ÖDÜL ALAN SANATÇININ DERDİ
Bir ödül töreninde eline tutuşturulan metal ve camdan yapılma nesne ile siyasi mesajlar vermeye çalışan kadını dinliyorum.. çok üzgün ve ağlamaklı bir sesle “bu karanlık günler bir gün sona erecek” diye başlayan bir konuşma yapıyor.. dikkat kesiliyorum.. Karanlığın sona ermesiyle ilgili parlak fikirlerini ve ne tür bir karanlıkla karşı karşıya olduğumuzu anlatmasını bekliyor; bu konuda aydınlanmayı istiyorum… Nefretini gizlemeyi başarıyor ve seçim sonuçlarından memnuniyetsizliğini sitem ederek ifade ediyor.. “kadınlar” diyor “sizler bizim yanımızda değilsiniz ama biz sizin yanınızda olacağız..” hala anlamıyorum… karanlığı aydınlatacak cümleler bekliyorum.. ve sonunda konu anlaşılıyor.. Gezi davasında hapse düşmüş bir kadının ismini zikrederek “seni kurtaramadık çok üzgünüm”.. diyor.
Bende derin bir hayal kırıklığı ve aydınlanmamış olmanın getirdiği bir kızgınlık bırakarak sahneden iniyor..
Bütün karanlığın arkadaşının hapiste olmasıyla alakalı olduğu anlaşılıyor..
Seçim sürecinde muhalefet liderinin “falanı hapisten çıkaracağız filanı hapisten çıkaracağız, şunları affedeceğiz” diye tiz perdeden nutuklar attığını düşündüğümde aslında meselenin çok özel, ideolojik, kısır ve bencilce amaçların çok evrensel amaçlar olarak sunulmasından öte anlamının olmadığı görülüyor.
Muhalefet lideri bunun üzerine biraz soğan, sarımsak ve patates sosu ekleyerek kendi ahbap ve avanesini tekrar imtiyazlı hale getirmeyi düşünüyor..
Oysa ben, karanlık denildiğinde ülkenin bir şehrinden bir şehrine gitmenin cesaret istediği bir dönemden bahsedecegini düşünmüştüm.

İnsanların beyaz toroslara bindirilip meçhule götürüldüğü, sokaklarda çoluk çocuğun arabaları çevirip kimlik sorduğu, devlet okulunda “selam” diye derse giren öğretmenin iki sene soruşturma geçirdiği, gıdasızlıktan tüberkülozun salgın hale geldiği, Güneydoğu Anadolu bölgesi’nde çok basit bir göz damlası bulunmadığı için insanlarin trahom illetinden kör olduğu dönemlerden bahsedecek zannetmiştim..
Ülkede kendini seçkin zanneden dinci çetelerin devletin kurumlarında sadece kendilerine menfaat devşirdikleri, üniversite sınav soruları çalarak en üst kurumları işgal etmeyi başardıkları bir dönemden bahsedecek zannetmiştim.
Türkiye’nin en yetkin aktörleri ve artistlerinin açlık ve sefalet içinde öldükleri bir dönemden bahsedecek zannetmiştim.
şehrin bir yerinde patlayan bombalarla kadın, çocuk, genç insanların telef olduğu dönemlerden bahsedecek zannetmiştim..Hatta toprağın altında suçlarını bilmeden öldürülen ve emziği ağıt olan çocukların davasını anlatacak zannetmiştim..
…….
Kadın asla bunlardan bahsetmedi. .bir arkadaşı hapisteymiş ve onu kurtaramadığı için ülke karanlıkmış, karanlıklar içindeymiş ve insanlar ve kadınlar bu yüzden suçluymuş..
Sanatçının derdi bu…
