41jmei0VHhL._SY466_

Pek çok bakımdan, Mullā Sadrā’nın (ö. 1640) yazıları, İslam felsefesi tarihinde yeni bir ufku işaret eder ve kendisine yaygın olarak “aşkın hikmet” (al-ḥikma al-mutaʿāliya) olarak anılan son derece etkili bir entelektüel bakış açısının kurucusu olma unvanı haklı olarak verilir. Eiyad Al-Kutubi’nin Mullā Sadrā and Eschatology adlı eseri, Sadrā’nın ahiret hayatının mahiyeti konusundaki yaklaşımını ve bunun insanın, yani nefsin (nafs) ve onun (varoluşsal) gelişiminin mahiyetiyle nasıl bağlantılı olduğunu incelemektedir. Sadrā çalışmaları, onun düşüncesinin farklı yönleri üzerine çeşitli Avrupa dillerinde 20’den fazla kitap ile kritik bir kitleye ulaşmış olsa da, “dönüş” (al-maʿād) konusuna ve bunun Sadrācı eskatolojideki felsefi temellerine dair tam bir monografi, bu girişime kadar gerçekleştirilmemiştir. Yine de, Mullā Sadrā’nın eskatolojisinin bazı yönlerini ele alan dikkate değer çalışmalardan söz edilmelidir; örneğin, soterioloji (kurtuluş bilgisi) problemi (Mohammed Rustom’un The Triumph of Mercy [2012] adlı eserinde) ve ölüm ile hayal gücü arasındaki ilişki (Christian Jambet’nin The Act of Being [2006] adlı eserinde).

Eiyad S. Al-Kutubi, Routledge Sufi Serisi, New York, Routledge, 2015, viii + 152 sayfa,

Bu kitap yedi bölüme ayrılmıştır. İlk bölüm, “dönüş” kavramının Kur’ânî görüşünü ve önceki düşünürlerin bu kavramın anlamını felsefi olarak açıklama çabalarını özetler. Al-Kutubi ayrıca Sadrā ile önceki filozoflar arasındaki yaklaşım farkına değinir ve birincisinin naklî ilimler (al-ʿulūm al-naqliyya) konusundaki eğitiminin, meseleyi daha kapsamlı ele almasına imkân tanıdığını belirtir. Ancak yazarın, el-Fārābī (ö. 950), İbn Sînâ (ö. 1037) ve Sühreverdî (ö. 1191) gibi önceki filozofların naklî ilimlerde eğitim görmedikleri (s. 14) yönündeki iddiası pek yerinde değildir; zira bilindiği üzere pek çok önceki filozof, İbn Sînâ da dâhil olmak üzere, gerçekten bu şekilde eğitim görmüşlerdir; nitekim İbn Sînâ, otobiyografisinde bunu kendisi ifade etmiştir (bkz. örn. Arberry 1951). Her hâlükârda, birinci bölümdeki tartışma, Sadrā’nın felsefi doktrinlerini açıklamak için sahneyi hazırlar. Sorgusunu bağlamsallaştırmaya yardımcı olmak için Al-Kutubi, girişte cismanî dirilişin (maʿād jismānī) tüm öncüllerini ana hatlarıyla ortaya koyar ve kitabın sonunda Sadrā’nın maʿād üzerine kısa risalelerinden biri olan Zād al-musāfir’in (Sefer Yiyeceği) bir çevirisini sunar.

İkinci bölümde varlığın önceliği, Üçüncü bölümde tikelik ve kimlik, Dördüncü bölümde ise cevherî hareket gibi temel felsefi ilkelerin tartışılması, Beşinci bölümdeki Sadrācî psikolojiyi ele almaya okuru hazırlar. Bu bölüm, “nefs hudûsta cismanî, bekada ruhanîdir” (jismāniyyat al-ḥudūth wa-rūḥāniyyat al-baqāʾ) şeklindeki meşhur ilkesine dayalı olarak Sadrā’nın psikolojisinde beden–ruh ilişkisini geniş biçimde işler. Bu, daha sonra hayal gücü ve misal âlemi teorisinin ele alınmasına zemin hazırlar ki bu, kısmen altıncı ve 7yedinci bölümlerin temelini oluşturur.

Al-Kutubi, Sadrā’nın hayal gücü teorisini, Meşşâî (Peripatetik) ve İşrâkî (İlluminasyonist) ekoller gibi önceki İslam felsefesi okullarının bağlamında ve özellikle Sadrā’nın bu meselede en çok borçlu olduğu İbn ʿArabī’nin yazılarında yerli yerine oturtur.

Sadrā’ya göre, birçok geleneksel filozof gibi, gerçeklik fiziksel, misalî ve ruhsal varlık mertebelerine tabakalaşmıştır. Dolayısıyla, fiziksel beden, nefsin gelişiminde yalnızca ilk aşamadır; ölümden sonra misalî aşamaya geçer. Hayal gücü, misal âlemi ve misalî beden kavramlarıyla donanmış olarak, Al-Kutubi’nin Sadrā’sı, ölümden sonraki nefsin “hareketi”nin, fiziksel bir bedende bulunduğu zamandaki gibi biyolojik olmadığını açıklar. Bunun yerine, nefsin ölüm sonrası gelişim aşaması, dünyada işlenen önceki ameller ve yapılan ruhsal eylemler temelinde şekillenen bir misalî bedende gerçekleşir. Başka bir deyişle, bir misalî beden, nefsin “edinilmiş” baskın meyillerine uygun olarak fiziksel bedenden gelişmeye başlar. Ancak, bunun fiziksel bedenin üzerine eklenmiş ya da ona eklemlenmiş başka bir beden veya “şey” olmadığının bilinmesi gerekir. Bunun yerine, bu doktrin, fiziksel bedenin latif bedene entegrasyonu anlamında anlaşılmalıdır. Nefs varoluşunda ne kadar mükemmelleşirse (Sadrā’nın varlığın önceliği ve cevherî hareket doktrinlerine göre), beden o kadar saydam ve latif olur ve nefsle bağı o kadar güçlü ve yoğun hâle gelir. Nefs, fiziksel ölümden sonra hareketine devam ettikçe, bir sonraki aşama olan misalî aşamaya girer (orada bir misalî beden “edinir”). Sadrā’nın buradaki görüşünün sonuçlarından biri, ahiretteki tüm olayların –cennetteki saadet hâlleri ve cehennemdeki azap hâlleri– bizzat nefsin doğasının doğal sonucu olduğudur.

Burada ayrıca şu da belirtilmelidir ki, Sadrā ve Dāwūd al-Qaysarī (ö. 1350) gibi diğer metafizikçiler, tüm bu gerçeklikleri misal âlemine yerleştirirler. Yine de şu soru sorulabilir: Misal âleminin ötesinde insan benliğinin bireyselliğine ne olur? Bu önemli bir noktadır ki, bu çalışmada ne yazık ki ele alınmamıştır.

Bununla birlikte, kitabın genel argümanı, nefsin psikolojik gelişimi ile ahiret arasındaki bağlantıyı gün ışığına çıkarmaktadır; yani, nefsin “dönüşü”, insanın eskatolojik yolculuğunda, fiziksel bedenin rol oynamadığı doğal bir olaydır. Yazar, kitabın en son bölümünde Sadrā’nın dönüş konusundaki görüşlerine döner, çünkü bunun, dayandığı bazı temel öncülleri/ilkeleri ayrıntılı olarak açıklamayı gerektirdiğini düşünür. (Sadrācî eskatoloji, tikelik, cevherî hareket ve nefsin mahiyeti dâhil olmak üzere 15 öncül/ilkeye dayanır.) Bu akıl yürütme, kısmen Sadrā’nın başyapıtı olan el-Esfâr’ın yapısını yansıtır; burada eskatoloji en sonda yer alır ve Sadrā da eskatolojisini anlamak için tüm öncüllerin kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Ancak Al-Kutubi, bu öncüllerden bazılarının açıklamasını kısaltabilir ve böylece, zaten hatırı sayılır bir ikincil literatürde ele alınmış olan konular yerine kitabın ana konusuna (yani eskatolojiye) daha fazla odaklanabilirdi; fakat bu, kitabın ana tezinin genel açıklığını etkilemez.

Bu çalışma, bibliyografyasının tamlığı ve anahtar terimlerin aktarımı açısından bazı eksiklikler barındırmaktadır. Yazarın, Sadrā’nın eskatolojisini de açıklayan Christian Jambet’nin Mort et résurrection en islam (2008) adlı eserini dikkate almamış olması dikkat çekicidir. Ayrıca, mutaʿāliya teriminin birçok yerde “transcendental” olarak çevrilmesi de sorunludur; zira bu, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’nde kullandığı terimle kolayca karıştırılabilir; oysa bu iki düşünür, aşkınlık ve insani erişim tarzı konusunda bütünüyle farklı noktalarda durmaktadır.

Ancak bu eleştirel notlar, Al-Kutubi’nin Sadrā’nın karmaşık eskatolojisinin mükemmel sunumunu gölgelememekte ve yazar, Sadrā çalışmalarının hızla genişleyen alanına özgün bir katkı sunduğu için tebrik edilmelidir. Kitap, din, ilahiyat ve felsefe öğrencileri ile akademisyenlerinin ilgisini çekecektir.

Kaynaklar
Arberry, A. J. 1951. Avicenna on Theology. Londra: J. Murray.
Jambet, Christian. 2006. The Act of Being: The Philosophy of Revelation in Mulla Sadra. Çev. Jeff Fort. New York: Zone Books.
Jambet, Christian. 2008. Mort et résurrection en islam: L’au-delà selon Mullâ Sadrâ. Paris: A. Michel.
Rustom, Mohammed. 2012. The Triumph of Mercy: Philosophy and Scripture in Mulla Sadra. Albany: State University of New York Press.

Muhammad U. Faruque
California Üniversitesi, Berkeley, CA, ABD

Bir yanıt yazın