ÖZGÜRLÜĞÜ HAZMETMEK KOLAY DEĞİLDİR

0
kp_170_KuzeyKore_Diktatoru_KimIlSung

            İyyakene’budu ve iyyake neste’iin

            Siz insanların hep özgürlük mü istediklerini zannediyorsunuz? Siz insanların eşitlik ya da adalet mi istediklerini zannediyorsunuz? Nereden çıkarıyorsunuz bunları. 

İnsanlar çoğu kere kendilerini köle olarak  kabul edecek efendiler ararlar. Büyük büyük putların dikilmesi bundandır…

Firavundan kurtulurlar ama soğan sarımsak peşine düşerler. Soğan sarımsak uğruna tekrar köleliğe koşarlar. Dertleri özgürlük değildir onların. Aşağı ve bayağıyı üstün olana değişirler. 

           E.Fromm bu yüzden özgürlük korkusundan sözeder. Gerçi O da başka bir aşırılığa savrulur ama tespiti önemlidir.

          Özgürlükten korkar insanların çoğu. Ömrünü karanlıkta geçirmiş insanın güneşten korkması gibi bir korkudur bu. Hitleri, Stalini, Maoyu kitleler üretmiştir.

           Bu yüzden öncelikle şunu anlamalıyız; insan kulluk etmek için yaratılmıştır özgür olmak için değil… Bu yüzden insanın özgür olmak isterkenki arayışı bile bir kulluk ve kölelik arayışıdır.

           Sorun kendisine bu arayışı verene boyun eğip eğmemesidir. “Olmak ya olmamak” ın anlamı budur.

            Kendinde varolmak ile başkasında varolmak ile ilgilidir özgürlük . Ya kendinde varolursun, ya da başkasında varolursun. Kendinde varolmanın adıdır özgürlük. İnsanlığın ortak ilkelerine ve bu ilkeleri varedene boyun eğmektir. Şahsiyet sahibi olmaktır özgürlük. Şahsiyet birey olmak değil, topluma uymak da değil, ilkelere boyun eğmektir. 

***

            Adam hep aşağılanmaya; itilmeye alışmış. Böyle büyümüş, böyle yetişmiş. Bir anda dünya değişiyor ve bir kaç sene içerisinde yüz yıllık kölelik zinciri kırılıyor. Ama adam buna hazır değil. O kadar hızlı değişiyor ki herşey adamın zihni ve eylemleri bu değişime ayak uyduracak donanımdan yoksun.. O hala geçmişte yaşıyor; O hala alıştırıldığı kalıplarla hayatı algılamaya çalışıyor.

            Erich Fromm “Özgürlük Korkusu”ndan sözediyor..Özgürlüğü tatmamış insan özgürlükten korkuyor. Bu yüzden çoğu kere kendini özgürleştirmek isteyenlere düşman oluyor. O her zaman kendisine tapacak; ayağını öpecek bir yeryüzü Tanrısı buluyor. Bu yüzden Musayı terkedip Firavun’a dönüyor. Baskıcı sistemlerin en önemli zararı insanın ruhunda ortaya çıkıyor. Kişiliğini kaybeden bir kitle köleliği özgürlüğe her zaman tercih ediyor. Kudret helvası ve bıldırcın etini soğan ve sarmısak uğruna terkediyor..

            Köleliğe alışmış insanlar için özgürlük korktukları; kaçtıkları bir durum oluyor. 
Zincirlerini bedenlerinin bir parçası olarak görmeye başladıklarından zincirlerini ellerinden almak isteyenlerin, organlarını kesmek istediklerini düşünüyorlar… Organlarını (zincirlerini) sonuna kadar savunuyorlar.

            Marks zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanların devrimci olacağını zannediyor. Oysa köleliği içselleştirenler için asıl korunması gereken şey zincirleridir. Tarih zincirleri için kavga veren milletlerin hikâyeleriyle doludur.

            Özgürlüğü hazmetmek kolay değil.

            Köleliğin içselleştirilip kendinden kılınması aslında ezilmişliğin insanlık tarihinde neden bu kadar önemli yer tuttuğunun da cevabı oluyor. Her özgürlük çağrısı ilk başta kölelerden tepki görüyor. Dostoyevski Büyük Engizisyoncuda bunu anlatıyor..

            Köleler Tanrılarına olan hizmetlerinin karşılığında sadece acı, kan ve gözyaşı buluyorlar. Bir eski kitabede yazdığı gibi:  “bu yeryüzü tanrılarının aç karınlarını kim doyurabilir” 

            ***

            Kötü günler ileride arkadaş
            Allah taş yağdırmayacak
            ektiğiniz nefret boğacak sizi

           kötü günler ileride sizin için
           göç
yağma
talan

           biraz Haccacın kılıcı
           ve iflah olmaz korkunuz
           sizi yer saklamayacak

Bir yanıt yazın