SON VİRAJ
Müktesebatımızda ‘Akibet Hayrola’ diye ifade bulan bir deyim var, ya da Kuran’ın ifadesi ile ‘Amellerin boşa çıkması’ Allah korusun. Kolay şey değil, bir ömür emek vereceksiniz sonra da emeğinizin üstünü bir kalemde kendi elinizle çizeceksiniz. Kendi düşen ağlamaz misali ağlayanınız da olmayacaktır.
İnsan değişime açık bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumun dayatmalarına bazen direnç gösterir, karşı koymaya çalışır, fakat her zaman üstesinden gelemez.
Modern hayatın taleplerine karşı direnmek imkansız bir hal aldı neredeyse. Sanayi devriminden bu yana meydana gelen gelişmeler, teknoloji çağı, bilişim çağı, dijital çağ gibi değişik adlandırmalarla yoluna devam etmektedir. Bu gelişmelerle birlikte insanın tabiatla, eşyayla olan ilişkisi de sürekli değişmektedir. Bilginin ve onun sonucu olan üretim çıktılarının hedef kitlesi insan ve tabiat olmuştur. Bilgiyi üreten ve yönetenlerin dışında kalanlar ve tabiat edilgen olagelmiştir. Şu ana kadar söylediklerimizi ifade eden olguya bir isim arasak, adı herhalde kapitalizm olur.
Sahibi olduğumuz inancı muhafaza etmek özveri ister. Yaşamaya mahkum olduğumuz hayat, cazibesi ile inandığımız ideallerimizi çepeçevre kuşatır. Kabule zorlandığımız olmazsa olmaz gibi sunulan birçok şey, kıymeti har biyesi olmayan şeyler olabilir. Hatta belki tercihe zorlanmasak, daha rahat edebiliriz. Gel gör ki insan sosyal bir varlık, yalınız yaşayamaz ve de bir tek kendisi için yaşamaz. Özne durumunda olan çevresinden takdir gören, pohpohlanan, bir taraftan da içten gelen -sen olmasan her şey biter- sese bigane kalmak mümkün mü? Marifet dışarıdan dayatılan ve iç dünyamızdan gelen taleplere karşı nasıl tavır takındığımızdır.
Türkiye’ de İslami gündemi belirleyenlerin tartışmaya açtığı konuların gerekliliği tartışılabileceği gibi, süreç içerisinde sahibi oldukları çizgiyi ne kadar koruyabildikleri de konuşulabilir.
Bilgiyi üretenlerin, hem arzı, hem de talebi belirleyenlerin dümen suyuna girilerek menzile varılmaz. Çünkü bu durum normal hayatın akşına göre değil hayatı planlayanların emellerine çözüm yetiştirme çabasıdır ki hodbinliğin sonu olmaz. Nitekim gündem edilip tartışılan konuların çoğu insanlar arasında yakınlaşmaya değil, bilakis sınırların keskinleşmesine mesafenin açılmasına, ezenlerin ve ezilenlerin oluşmasına sebep olduğu aşikardır. Gündeme İslami perspektiften baktığını iddia edenler, kendi bilgi kaynaklarının projeksiyonunu değil, başka bakış açılarından çözüm ararlarsa, vahyin dışında arayış içinde oldukları anlamına gelir. Bu nokta önemli, İslam’ın bilgi kaynakları dışındaki bütün bilgiler yanlıştır anlamı asla çıkarılamaz. Bilginin doğruluğu yanında bilgiyi kullanma felsefesidir asıl önemli olan. Bu felsefeye ‘bilginin ahlakı’ da diyebiliriz. Nitekim aynı doğruyu aynı oranda bilen Habil ile Kabilin davranışları farklı olmuştur. Bilgiye ahlaki zemin oluşturmak ancak vahiy bilgisi ile mümkündür, insana bırakılamaz. Habil İle Kabilin aynı konuda farklı davranış göstermeleri, sahip oldukları değerlere karşı olan ahlaki hassasiyetleridir.
‘İlim müminin yitik malıdır, bulduğu yerde alır’ ancak, ahlak için böyle diyemeyiz çünkü Allah, insanlığa gönderdiği peygamber için ‘Muhakkak ki sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin.’ Kalem suresi 4, diyerek bu alanı vahye has kılmıştır. Eğer vahyin öngördüğü ahlak yoksa bilginin, evrensel hukukun varlığı, evrensel değerlerin, insanlığın içinde bulunduğu duruma çare olmada geçer akçe olmadığı görülmektedir.
Müslüman’ım iddiasında bulunanların yanlışları, daha cesur bir ifade ile kişisel zaafları vahyi bilginin ahlaki teklifleri karşısında gerekçe olamaz, bağlayıcı da değildir. Çünkü İslam’ın ahlak ile ilgili tezleri ortadadır. Günümüzde, doğru bilgiye ulaşmak gayet kolaydır, ancak ahlakın davranışa dönüştürülmesi sorunu vardır. Hayata hakim olan kapitalist anlayışa karşı durabilmenin yolu, vahyin önerdiği ahlaka sahip olmaktan geçer.
Hayat, bir ucunda hak diğer ucunda batılın (zulmün) olduğu sarkacın gel-git yaptığı güzergahtır denilebilir. İnsanların çoğunluğunun tercihlerini batılın olduğu uçtan yana kullandıkları bir gerçektir. Hakkın, adaletin olduğu taraf (günümüzdeki Müslüman toplumların içinde bulunduğu durdum)mazlum, mağdur ve bir kaos içinde oldukları görülmektedir. Önemli olan batılın insanlar tarafından tercih sebebi Müslüman’ım iddiasında olanların hataları ve ihmalleri yüzünden olmamamsıdır. Yanlışın, zulmün tercihi cazibesinden kaynaklıysa hesabı verecek olan tercih sahibidir.
Vahim olan şey, sebebi insanların (Müslümanların) yapıp ettiklerinde değil de İslam’ın ilkelerinin tartışma konusu edilmesidir. Var mı böyle bir şey, var; çünkü İslam’dan çok antitezlerin masumiyetini tartışır hale geldik. Meramımızı çok genel ifadelerle anlatmaya çalıştığımızın farkındayız. Korkaklık değil de kısır çekişmelerden kaçınmak diyebiliriz bunun adına. Öylesine ehli kalem biliriz ki kırk yılını topluma, ‘ne demek istediğini’ değil de ‘ne demek istemediğini’ anlatmakla geçirdiler, sonunda toplum paçalarından tuttu kendi geleneksel derekesine düşürdü. Geri kalan ömrünü de geleneksel bazı değerlerle İslam’ı bağdaştırmakla geçireceğe benzer. İslam’ın davranışa dönüşmüş hali yerine kanunların ceberutluğunun düzenlediği batının sosyal hayatını örnek olarak vermek acizlik olsa gerek. Ya da tarihin köhnemiş sayfaları arasında kalmış, dün olduğu gibi bugünde derde deva olmayacağı kesin, zihinsel egzersiz yapmaktan öteye gitmeyen konuları bilimsellik adına günümüze taşımanın ne önemi olabilir.
İzzet İslam’ındır. Şerefyap olmak İslam’a sadık olmakla mümkündür. Allah amellerimizi boşa çıkarmasın duası ile…
