Gabriel Marcel’in “Varlığın Gizemi”Kitabına Dair

0
91Rs+tkwFlL._AC_UF1000,1000_QL80_

Gabriel Marcel’in The Mystery of Being adlı kitabı, 1949 ve 1950 yıllarında Aberdeen Üniversitesi’nde verdiği Gifford Dersleri’ne dayanmaktadır. İlk ders dizisi “Düşünce ve Gizem”, ikinci ders dizisi ise “İnanç ve Gerçeklik” başlığını taşımaktadır.

“Cilt I:

Düşünce ve Gizem” on bölüme ayrılmıştır:

(1) “Giriş”, (2) “Parçalanmış Bir Dünya”, (3) “Aşkınlık İhtiyacı”, (4) “Bir Değer Olarak Hakikat: Anlaşılabilir Arka Plan,”“Birincil ve İkincil Yansıma: The Existential Fulcrum,”” Bir Hissetme Biçimi Olarak  Katılım”, (7) “Bir Durumda Olmak”, (8) “‘Benim Hayatım'”, (9) “Birliktelik: Kimlik ve Derinlik” ve (10) “Bir Gizem Olarak Mevcudiyet”.

 Cilt II:

İnanç ve Gerçeklik” (1) “Varlık Sorunu”, (2) “Varlık ve Varoluş”,(3) “Ontolojik Zorunluluk”, (4) “Ontolojinin Meşruiyeti”, (5) “Görüş ve İnanç”, (6) “Dua ve Alçakgönüllülük”, (7) “Özgürlük ve Lütuf”, (8) “Tanıklık”, (9) “Ölüm ve Umut” ve (10) “Sonuç” başlıklı on bölüme ayrılmıştır.

 Her ders dizisi, her cildin başında yer alan içindekiler bölümünde ana hatlarıyla belirtilmiştir. Metin, içindekiler bölümünde yer alan ifadelerin açıklamalarından oluşmaktadır. Marcel, varlığın gizemini açıklamak için eksiksiz bir felsefi sistem inşa etmeye veya kapsamlı bir argümanlar dizisi formüle etmeye çalışmaz. Bunun yerine, varlığın gizemine ilişkin geniş kapsamlı bir soruşturma yürütür ve bu soruşturmanın tüm sonuçlarını inceler.

Aşkınlık… Marcel’e göre “parçalanmış bir dünyada” yaşıyoruz. Modern dünya kendisiyle çatışma halindedir ve bu nedenle onun bölünmüşlüğünü aşmaya çalışmalıyız. Aşma ihtiyacı ya da zorunluluğu, varoluşumuzun doğasını daha iyi anlama arzumuzun kaynağıdır. Aşkınlık, sıradan deneyimin sınırlarının ötesine geçmek anlamına gelir.

 Gabriel Marcel (1889-1973)

Aşmak yalnızca sıradan deneyimin uzamsal-zamansal sınırlarının ötesine geçmek değildir. Aşkınlık aynı zamanda sıradan deneyimin sınırlarının üzerine çıkmanın bir biçimidir.

Aşkınlık zorunluluğu insan deneyimine içkindir. Aşkınlık, tüm deneyimlerin ötesine geçme durumu anlamına gelmez. Aksine, aşkın olan deneyimlenmeye muktedirdir. Eğer aşkın olan tüm deneyimlerin ötesinde olsaydı, o zaman düşünülebilir ya da hissedilebilirdi.

Hakikat gerçekliğin yalnızca tek bir yönüdür ve gerçekliğin tamamı değildir. Gerçeklikten ortaya çıkabilir, ancak gerçeklik hakikatten daha fazlasıdır. Hakikatin yerine getirilmesi ya da tüm hakikatlerin toplamı, kapsayıcı bir gerçeklik üretebilir. Evren kendi gerçekliğini hakikatin yerine getirilmesinde ortaya koyabilir. Bununla birlikte, evren hakikatten yoksun şeyleri de içerebilir.

Hakikat, uğruna çabalamamız gereken bir idealdir. Bununla birlikte, hakikat önermelere ait olduğu gibi duygulara ait olmayabilir. Duygular ne doğru ne de yanlıştır ve bu nedenle önermelerden farklıdırlar. Değer yargıları doğru veya yanlış olabilir, ancak bir duyum veya hissi doğru veya yanlış olarak tanımlayamayız.1

Felsefi düşünce, yalnızca insan varoluşunun doğasını araştırmakla ilgilendiği için değil, aynı zamanda insan varoluşunun doğasını araştırmak için kendi yöntemini değerlendirmekle ilgilendiği için de yansıtıcıdır. Yansıtma, geçmiş deneyimleri daha iyi anlamak için onları hatırlama veya yeniden inceleme süreci olabilir. Düşünme, deneyimleri kavramlara dönüştürebilir.

Birincil yansıtma deneyimin birliğini bozma eğilimindedir, ancak ikincil yansıtma deneyimlerimizin birliğini yeniden kurma eğilimindedir. Birincil yansıtma analitik bir süreçtir, ancak ikincil yansıtma sentetik bir süreçtir. Birincil ve ikincil yansıtma, merkezinde şu sorunun yer aldığı varoluşsal bir dayanak noktasının karşıt taraflarında yer alır: “Ben kimim ya da neyim?” Birincil yansıtma “olduğum sanılan kişi olmadığımı” keşfedebilir, ancak ikincil yansıtma “olduğum sanılan kişinin yalnızca olumsuzlaması olmadığımı” keşfedebilir. “Ben kimim?” sorusu üzerinde daha fazla düşünmek, her birimizin insan olarak kim olduğumuzu tanımlamada kişisel duygu ve hislerimizin önemini fark etmemizi sağlayabilir. Kim olduğumuzun hissettiklerimizden ayrı tutulamayacağını keşfedebiliriz.

Hissetmek yalnızca duyusal yeteneklerin mümkün kıldığı pasif bir işlev değildir. Hissetmek aynı zamanda dünyaya aktif bir katılım biçimidir. Aktif katılım nesnel ya da nesnel olmayan şekilde olabilir. Nesnel olmayan katılım öznel katılımı içerebilir. Ancak nesnel olmayan katılım özneler arası katılımı da içerebilir. Öznelerarasılık (veya paylaşılan öznellik) dünyadaki varlığımıza birlik getirebilir.

Hissetmek pasif değildir ve bu his katılımdır. Ancak, katılım hissetmekten daha fazlasıdır. Katılım, dünyaya aktif olarak dahil olmaktır.

Her kişi hem dış dünyada nesnel bir kimliğe hem de kendi düşünce veya duygularının iç dünyasında öznel bir kimliğe sahip olabilir. Bir kişinin öznel kimliği, o kişinin duygularındaki değişikliklere uygun olarak değişebilen hissedilen bir kimlik niteliği olabilir. Hissedilen bir nitelik (veya bir duygu niteliği) analiz edilemez olabilir, çünkü bir kişinin duygularının niteliği o kişinin hissettiği şeylerden ayrılamaz olabilir. Hissedilen bir nitelik, birincil yansıma ile çözülemeyen bir duygu birliği olabilir.

Marcel’e göre tefekkür, öznellik ve nesnellik arasındaki ikiliği aşan aktif bir algılama biçimidir. İç dünya ile dış dünya arasındaki farkı aşan bir gözlem biçimidir. Aynı zamanda tefekkür edilen şeyin varlığına katılma biçimidir. Tefekkür, zihinsel kaynakların içe doğru yeniden gruplandırılması veya ‘toplanmasıdır’. Tefekkür etmek, kişinin zihinsel kaynaklarını tefekkür edilen şeyin varlığında bir araya getirmesidir.

Varlık ve oluş arasındaki kesin ilişki tanımlanamaz olabilir. Varlık olarak algılanan herhangi bir şey aynı zamanda mevcut olarak da algılanabildiği ölçüde, varlık ve varoluş birbirinden ayrılamaz olabilir. 2 Varlık her zaman ‘bir durum içinde olmaktır’ ve dolayısıyla her zaman değişir. Bizim kendi Varlık tarzımız ‘dünyada olmaktır’.

“Varlık nedir?” sorusuna nesnel bir yanıt veremeyebiliriz: “Varlık nedir?” sorusuna nesnel bir yanıt veremeyebiliriz çünkü kendi varlık deneyimimizi nesnel olarak değerlendiremeyebiliriz. Varlık, onu nesnel olarak tanımlama girişimlerimizin ötesine geçebilir. Dolayısıyla, ‘öznelerarasılık’ her türlü ontolojik sorgulama için önemli bir başlangıç noktası haline gelir.

Bizler kendi varoluşumuzun bir parçasıyız ve dolayısıyla bu konuda nesnel olamayız. Varoluş nesnel sorgulamayı aşar ve bu nedenle bir gizemdir. Bilimsel sorular nesnel olarak yanıtlanabilir ve çözümleri olabilecek sorunlar olarak düşünülebilir. Ancak felsefi sorular nesnel olarak yanıtlanabilir olmayabilir ve kendi varoluşumuzun bir parçası olan gizemleri içerebilir. Bilim, dışında durabileceğimiz ve hakkında nesnel olabileceğimiz sorunlarla ilgilenebilir, ancak felsefe, dışında duramayacağımız veya hakkında nesnel olamayacağımız gizemlerle ilgilenebilir.3

Gizemli olan bilinemez olanla aynı şey değildir ve bilinemez olan yalnızca sorunsalın sınırlayıcı durumudur.4 Gizem, algının bir ‘nesnesi’ değil, fark edilebilen bir ‘mevcudiyettir’.

Gizem bize sonsuzluğa götüren bir varlık derinliğini açığa çıkarabilir. Sonsuzluk bir gizemdir ve her gizem sonsuzluğa akar.5

Marcel, inancın bir şeye inanmak olduğunu, kanaatin ise bir şey hakkında iddiada bulunan bir inanç olduğunu açıklayarak inanç ve kanaat arasındaki farkı ortaya koyar. İnanmak, buna(bir şeye) inanmak değil, inanmaktır..6

İnanç, varlığı bir gizem olan aşkın bir gerçekliğe duyulan inanç olabilir. Bir şeye inanırsak, ona iman etmiş oluruz ve böylece iman tarafından değiştirilebiliriz ve iman kendi varlığımıza ilişkin duygumuzu değiştirebilir.

İman alçakgönüllülük ve dua ile birleştirilebilir. Alçakgönüllülük, bireyin kendi kusurlarını kabul ettiği bir varoluş biçimidir. Alçakgönüllülük aynı zamanda kutsal olanın onaylanmasıdır.7 Dua, Tanrı ile ruhani bir iletişim biçimidir. Gerçek dua, ilgi için ben merkezli bir talep değil, kendimizi Tanrı ile birleştirmenin bir yoludur.

Özgürlük, anlamlı bir şekilde hareket edebilme yeteneği ile tanımlanır. Özgür eylemler önemlidir çünkü bizi insan olarak biz yapmaya yardımcı olurlar. Özgürlük yalnızca keyfi davranma yeteneği değildir.

Çünkü yapmayı seçebileceğimiz her şey önemsizse özgür değiliz demektir. Özgürlük önemli seçimler yapabilme yeteneğidir ve bize Tanrı tarafından verilmiştir.

Varlığın Gizemi bazı açılardan varlıktan çok gizemle ilgilidir. Kendi varoluşumuzu anlamak istiyorsak, hakkında objektif olamayacağımız gizemleri araştırmamız gerektiğini açıklar.

Bununla birlikte, aynı zamanda, gizemleri bulduğumuzda onları tanıma yeteneğine sahip olabileceğimizi de açıklar. Marcel’in dersleri esas olarak varoluşsal temalarla ilgilidir, ancak dini inanç için ikna edici bir argüman da sunar.

DİPNOTLAR

1.Gabriel Marcel, The Mystery of Being, Cilt I: Reflection and Mystery (Londra: The Harvill Press, 1950), s. 60.
2.Cilt II: İnanç ve Gerçeklik (Londra: The Harvill Press, 1951), s. 30.
3.Alasdair MacIntyre, “Existentialism,” A Critical History of Western Philosophy içinde, derleyen D.J. O’Connor (New York: The Free Press, 1964), s. 522.
4.Marcel, Cilt I, s. 212.
5.A.g.e., s. 218-9.
6.Cilt II, s. vi.7 A.g.e., s. 86.

BİBLİYOGRAFYA
MacIntyre, “Existentialism,” A Critical History of Western Philosophy içinde. Editör: D.J. O’Connor. New York: The Free Press, 1964.
Marcel, Gabriel. Varlığın Gizemi. Cilt I: Yansıma ve Gizem. Londra: The Harvill Press, 1950. Marcel, Gabriel. Varlığın Gizemi. Cilt II: İnanç ve Gerçeklik. Londra: The Harvill Press, 1951.

*Alex Scott

Bir yanıt yazın