SEZAİ KARAKOÇ AÇISINDAN SORUNLARIMIZ VE ÇÖZÜM YOLLARI
*Meselemiz Nedir?
*Meselemizin kaynağı
*Meselemizin çözümü
Hayatın Diyalekti
Sezai Karakoç hayatın diyalektinden bir medeniyet karşıtlığına vurgu yapar.
İnsanlık varolalı beri iyinin ve kötünün medeniyeti çatışmaktadır. Ak medeniyet ve kara medeniyet.[1] Şeytani olan ile rahmani olan, fizik ile fizikötesi kavgası[2]…Bu kavgada üç taraf vardır. Doğu-Batı ve İslam… Müslümanlar iki güç arasında (Doğu-Batı) ezilmişlerdir.[3]
İslam dünyası bir düşüş içindedir. Onu harekete geçirecek olan Sûr’a üflenmesidir. Bunun için hakikate çağrı lazımdır. Hakikate çağrı asl olana ve öz’e çağrıdır. Kapitalizm ve komünizm insanı öldürme çabalarıdır. Buna karşın peygamberin misyonu insanı ayağa kaldıracaktır. Vahiy etkisiyle donanmış hakikate çağıran diriliş erleri yetiştirilmelidir.[4] bunlar insanlığın önderi olacaklardır.[5]
Bu noktada insanlığın sıkışıp kaldığı iki uç eğilimin ötesinde üçüncü bir yola işaret etmektedir. Ona göre ne tarihsel olarak ruhbanlığa ve dünyayı/maddeyi yadsımaya varan bir idealizm ne de buna tepki olarak ortaya konan materyalizm insanların sorununa çözüm üretemezler. Çünkü bunlar hayat gerçeği karşısında erimeye mahkûm eğilimlerdir.
İslam aşırılıkların ötesindedir. O bir denge medeniyetidir. O ne maddeyi yadsımaya varan idealizme ne ruhu yadsıyarak manevi olanı devre dışı bırakma tavrı olan materyalizme benzememektedir. Madde ve mana arasında üretilen çelişkinin hayata yanlış bakmakla alakası olduğunu vurgulamaktadır. Diyalektiğin anlamı hayatın çelişki üzerine kurulduğu gibi bir dogmatik anlayıştan değil, insanın zihinsel algılayışından doğan çelişik bakışta olduğunu vurgulamaktadır.
Direnmek gereklidir ancak her direnmek bir diriliş değildir. Direnişin Dirilişe dönüşmesi için bağlı olduğumuz medeniyetin köklerine dönmemiz gerekecektir.
Hem Doğu hem Batı yıkım yaşadı Tabiattan kopma ile batan Mısır medeniyeti ve onun karşıtı olan aşırı tabiata bağlı olan Roma… Bugün biz de yıkılırsak o zaman insanın ayağa kalkması çok zor olacaktır.
Batı Medeniyeti Ve Modern Düşünce
İslam dışında her yol haraptır. Çünkü insanlık hep ifrat ve tefrit arasında gidip gelmektedir.
Sorunlarımız ekonomik değildir. Kalkınma kavramının özü ekonomik yükselme olarak öne çıkmıştır. Bugün meselemiz medeniyetimizin varolma meselesidir. Bu yüzden bütün insani ilişkileri içine alan bir kavram kullanmak durumundayız. Bu kavram bizim temel meselemiz olmalıdır. O da Diriliş kavramıdır. Kalkınmadan değil dirilişten sözetmeliyiz. Dirilişsiz bir kalkınma bizi sömürünün yemi yapacaktır.
Diriliş Nedir?
Diriliş insanın özüne dönmesidir.
Osmanlı devleti yüce devlettir. O bütün saldırıları göğüslediği için faziletin devleti idi. O yıkıldıktan sonra onun misyonunu üstlenen bir güç ortaya çıkmadı. Rus Çarlığı yıkıldı ama yerine Komünist İmparatorluk kuruldu. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun yerini Almanya aldı. Osmanlı toprakları üzerinde devlet adı altında küçük lokmalar oluşturuldu. Bugünkü sorunlarımızın çoğu bu devletin bıraktığı boşluktan kaynaklanmaktadır.
Sezai Karakoç’a göre II. Dünya savaşı bir fırsat sunmuştur. Ancak bu fırsat iyi değerlendirilememiştir.[6] O Batının Avrupa birliği projesini Osmanlı devletine benzetmektedir. Yani onlar kendileri açısından Osmanlıyı örnek almışlardır.[7]
Bugün Yüce Devlet gerçekleşmedikçe Müslümanların sorunları bitmeyecektir. Bu Yüce Devlet bütün Osmanlı toplumlarını kucaklayan her bölgenin kendi şartlarıyla uyumlu federatif bir yapı arzedecektir.[8]
Ancak ilkin ruhlarımıza kurtarıcı devlet fikrini aşılamalıyız. İnsanlığın temel sorunu ruhun arılığı ve üstünlüğüne dayanan bir medeniyetin temelinin atılıp atılamayacağıdır.
Batı medeniyeti bugün atılımın tamamlamıştır. Hırçınlığının sebebi budur. O kendisine yönelik suçlamaları hile ve kaba kuvvet yoluyla yok etmeye çalışacaktır. O artık insanlığa bir şey vermiyor; sadece kendini kurtarmaya çalışıyor. Ancak her şeye rağmen yeni bir dünyanın kuruluşu gözlenmektedir. Ama bu süreç ürkütücü ve korkutucudur. Şiddet yeni insanın dini olma izlenimi veriyor. Şiddetin her yerde olması bir şeyin çöktüğünü gösterdiği gibi, yeni bir şeyin doğuşunu da gösteriyor.
Eğer insanlığa yeni bir inanç ve değer verilmezse vahşet kendi devletini de kurabilecektir. Bu yüzden İslam dünyasının kendini bu kısır döngüden kurtarması insanlığın kurtulması anlamına gelecektir. Çünkü Avrupa’nın sözü bitmiştir. İslam dünyası Avrupa’dan hesap sorabilecek aşamaya gelmelidir. Ama Batı bunu önlemek istiyor. Bu yüzden kendi yokoluşunu İslam dünyasındaki kargaşa ile gizlemek istiyor.
Kendi medeniyetimiz bizim yitik cennetimizdir. Bu cenneti keşfetmenin yolu maddeye tapan ruhu asli yöne döndürmek nefsimizi ruh değerleri önünde kurban etmekten geçmektedir. Fedakârlık çile ve değişim…
Kurtuluşun yolu birlikten geçmektedir. Kaçmak kurtuluş değil, batıştır.
Savaşın Cepheleri
Müslüman savaş adamıdır. Her yanı ateşle çevrilidir.[9] İlk Ateş Nefstir. Nefse karşı savaş insani savaşı hayvani savaştan ayırır. Daha doğrusu hayvandan daha aşağı duruma düşmesine engel olur. Bir de evrensel nefs vardır. Bu da kötülük ve zorbalığı öne alan bir nefstir. Rahat yoktur Müslüman için.
Şuur uyanmalıdır. Şuuru alevlendirmek lazımdır. Eskiden Devlet millet ve ferd arasında uyum vardı. Ferd devleti devlet milleti kendinden bilirdi. Sonra bu şuur zayıfladı. Millet artık birbiriyle ilgilenmez oldu. Coğrafya parçalandı. Her ferd kendi dar alanı dışındakini düşünemedi. İslam toplumları yem oldu. Batı dünyası ve Doğu bloku arasında lokma lokma edildi.[10]
Bilme Borcu
Diriliş için gerekli olan şeylerden biri de bilgi seferberliğidir. Bu bilgi önce kendimize ait bilgileri sonra Doğu ve Batıyı oluşturan inanç değer ve düşünceleri bilmek için seferberlik merakının uyanması ve uyandırılması gerekmektedir.
Ruhun Arınması
Kuranı ruha geçirmek gerekir. Kurana gidersek arınırız. Kurana dönüş demek İslam toplumunun yeniden varoluşu demektir. Yeniden doğuş ve diriliş Kurana dönüşle başlayacak değişim ve oluşumun adıdır Bu insan için de böyledir. Çöküş Kurandan uzaklaşmak, kurtuluş ona yaklaşmakla olur.
Batı ile Savaşın Silahları
Batının karşısına onun silahlarıyla çıkıldığında yenilgi yaşanır. Yaşanan yenilginin sebeplerinden biri budur. Oysa Batının karşısına samimi olmak, antimakyevelizm, doğruluk tahammül ve sabır gibi manevi silahlarla çıkmak lazımdır.
Sezai Karakoç Mevlana’dan Moğollar ve Harzemşahlar arsındaki ilişkiyi anlatan bir hikâye anlatır.
Sezai Karakoç asla umutsuz değildir. Her zaman diriliş medeniyetinin gerçekleşeceğinden emindir.
İçine kapanık bir coğrafyaya mahkûm edildik kendimizi bize sınırların içine hapsettik. İçimize kapandık. Biz durduk ama dünya durmadı. Etrafımızda dünyalar kuruldu dünyalar yıkıldı ama biz hep durağan davrandık.
Ama uyanmalı tarihten gelen yolumuza yıldırım hızıyla devam etmeliyiz.[11]
Kuran etrafında İslam bloku oluşturulmalı.
Bu birlik hayal değildir. Birliğin sembolü Kâbedir. Kahramanlara ihtiyaç vardır. Zafer algımız değişmeli ruhumuz maddeyi aşmalıdır. Gerçek Zafer maddeye teslim olmamaktır. Şehirlerin kapısını açacak olan budur.
At ya da tank sırtında gitmek, bir yeri at veya tank sırtında fethetmek değildir mesele At ya da tank sırtında bir medeniyet taşımaktır taşıyabilmektir. Gerçek savaş budur.
Tankların sırtında sömürü ve barbarlık taşımak savaş değildir. Elde edilen kazanım da zafer değildir. Yenmenin ve yenilmenin anlamı maddi alanda değildir. Silahın yüceltildiği ve silahlı olmanın haklı olmak sanıldığı bir coğrafyada Sezai Karakoç özellikle Dirilişten sözetmektedir.
Bu yüzden insanın iç dünyasını fethetmek önemlidir. Yergi ve övgülere karşı gurur ve kibire karşı duran insan gerçek Fatihtir.[12]
Sezai Karakoç ruhun silahlarından sözeder. Ruhun silahları vardır der. Ruhun en önemli silahı tapınmaktır(ibadet). Ruhun şöleni bayramdır. Karakoça göre gerçek kavga insanın kendisinde başlamaktadır. Ona göre Müslüman sadece inancının ve Müslüman olmanın gururunu taşımalıdır. Kendine güvenmeli ve asla çekinmemelidir.
Tüketim alışkanlığına kapılmamalı kendisine dayatılan Batıcı dünyayı ve onun sunduklarını reddedebilmelidir. Direnişin bir yönü budur. Bu şuursuz ve körükörüne bir Batı düşmanlığı değil, bir savunma biçimidir.
Kuruluş
İnsan ruhu bir şehirdir. Diriliş mimarı insanı yeniden inşa etmek gerekmektedir. Her insan bir şehirdir. Nasıl ki şehirler ihmal edilirse harabeye döner, insan da ihmal edilirse bozulur yozlaşır harab olur. Bu yüzden Karakoç mimar kavramını sıkça kullanır. Diriliş kuşağına mimar der. Çünkü Direniş için Diriliş gereklidir ve bunun için de kadrolar oluşturulmalıdır.
Batı medeniyeti çökmekte olduğunun farkındadır. Bu çöküşün bütün bir insanlık için felakete yol açmasının önüne geçecek olan diriliş mimarlarıdır. Yeni bir kuruluş gereklidir.
Yeniden dirilmek ihya etmekle olur. İslam’a dönmekle olur. Her alanda kadro gereklidir. Bütün insani bilimlerde bütün alanlarda yetişmiş kadrolar gereklidir.
Sonuç
Sezai Karakoç Görsel (maddi) medeniyet ve mucizeler medeniyeti arasında kalan Peygamber medeniyetinin hem maddeye hem ruha dönük yüzünün insanlığa çare olabileceğini söyler.
İlahi çağrının çarpıtılmasının iki tarafı vardır Doğu ve Batı… Bu ikisi de insani çağrıyı çarpıtmıştır. Kalıcı olan gelenektir.
**
Sezai Karakoç’un düşünceleri Yenilmiş bir tarafın yeniden ayağa kalkmasını sağlamayı hedefleyen çoğu tepkisel düşünceler. Ancak bu düşünceler bir ütopya olarak ele alınamaz. Çünkü Sezai Karakoç olmayan bir şeyden; olması gerekenden sözetmiyor. Yaşanmış ve hayatta karşılık bulmuş bir medeniyetin yeniden ayağa kalkabileceğinden sözediyor. O geleneğe vurgu yapıyor. Çünkü gelenek asla yok edilemeyecek ve insanlığın ruhunda yeri olan en temel hakikattir.
[1] Karakoç S., Sur, s.59
[2] A.g.e, s.7
[3] A.g.e, s.6
[4] A.g.e, s.11–13
[5] A.g.e, s. 26
[6] A.g.e, s.16
[7] A.g.e,s.37
[8] A.g.e, s.37
[9] A.g.e, s.62
[10] A.g.e, s.66
[11] A.g.e, s.88
[12] A.g.e, s.104–105–106
