Sevdanın İzinde bir Yolculuk
Her yolcuğun durağı olduğu gibi bu yolculuğun da bir durağı var ancak yol da, durak da bahane… Amaç kendini aramak, kaybettiği yollarda kendini bulmak…Yol bahr… . Durak umman… Yolcu umman-ı adem…
Yine yollara revan olduk, uzun bir yolculuğu çekilir hale getiren şey yol arkadaşıdır. Yol arkadaşlarım, elimdeki kitaplar ve cam köşesi… Çayımız her daim yok ama bu kadar kusur kadı kızında da olur deyip kitap ve camla idare ediyoruz. Yolculukta cam köşesi en önemli yerlerden biridir. Çünkü yolculukta başını yaslayıp geçmişi, anı ve geleceği düşünüp durduğun, ahları, keşkeleri diline pelesenk ettiğin mekandır.
Sevgilinin göğsüne yaslanır gibi rahatlatır cam köşesi… Yaslanamadığın sevgili yerine cam köşesine yaslanıp hayallar kurar, sevgilinin gözlerini düşler, sevgiliye söylemediklerini söyler durursun… Ve bir taraftan gözün kitaba kayar… Sevgiliden bir hediye gibi… Sevgilinin sıcacık ellerini tutarcasına kitabı kavrar ve sevgiliden gelen bir mektup gibi yavaş yavaş okursun… Nesrin Sipahinin dediği gibi “biraz kül, biraz duman”… Ve ek; biraz kitap, biraz cam, biraz bekleyen; o benim işte…
Gökyüzündeki her bir yıldız gözlerini andırır sevgilinin, sevdalı başını cama dayar sevgilinin göğsü niyetine, gökyüzündeki ulaşamadığı yıldızları temaşa eder göremediği sevgilinin gözlerinde esir oluşu gibi…
Sevdalı, gecenin zifiri karanliginda, ifritlerin cirit attığı meydanlarda içten içe haykırır, kendisinden başka kimsenin duyamayacagi içsel bir haykırış ile… Ey gecelerin sahibi, gökyüzündeki yıldızların maliki, esir düştüğüm zifiri kuyudan kurtar el aman!
İfrit gece; zifiri karanlık sevgilinin gözleri ile aydınlığa kavuşur… Karanlık yarılır, aydınlık sarar etrafı, ancak sevdalı can vermiştir sevgiliyi görmeden kuyuda…
Geriye bir mazi kalmıştır sevdalıdan… Gece, ifrit, zifiri karanlık ve hayaller…
Hayallerden biri düşer can vermeden sevdalının yaralı kalbine…
Sevdalı uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkmıştır… Günler belki de aylar sürecek bir yolculuk… Tek azık ise gökyüzündeki sevgilinin gözleri misali yıldızlar… Yolcu cama başını dayamış sevgilinin göğsüne yaslanı gibi -halbuki sevdalı hiç bir zaman sevgilinin elini dahi tut/a/mamıştır- sevgili elleriyle gözlerini kapatır sevdalının, kulağına fısıldar onca yıllık özlemini…
Sevdalı aşk sözleri dinler… Sevdalı, sevgilinin sesini duyar zifiri karanlıkta esen rüzgardan… Gökten yağmur yağar ancak sevdalı hayale kapılmıştır… Yüzüne değen her bir yağmur damlasını sevgilinin dudağından neşet eden öpücükler olarak düşünür… Ancak birden gök görler, şimşek çakar sevdalının hayalinde ise bir aşufte gelir.. sevgiliyi kalbinden yaralar.. her bir yağmur damlası kana dönüşür… Sevdalı ağlar, gök gürler, şimşek çakar, rüzgar uğultusu ile kuyudaki yılan tıslar…
Yolcu/Sevdalı başını dayadığı cam köşesinde yıldızları-sevgilinin gözlerini- seyrederek düşünür; Her yolculuk, her yer değiştirme, her kaçış ve her sarsıntıda bir düşünce gizlidir. İleride yaşarız, fakat geride kalanı anlarız. Geçip de bir daha hiç dönmeyeni, ne kadar kuvvetliyse tekrar hisseder ve yaşarız… yılan tıslaması düşüncelerden uyandırır sevdalıyı; kedere gark eder…
