Türkiye Sadece Cumhuriyetten İbaret değil; Cumhuriyetle Yaşıt da Değil
“İsviçre’den lran’a donuyordum; yol arkadaşım, İzmirli Türk bir ogrenciydi, Isviçre’de egitim görmüş(!) bir ziraat muhendisiydi. Benim için bundan iyi bir yolculuk olabilir mi? Turkiye’nin mimarisinin dini külturel, siyasi ve sosyolojik açıdan bence kapah kalmş ince noktalan, güzel Fransızca konuşan gencin parmagIyla aydmlanacak diye düşündüm.. Birkaç gün suren beraberliğimizde bu çerçevede onunla işim olmadıgını anladım; zira onun uzun bir hikayesi vardı. Istanbul’a vardlglmlzda askeri bir geçit toreni yapmakta oldugunu görduk. Ne oluyor, diye sordum. O genç, Türk ordusu, kuruluşunun kırkıncı yılını kutluyor, dedi.
Kırkıncı aSır mı, diye sordugumda, gülerek hayır dedi, aklın nerede? Kırkmci yıl. Tekrar sordum: Kırkmci ne? Vurgulayarak dedi ki kırkıncı yıl. Turkiye’nin tarihinden bu kadar habersiz oldugum için bana bilgince açlklamalar yaptl: “Turkiye; ulkesi, toplumu, universitesi, medeniyeti, sosyal ve kulturel kurumlan, hukumeti ve ordusuyla kırk ytl once kurulmuştur!” Artık dayanamadlm. Yeni dogmuş, yeni adam olmuş, tarihi bir insan omrünun yarısı olan bir millete mensup oldugunu zanneden bu adamla birlikte oturmaya dayanamayıp yanından kaçtım! Sanki bu Kostantiniyye’nin göğü, en son buyük hadiseyi hatırlamıyordu. Miladi 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in ordusu, Dogu Roma Imparatorlugu’nun kalbi ve Ortaçag’ın en buyük medeniyet merkezlerinden biri olan bu şehrin kapılarından içeriye girişi ve Hristiyanlığı güçlü Doğu Roma kültür ve uygarlığıyla birlikte bu taraftan O tarafa atışı, sanki daha dünkü hadiseymiş gibi geldi bana. Bu yılın, Ortaçağın bitişi ve Bau için yeni bir çağın başlangıcı olarak sayılışı sanki dünmüş gibi. Kaldl ki bu yıl bile Türkiye’nin eski Müslüman ordusunun fiili kuruluş yılı degildir. Isviçre’de okumuş bay mühendis, yarın bu ülkenin üniversitelerinde profesor veya tarım bakanı olacak. Aydın tabakanm elitlerinden sayılacak bu bay mühendis bilmiyor ki onun ordusu, insanlık tarihine yön verecek bir biçimde en büyük tarihi askeri hamasetiyle altı asır önce tesis edilmiştir. Ondan soma, Ona ve Yeni çağda Batı’nın en büyük imparatorluğunu kurmuş bütün Doğu Avrupa ve hatta Yunan’a hükmetmiştir. Onun atalannm yaptığı muhteşem cami ve minareler, hala Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan’da onlann siyasi, kültürel ve düşünsel nufuzunun büyüklüğünü anlatmaktadır. Fransa ve ltalya’ya kadar ilerlemişve 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarına kadar çok rahat bir biçimde onu muhasara etmişlerdir. Akdeniz’de en büyük deniz gücüne sahip olmuşlardır. Daha ne diyeyim ben?”Ali ŞERİATİ, Öze Dönüş
**
Türkiye sadece cumhuriyetten ibaret değil. Cumhuriyetle yaşıt da değil.
Türkiye sırtını bin yıllara dayamış, geçmişte adı cumhuriyet olmayan idare biçimleriyle de asırlarca ta Avrupa’nın içlerine kadar hükümran olmuş bir büyük gücün adıdır.
Türkiye’yi cumhuriyetten ibaret görenler veya Türkiye’nin tarihini cumhuriyetle başlatanlar o yüzden Gazze’den bize ne diyorlar, Kudüs’ten bize ne diyorlar, orada kimin için kan dökeceğiz diyorlar!
Oysa bir asır öncesine kadar Kudüs de Gazze de bizim hükümranlığımız altındaydı. Bizim yönettiğimiz topraklardı. Filistin, aziz vatanımızın bir parçasıydı.
Cumhurbaşkanımızın da belirttiği gibi, gidin Çanakkale şehitliğine bakın, orada yatan Gazzelileri görürsünüz. Çünkü o Gazzeliler de vatanlarını korumak için orada bulunuyorlardı. Çünkü Türkiye onların da mukaddesatlarının üzerinde bir bayrak gibi dalgalandığı aziz vatandı.
Sonra ufkumuzu daralttılar. Bizi dar alanlara hapsettiler. En kötüsü de bizi kendilerine benzettiler. Kendi kavramlarıyla düşünür hale getirdiler. Kendi yaşam tarzlarına göre yaşayan taklitçiler haline dönüştürdüler.
Yendiğin düşmana dönüşmüşsen, asıl o zaman yenilmişsin demektir.
Biz ülkemizi işgal eden, aziz vatanımızı lime lime eden, kanımıza her cephede ekmek doğrayan düşmana zihnen benzemeye başladık. O düşmanın kültürünü, kanunlarını ve yaşam tarzını benimsedik. Yetmezmiş gibi o kültürü ve hayat tarzını millete devlet zoruyla dayatmaya çalıştık.
Türk’ün manasını ve ruhunu yok ettik. Türk’ü etnik bir bedene dönüştürdük. Türk’ü Hira Dağı’ndan kopartmaya çalıştık. Bedenen Türk ama zihnen ve ruhen mankurt olan nesiller yetiştirdik.
O yüzden bugün Kudüs’ten ve Gazze’den bize ne diyenler var. Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin kuzeyinde, Libya’da, Katar’da ne işimiz var diyenler var. Üstelik de bunu diyenler kendilerini cumhuriyetin ve dahi ülkenin sahibi olarak görüyorlar.
O yüzden cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü kutladığımız bu günlerde dahi dinin kamusal alanda veya sosyal ve siyasal hayatta görünür olmasından laiklik adına rahatsızlık duyanlar var.
İçlerinden bazıları hâlâ cumhuriyetimiz için asıl tehdidin siyasal İslamcılık veya siyasal İslamcılar olduğunu söylemekten kaçınmıyorlar. Tabü kastettikleri, iktidardaki seçilmiş başkan, yani Erdoğan ve hükümeti.
O yendiklerini söyledikleri düşmana tıpatıp dönüşenler, o yüzden o düşmanın ağzıyla Erdoğan’a “siyasal İslamcılık” üzerinden laikliği gerekçe göstererek hayasızca saldırmaktan geri durmuyorlar.
CHP’nin başına talip olan Özgür Özel o yüzden çocuklar için Kur’an kurslarının açılmasından duyduğu rahatsızlığı “Ortaçağ” metaforu üzerinden açığa vurmaktan kaçınmamıştı daha dün. O nedenle bugün Gazze’de yeryüzünün modern barbarlarına ve yeni Nazilerine karşı işgal altındaki topraklarını koruma mücadelesi veren Gazzeli mücahitlerin örgütü için “terör örgütü” demekten kaçınmıyor. Gazze soykırımının müsebbibi olarak HAMAS’ı gösterip İsrail’e tek laf etmiyor.
Güya bunlar cumhuriyetin sahipleri…
O hâlâ cumhura tepeden küstahça bakan tavırları da cabası…
“Kurucu değerlerden sapıldı” deyip parmak sallayan o kibirle bezeli tehditkâr üslupları da cabası…
Şimdi anladınız mı yıllar yılı dindar- muhafazakâr çoğunluğun niçin cumhuriyete muğber davrandıklarını!
Bir idare biçimi olarak cumhuriyetle hiçbir sorunu olmayan, tersine cumhuriyet idaresini kendinden ve kendine ait bilen dindar-muhafazakâr vatandaşların cumhuriyet düşmanı olarak suçlanmalarının yegâne sebebi, kendilerine cebri yollarla dayatılmak istenen Batılı düşünüş ve yaşam tarzına direnmiş olmalarıdır. İngiliz ve Fransız gibi düşünüp yaşayarak Müslüman ve Türk olarak kalınamayacağına inananların, yani kendi inançları ve kültür havzaları içinde kendileri gibi kalarak yaşamak isteyenlerin dirençlerini “cumhuriyet düşmanlığı” olarak ilan edenler, bugün hâlâ “cumhuriyete sahip çıkmak” adı altında düşmanlıklarını bu kez de “siyasal İslamcılık” yaftasıyla sürdürmeye çalışıyorlar.
Ama nafile!
Cumhuriyeti salt bir idare biçimi olarak değil; bir ideoloji, bir kültür ve tek tip yaşama biçimi olarak görüp zorla dayatanlar, yani cumhuriyeti yukarıdan aşağıya jakoben yöntemlerle Batılı bir toplum inşa etme aracı olarak görenler kaybettiler.
Cumhur demokratik iradesini koyarak kendi cumhuriyetine giydirilmek istenen bu deli gömleği yırttı.
Cumhuriyet asli sahibine ve mecrasına kavuştu.
O birilerinin rahatsızlıklarının asıl sebebi bu.
Kendi ideolojik iktidarlarını kaybettiler.
Kendilerine imtiyaz sağlayan o iktidar düzeneği artık tarih oldu.
Şimdi hakiki cumhuriyet var. Demokrasiyle taçlandırılmış gerçek cumhuriyet…
Türkiye kendi tarihiyle, kültürüyle, medeniyetiyle ve gelenekleriyle çok güçlü bir ülke olarak tekrar tarih sahnesine çıkıyor.
Kendi tarihsel coğrafyasına ve kendi insanlarına sahip çıkıyor.
Tarihsel mirasına ve misyonuna yakışır bir şekilde mazlumların yanında duruyor.
Cumhuriyetimiz cumhurun istediği doğrultuda yürüyüşünü sürdürüyor.
Türkiye’nin tarihsel gücü, demokratik cumhuriyetle yeni bir anlama bürünüyor.
O yüzden “Türkiye Yüzyılı” diyoruz.
Demokratik cumhuriyetimizin 100. yıldönümünü bu duygu ve düşüncelerle kutlamak bu açıdan çok önemli.
Devlet, cumhuriyetimizi bütün bir dünyaya parmak ısırtan görkemli eserlerle kutlarken varsın o birileri hâlâ imtiyazlarını kaybetmiş olmanın verdiği rahatsızlıkla şarlayıp dursunlar.
Yaşasın demokratik cumhuriyetimiz!
Yaşasın Türkiye’miz!

