değil, dünyaya râm olmaktır. Dünyadan vazgeçememektir. Dünya hırsı insanı hakikatten uzak düşürüyor. İnsan olma vasfını alıyor elinden. Bu yüzden hakikat savunucuları bu konuda insanları uyanık olmaya çağırıyor. Onlar zindanı ve ölümü dünyanın çekiciliğinin aldatıcılığına verilmiş bir cevap olarak seçiyorlar. Bu noktada insanları tercih yapmaya; seçim yapmaya çağırıyorlar. Ancak seçimini doğru yapanlar hayatı yaşanılır kılmayı başaracaklardır.
Seçim
Hayatı biz seçmedik ama yaşamak zorundayız. Yaşamaya başlamak seçmeye başlamaktır bir bakıma. Galiba insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği seçme iradesi. Her an seçim yapıyoruz. İyiyi ya da kötüyü, güzeli ya da çirkini, hayrı ya da şerri. Yaptığımız seçimler bizim kalitemizi belirliyor adeta. tercihlerimiz ele veriyor kimliğimizi. Necis necisi seçiyor sonuçta, temiz temizi. Sorun gerçek bir seçim yapabilmekte aslında. Cenneti mi cehennemi mi? Güzeli mi çirkini mi? Hakikati mi, yalanı mı?
Seçebilmek farketmeye bağlıdır. Farketmemiz için de, temiz bir yürek lazımdır. Bu noktada içsel seçim önemlidir insan için; yüreğin seçimi önemlidir. İşte asıl bu seçimi yapmak gerekmektedir. Baldıran içmeyi mi; yoksa hakikatten yüz çevirmeyi mi?
Hakikat savunucuları hakikatin hayata egemen olması uğruna gerektiğinde ölümün de yaşam kadar tercih edilmeye layık olduğuna şahitlik edeceklerdir. Çünkü hakikati savunmak ona şahid olmayı gerektirmektedir.
Hayatı biz seçmedik ama seçebilme irademiz var hamdolsun. Her an güzellikleri farkedip güzellikleri seçenlere selam olsun.

