images (1)
Yaşamak için insanın havaya, suya ve barınmaya ihtiyacının olduğu tartışılamadığı gibi öncelik sıralamasını da tecrübi bilgiye dayalı olarak bellidir. İnsanın diğer biyolojik ihtiyaçları için aynı şey söylenemez. Sorun bu ihtiyaçların öncelik sıralamasından çok, sahiplenilmesi gereken miktara sınır koyabilmekte.  
Bu konuda farklı düşünülebilir mi, düşünme yeteneğine sahip bilinen kadarıyla tek varlık insan olunca, normal karşılamak lazım. Bunda yadırganacak bir durum yok ancak insanların farklı düşünmelerini vicdani bir zemine oturtmalarını beklemek insani ve toplumsal bir haktır. Meşruiyet zeminini yakalamak böyle mümkün olur ancak.
Meseleyi biyolojik ihtiyaç alanından sosyal hayata dair ihtiyaçlara ve bu ihtiyaçların önemine binaen sıralanması, kategorize edilmesi işine getirirsek, tartışmanın başka boyut kazanacağı açıktır. Bugün için ihtiyaç olarak görmediğimiz bir şey, sosyal statümüzün ve ekonomik gücümüzün değişmesi ile ihtiyaç hanesine geçebiliyor. O zaman ihtiyaçlar, kişilerin sahip olduklarına, miktarına ve sorumluluklarına göre değişkenlik gösterir mi bu soruya cevap bulmak lazım? İnsanların birbirlerini suçlamalarının altında bu durum mu yatmaktadır, ‘beni anlamıyorsunuz’ cümlesi bu sebeple doğmuş olabilir mi?
Farklı bir bakış açısı sayılır mı tartışılabilir belki ama yine de ifade edelim sosyokültürel, ekonomik, politik, stratejik gerekçeler ihtiyaç belirlemede etkin rol oynamaktadır. Biyolojik ihtiyaçların ihtiyaç olup olmama noktasında izaha ihtiyaçları yok, kendileri birer delil niteliğindedir.
Aynı şekilde, evrensel ve toplumsal konsensüsün olduğu değerlerin ihtiyaç olup olmadığının izaha ihtiyacı vardır. Konsensüs varsa neyi tartışacağız denebilir. Tartışılacak olan, biyolojik ihtiyaçlar için sağladığımız birliktelik kadarını, değerlerin birlikteliği için neden başaramadığımızdır. Demek ki tartışılacak tarafı var.
Sorun ihtiyaçların nitelikleri ve nicelikleri meselesidir. Biyolojik ihtiyaçların niteliğine karışmamak, nicelikleri ile ilgili ölçüler belirlemek zaten işin doğasına uygun hareket etmek anlamına gelir. Doğrusu bu değil mi, biyolojik ihtiyacın tabii niteliklerine insanın müdahalesi, doğasını bozmanın dışında bir işe yaramıyor. Sosyal ilişkilerdeki ihtiyaçların niteliğini, niceliğini ve değerleri belirleyen, anlam yükleyen insanın kendisidir. İnsan sosyal ihtiyaçlara anlam yüklerken biyolojik unsurlardaki uyumdan pekala ölçü alabilir. Çünkü değerler, biyolojik ihtiyaçların niceliklerini belirlemede ve sınırlamada belirleyici olma gücüne sahiptir.
Ancak gördüğümüz o ki sosyal hayatı şekillendirmede ve biyolojik ihtiyaçlara sınır koymada etkili olan değerler değil, sahip olunan güç ve statüdür. Bu gücü ve statüyü elinde bulunduranlar, ihtiyaçları kendi çıkarları yönünde şekillendirerek baskılamaktadır. Bunun için kurdukları kurumlar aracılığıyla bilgi ve algılar oluşturtup tüketim sektörü için bireyleri hazır hale getirirler. İhtiyaçlar için oluşturdukları kafa karışıklığı da için cabasıdır, çünkü bu durum aynı zamanda rekabetçi bir ortamı beraberinde getirir. Temel sebep bireylerin sorgulama kültüründen yoksun bırakılmasıdır.    
Oysa Vahyin bize önerdiği sosyal hayat ile ilgili konseptte bu ilişkiyi yakalamak mümkündür.  İnsan, var olması noktasında hiçbir etkiye sahip olmadığı bir evrene doğar, farkında olarak olmayarak bu evrenin nicel ve nitel yapısına müdahale edebilen tek varlıktır. İnsansız bir evren düşünemediğimize göre, evrenin kendi döngüsü içinde meydana gelen değişiklikleri kendi kusurlarına mazeret olarak sunmak onu kurtarmayacaktır. Çünkü doğanın kendi dengesini bozma gibi ne bir bilinci ne de gücü vardır, evren için böyle bir iddiada bulunan yine insanın kendisidir. Toplumsal değerlerin sınırlayıcı etkisi olmasa biyolojik ihtiyaç menüsü sınırsız uzatılabilir. Bu anlamda insan eşya ilişkisine anlam yüklemede vahiy en tatmin edici önerileri sunmaktadır.
Vahyin önerdiği hayat tarzında biyolojik ihtiyaçlar insanların sadece haz ve fayda duygularını tatmin etmek için değil, bununla beraber beşer olmaktan insan olma makamına yükselmesine katkı sağlamaktır. Bu sebeple biyolojik hayat meta olmaktan öteye nimet niteliğindedir. Evren, kevni vasfıyla insanlar için mesaj mesabesindedir, kişi bu mesajın farkında değilse doyumsuz ve sınır tanımaz olur. Eşyaya nimet gözü ile bakmak eşya üzerinde sınırsız tasarruf hakkına sahip olmadığımız bilincinde olmak anlamına gelir. Değilse, insan evren ilişkisi tek taraflı ve bencilce olur. Vahiy, evrenin yaratılışında ve işleyişinde bir denge ve ölçünün olduğunu ifade eder, bu bakış açısı insan evren ve eşya ilişkisinde belirleyici etkiye sahip olunca dengenin korunması yanında işleyişi de kolaylaştırır.
Benmerkezci bir anlayıştan paylaşımcı, sınırsız egemen bir ruh halinden, adaleti gözeten hesap verebilirliği şuurunda olmak hayata anlam yükler. Kendi çıkarları için başkalarının hayatını zorlaştırmak zulmün bir başka şekli olsa gerek.  Başkasının hukukunu gözetirken asıl kendimize katkıda bulunduğumuzu bilmek önemlidir. Kendi özgür irademizle içerden dışarıya doğru oluşturacağımız ruh disiplinin, değer biçilmez bir kıymette olduğunu bilmek aynı zamanda soruna çözüm yolu bulmak olur.

Bir yanıt yazın