167426-1258929487

Bizim kuşak kitap okur, dergi çıkarır, kahvehane, kitapevi, cadde, durak nerede olursa kendisini bir hakikati birilerine ulaştırma ile görevli bilirdi.

Sadece okuyan yazan birileri değildi bizim kuşak. Odunu olmayana odun, aşı olmayana aş, işi olmayana iş bulma noktasında da gayret sahibiydi. Bu yüzden bizler birbirimizin abisi, ablası, kardeşi yoldaşı, sırdaşı idik. Bizim kitaplarını okuduklarımız da büyüklerimiz üstadlarımız idi. Onlar hem mütefekkir, hem dava adamları olarak bize örnek olurlardı.

En ücra köylere bile sırtında kitap kolileri taşıyan insanlardan oluşurdu bizim kuşak. Hiçbir dernek, parti ve örgüte bağlı değil, sadece bireysel ilişkilere bağlı bir mücadele fıkhı geliştirmiştik. Doğruyu söylemek; hakikati taşımak tam bağımsız olmayı gerektirmekteydi çünkü. Bu yüzden yönetimdeki iktidar aygıtının bütün baskı ve ötekileştirme çabalarına karşı hiçbir beklenti taşımadan yürürdük doğru bildiğimiz yolda.

Uzatmayayım.

Bu çabalar varolan bütün dengeleri altüst ederek yerlilerin iktidarının önünü açtı sonunda.

Yerlilerin iktidarında bizim kuşağın yer alması mümkün olmadı. Bu tam bağımsız olmanın paradoksu idi. Bağımsızlık kurumsal iktidarı, kurumsal iktidar ise bağımsızlığı kaldıracak durumda değildi.

Bu önemli bir durum değildi ama daha sonra bu kuşağın yerini (dava adamı, mütefekkir, bilge kişi, tam bağımsız hareket) yerli iktidarın etrafında palazlanan danışmanlar, gazeteciler, Tv ciler, akademisyenler almaya başladı. STK lar, vakıflar, dernekler mantar biter gibi bitmeye başladı..16 sayfalık dergi çıkarmak için çekmediğimiz sıkıntının kalmadığı dönemlerden onlarca gazete, Tv kanalı, dergiye sahip olunan dönemlere gelindi..

Sonuçta ortaya çıkan Aydın(!) zümrenin vasıfları: Kolaycı, Ucuzcu ve Sahte..olarak üç kelimeye hapsoldu.  Kimi kere işportacı kimi kere entellektüel olarak karşımıza çıktı…Keşke böyle olmasaydı..

 

Bir yanıt yazın