SOSYAL VE SİYASAL İHANETİN ÜÇ ALANI

0
Yassıada_Mahkemesi_(2)

İhanet siyasal alanda yönetme ve çıkar devşirme çabasının bir uzantısı olarak ortaya çıkar. Bir biçimde yönetme noktasında belli bir erki elinde tutmayı başarır. Çünkü her toplumda kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarından üstün tutan menfaat şebekeleri vardır. 

Bu yapılar siyasetten sanata, sanattan  dine, eğitime,  spora, ekonomiye nüfuz ederek kendilerine ortak bulmakta zorlanmazlar. Böylelikle küçük bir menfaat şebekesi ülkenin gidişatından söz sahibi olmaya başlar.

İhanet bu yüzden ilkesi değil çıkarı olanların dâhil olduğu bir hamledir. Bu  hamlenin zemin bulduğu kitle her ne kadar meselenin boyutlarından haberdar olmasa da, ihanet hamlesi ekseninde oluşan yapılardan istifade ettikleri oranda ihanete  hizmet ederler.

Bu bağlamda ihanet, çıkar şebekeleri ve menfaat çeteleri olarak öne çıkar.

Bu çeteler taban buldukça ekonomiyi de, hükümeti de kontrol edebilecek bir aşamaya gelir. Hatta devletin bütün kurumlarına sızmayı başarır.

Bu Ülkede

Her dönemde olmakla birlikte cumhuriyetten sonra ülkemizde ihanetin yapısına baktığımızda konjonktürel olarak kendine farklı isimler, farklı sloganlar, farklı söylemler bulmuştur. Bu yüzden Cumhuriyetten sonra karşı karşıya kaldığımız ihanet üç yüz ile ortaya çıkmıştır; bunlar: Kemalizm, milliyetçilik-vatanperverlik,  bir diğeri de dinsel zemini refere eden (ve Fetöcülük ile son bulan) dinsel kurtarıcılık..,

Kemalizm cumhuriyetin kurucu ideolojisi olması hasebiyle geçmişi tasfiye etme çabasını öne almıştır. İhanet bu söyleme yapışarak ülkede iktidarın bir çok katmanında egemen olmayı başarmıştır.  Memleketin kurtuluşunda canla başla çalışanlar bir müddet sonra tasfiye edilerek, yerine belli bir menfaat şebekesi oturtulmuştur. Bunlar “yobazlık-gericilik” ve “kötü geçmişle mücadele” adı altında halktan ve ülke gerçekliğinden koparak ülkeyi bilinmez bir karmaşanın içine atmışlardır. Toplumun kutsalları ile mücadele ettiğini söyleyenler kendilerine ait kutsallar yaratarak bunun etrafında milleti gütmeye çalışmışlardır. 

Tek parti döneminde yapılanları burada uzun uzun anlatmam gereksiz. Bu yaklaşımlar halkın devlet ile arasını açmış ve ilk fırsatta Tek parti iktidarını alaşağı etmiştir.  Bundan sonraki süreçte Kemalizm önemini yitirmeye başlamış, özellikle 2. Dünya harbi ve arkasından gelişen hoşnutsuzluk insanların milli duygularla hareket etmesini getirmiştir.

İhanet yine boş durmamış ve bu kez Milliyetçilik sloganı altında arabasını yürütmeye başlamıştır.

Özelliklere memleketin bölünme ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söylemi ile milliyetçi eğilimler güçlendirmiş ve bu da ihanetin yeni bir kimlik ile kurtarıcı pozisyonunda ortaya çıkmasını sağlamıştır. Milliyetçi dalgadan faydalanan ihanet memleketin bir kesiminde can yakıcı eylemler imza atan legal görünümlü illegal yapılar kurmuştur. Ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren bir sürecin fitilini ateşlemede ihanetin rolü çok büyüktür.

Özellikle sosyologlar ve psikologların da vurgu yaptığı 70 li yılların sonu ve 80’li yılların başında dünyada bir dine dönüş hareketi başlamıştır. İhanet kendini yeni konjonktüre göre yeniden dizayn etmiştir.  

Burada başat söylem dinsel bir dünyanın yeniden kurulması söylemidir. Kimi kere İslami devlet, kimi kere seçkin toplum söylemleri ekseninde gelişen söylemler Batının çıkarları ile bütünleşmiş ama ülkeye yabancı bir dinsel zeminin oluşması noktasına varmıştır.

Fetöcülük, Kemalizmin, milliyetçiliğin ve dinsel hoşnutsuzluğun söylemlerinin hepsine sahip çıkarak bir biçimde Batının kendi içinde ürettiği yabancı değerleri ile bütünleşmiş bir dindarlık üretmeye çalışmıştır.

Batı çıkarlarına uyumlu olması hasebiyle daha ılımlı, Türk dünyası söylemiyle Türk milliyetçiliğinin kavramlarına yakın ve “özlenen nesil”; “ışık nesli” söylemlerinin eşlik ettiği kurtarıcı dindarlık görünümü ile devletin her kademesinde kendine yer bulmuş ve bu şekilde varlığını devam ettirmiştir.

Şimdi bunları niye anlattık. İhanet belli bir gurup belli bir kesim ile ilgili bir oluşum değildir. Her dönemde varolan bir menfaat hamlesidir. Bu yüzden bir gurubun tasfiyesi ile son bulmayacaktır.  İnsanların zaafları yetersizlikleri kişiliksizlikleri olduğu müddetçe her dönemde ortama uygun olarak kendine yeni bir kimlik yaratacaktır.  

O halde biz İhanetin etkisinin zayıflatılması ve işlevsiz hale getirilmesi için neler yapacağımız konusunda düşünmek zorundayız. İhanetten hiçbir zaman kurtulmak mümkün olmamakla birlikte etkisini zayıflatılması ve en aza indirilmesi mümkündür ki  bu da öncelikle toplumun ahlaki, entelektüel ve ekonomik yapısı ile ilişkilidir.

Ahlaki dejenerasyonun olduğu yerde ihanet kendisine daha fazla alan kazanmaktadır.

Burada ihanetin etkisinin zayıflatılması için üç tane yol vardır.

*Birincisi ahlaki ilkeler ile bezenmiş insan yetiştirmek; ahlaki değerleri öne çıkaran insanlara sahip çıkmak. *İkincisi devlet kademelerinde hukuku üstte tutmak ayrım yapmamak işi ehline teslim etmek.

*Üçüncüsü zaten bunların doğal sonucu olarak gelecektir. Bireysel ve sosyal zeminde ilkesel olundukça (hukuk ve ahlakın üstte tutulması) ihanetin etkisi zayıflayacak, ekonomide devletin birliği ve bütünlüğü de korunmuş olacaktır.

İhanet dediğimiz hamle çıkar temelli oluştuğundan etkisi ülkeye yansısa da ilişkilerinin evrensel olduğunu unutmamak lazımdır.

Dünyaya egemen siyasal, ekonomik güçler (batı sömürgeciliği) kendi çıkarından başka şey düşünmeyen beslemeleri her zaman desteklemiş ve yönetimi ele geçirmeleri konusunda yardımcı olmuşdur. Batının bu konuda uzun bir sömürü tecrübesi vardır. Bütün kurumları ile bilim, sanat siyaset ve ekonomide zayıf bıraktığı ülkeler içinde menfaat şebekelerinin oluşumuna destek vermişlerdir. Kendilerine bağlı beslemeler eliyle ülkelerin yönetimine müdahale etmişlerdir. İhanetlerin oluşmasında önemli roller üstlenmişlerdir.

İhanetin beslendiği zihinsel arkaplan

Okula başladığımızda bize ilk öğrettikleri şey “üç tarafımızın deniz beş tarafımızın düşmanlarla çevrili” olduğuydu. Sonra büyük kurtarıcının bizi nasıl kurtardığını ve onun insanüstü özelliklerini anlattılar. Düşman her yerde idi ve hepimiz vatanı kurtarmak için varlığımızı Türk varlığına armağan etmeliydik.

Memleketin hep tehlike ve tehdit altında olduğunu hissederek büyüdük; böyle büyütüldük. Bu tehditleri bertaraf etmek için örgütler kurduk; sağcı olduk; solcu olduk. Ama hep bize benzemeyeni; bizden farklı gördüğümüzü bir biçimde tehdit ve tehlike gördük. Kendimizi büyük kurtarıcı olarak görerek farklı olanı denize dökme azim ve kararlığını hayatımızın her safhasında göstermeliydik. Devletin öğrettiği bu ahlak her yanımıza sinmişti. Ne kadar da çok devlete benzemiştik. Devlet, öğrettiği ile kendisini bile ihanet içinde görmemizi sağlayacak bir ahlakı bize aşılamıştı. Devlet de düşmanların elinde idi ve kurtarılması gerekiyordu. Sonunda kafasında ürettiği vatanı daima kurtarmayı düşünen bir hasta nesil yetiştirmiştik.

İhanet burada girdi devreye..

İhanet bu zihinsel zemin üzerinden bir alan yarattı kendine.,.

Bu bağlamda İhanetin şu vasıflara sahip olduğu söylenebilir.

1-Seçkincilik

Kendilerini her zaman her şeyin merkezine oturtan bir zihinsel sapmadır bu. Devlet tehlikede, millet tehlikede, din tehlikede söylemi  ile ihanet her zaman koruyucu, kurtarıcı ve insanların mutluluk ve huzurunu isteyen pozisyonundadır. Devletin sahibi hamisi ve insanların kurtarıcısı olarak kendini tanımlamaktadır.

Bu yüzden ihanet anlayışının dayandığı temeller daima kutsal kavramlar ekseninde ortaya çıkmaktadır.

Bu söylemler ortak yönelimlere ve değerlere dayandığından kitleler arasında da belli bir taban bulmaktadır.

Bu anlayış kendini seçkin ve ayrıcalıklı görmenin sonucudur. Bu durum aslında çok tehlikeli bir zihinsel zemini göstermektedir.

Seçkincilik daima ötekileştirmeyi getireceğinden her zaman memleketin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden bir yan taşımaktadır.

Bu anlayış kendi vatanımız içinde kan, gözyaşı ve kitlesel göçleri armağan etmiştir bize.

Asırlarboyu barışın ve esenliğin yurdunda yaşıyor olmakla övünen bizler gâvur(!) dediğimiz insanlardan bile geri düşürmüştür bizi.

Değer İlke Denklemi

İnsanın kendini değerli görmesi her zaman olumlu bir durumdur. Sıkıntı kendi dışındakini değersiz görmektir. Bu değer ve değersizlik anlayışı insansal zeminde gerçekleştiğinde sorun yoktur. Çünkü insan bizatihi insan olarak doğduğu için değerli değildir. Eylemleri ve öteki ile kurduğu ilişki ile insan değerli ya da değersiz olur.

Burada değerli oluşu belirleyen kişinin üstte tuttuğu değerler ve insanlığın tarih içinde yüce bildiği değerlerdir. Bunlara ortak değerler demek istiyorum.

Örneğin yalancı bile kendisine yalan söylenilmesi istemez. Değerin insandaki zemini budur. Tarihte hiçbir insan topluluğu yalancıları sahtekârları ve hırsızları alkışlayıp övmemiştir. Bu da insanlıktaki temeli.

Kul hakkı yememek temel ilkedir. Seçkincilik bunu kendince şu şekilde yorumlamaktadır.  “Dünya kötüdür ve dünyayı biz kurtaracağız. Bu yüzden bizim bütün kurumları ele geçirmemiz ve oraya egemen olmamız gerekmektedir.” Öteki insanlar zaten müspet değildirler. Onlara makam teslim edilmez. Bu yüzden devlet kurumlarında yer edinmek için yapılan sınav sorularının bize verilmesinde dinsel ve ahlaki bir sakınca yok hatta belki vücubiyet vardır.

Oysa bir sınavda soruların bana verilmesi benim kul hakkı yemem demektir. Kendini seçkin gören İhanet, “Devletin bütün makamlarına siz layıksınız ötekiler ise güdülmeye layıktır” anlayışı ile ilkeden saparak özellikle beslemelerin çoğalmasını sağlamayı hedeflemektedir.

2-Kurtarıcılık

a-Yobazlıktan bağnazlıktan ve gerilikten kurtuluş(Kemalist maskeli İhanet)

b-Asil milletin diğer millet ve kültürlerden kurtuluşu(milliyetçi vatanperver maskeli İhanet)

c-Dinin kurtarıcılığı bağlamında seçkin öncü dindarlar..(din maskeli İhanet, Fetöcülük ve kimi ötekileştirici dinsel söylemler)

Sonuç

Rahat ol; tehlike yok ; “tehlike Var” diyenler var..

 

Bir yanıt yazın