wiki_adam_and_the_angels_watched_by_iblis

İblis, Allah’a isyan ettiğine inanılan ruhani bir yaratıktır. İbrahimî dinlere göre, o birincil kötü varlıktır. İslam mitolojisinde, kötü cinler İblisten önce de var olmuştur, ancak İblis ilk şeytandır. Böylece kötülüğün sembolü haline gelmiştir. Bu sebeple genellikle ya şeytanların lideri ya da dinlerdeki şeytanların ilki olarak tasvir edilir.(Vikipedi). Kurân-ı Kerim’de şeytan kavramı hem cinler hem de insanlar için kullanılmaktadır. Şeytan; azgınlaşmak, haddi asmak, uzaklaşmak, haktan ve hayırdan ayrılmak, muhalefet etmek (DİA) gibi anlamlara geldiği için bu özellikleri taşıyan her varlığa şeytan denilebilir. “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.” (En‘âm, 6/112). Ayrıca Nâs sûresinde insanların kalplerine vesvese verenlerin insanlar ve cinler olduğu belirtilmektedir. Cin şeytanların insanlar üzerinde zorlayıcı etkisi bulunmamaktadır. İnsanlara zorla suç işleyip kötülük yaptıramazlar. Ancak insan şeytanları bu konuda daha tehlikelidir. Çünkü insan diğer insanları zorlayabilir. Bugün kötü alışkanlık sahibi bir çok insan genel olarak kötü arkadaş kurbanı olmaktadır. Dolayısıyla kötü insan, şeytanlaşan insan daha etkili ve daha tehlikelidir.

Allah’u Teâlâ “İnsanları ve cinleri ancak beni bilip ibâdet etmeleri için yarattım”  (Zâriyât, 51/56) buyuruyor. İnsanlar topraktan, melekler nûrdan, cinler de ateşten yaratılmıştır. Hicr sûresi 27. âyetinde meâlen; “Âdem’den, önce cinlerin babası olan Cân’ı ateşten yarattık” buyurmaktadır. Şeytan da cin tâifesindendir. Cinlerin yaratılması, insanların yaratılmasından çok öncedir. (Bkz. Bakara, 2/30-34; A‘râf, 7/11-18). Hz. Adem kıssasından da anlaşılacağı üzere Adem yaratılmadan önce melekler ve cinler vardı. Şeytanlar, hayra hiçbir kabiliyeti olmayan, sırf şer işleyen ruhani bir varlık türüdür.  İnsanlığın manevi gelişmesinde, Allah’a kulluk vazifesini yerine getirmesinde en büyük engel, şeytandır. Kur’an-ı Kerim’de şeytan, insan için “aduvv-un mübin-apaçık bir düşman” olarak vasıflandırılmıştır. Kur’an-ı Kerim, pek çok âyette müminleri şeytandan Allah’a sığınmaya davet etmiştir. Şeytanın en büyük hedefi insanları Allah’ın yolundan saptırmaktır. Şeytanın bir özelliği de “hannas” olmasıdır. Hannas, “açığa çıktıktan sonra saklanan veya ileri çıkıp geri çekilmeyi sürekli yapan” anlamındadır. Yani şeytan asla pes etmez ve geri adım atmaz, fırsat buldukça insanlara vesvese verir. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.” (Nisa, 4/76). Şeytan her istediğini yapamaz, yaptıramaz. “Şüphesiz, sapmışlardan sana uyacak isyankârlar dışında kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır.” (Hicr m15/42). Samimi, ihlaslı kullar üzerinde şeytanın hakimiyeti yoktur.

Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiğine göre Allah meleklere: “Ben, balçıktan işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım; onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın.” demişti. Bunun üzerine, İblis‘in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi. Allah:Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir? ” dedi. O: “Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem” dedi. “Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır” dedi. İblis: “Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele” dedi. Allah: “Sen bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın” dedi. İblis: “Rabbim beni saptırdığın için and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım” dedi Allah söyle dedi: “Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır ve cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir” dedi. (Hicr, 15/28-43; İsra, 17/61). Böylece İblis, “Adem (a.s)’e secde etmekten kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu” (Bakara, 2/34; A’raf, 7/11). Kur’an-ı Kerim’de bildirildiğine göre İblis, yalnız Allah’a isyan etmekle kalmamış; Adem (a.s)’ın ve eşinin Cennet’ten çıkarılmalarına sebep olmuş ve böylece insanoğluna en büyük düşmanlığını da yapmıştır. (Taha, 20/117-123). İblis‘in genel karakteri, büyüklük taslamak ve inkar, insanlara kötü şeyleri iyi göstermek ve onları doğru yoldan saptırmak ve insanlara vesvese vermektir. İşte bunun içindir ki Yüce Allah: “Ey insanoğulları! Siz beni bırakıp İblis’i ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir” (Kehf, 18/50).

Kur’an, şeytanla iblisin işlev bakımından aynı olduklarını gösteriyor. Başka bir deyimle, iblis ve şeytan aynı varlık veya kuvvetin iki adıdır. Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz: Şeytan, iblisin faal hale geçişinde aldığı ad, kuvvetlerinin tümüne verilen ad; iblis de, şeytan denen karanlık ve şer kuvvetlerin kaynağı olan kuvvetin özel adıdır.  (Bakara, 2/168-169). Şeytan, her şeyden önce, insanın düşmanıdır; Allah’ın düşmanı değil. “Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da rabbine karşı çok nankördür.”(İsrâ, 17/27). “(İbrahim) Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, rahmânın buyruğuna uymamıştır.”(Meryem, 19/44). Şeytanın Allah karşısındaki tavrı isyan ve nankörlük tavrıdır. Şeytan Allah’ın dengi değil, yaratığı, kuludur. Âsi, nankör bir kuldur. Kur’an bu noktanın altını çizmekle, varlık ve oluşta iki ilah veya yaratıcı kudret tasavvuruna imkân vermemektedir. Şeytanı Allah’ın düşmanı telakki etmek, hayır ve şer için iki ayrı gücün varlığını kabule götürür ki, bu, Kur’an’ın temel anlayışı olan tevhit (birlik) ilkesine terstir. Şeytan, her ne kadar bir şer ve karanlık kuvvetse de, Allah’ın irade ve takdiri içinde faaliyet gösterir. O, insanın aksine ve insanı tahrip için çalışır, Allah’ın aksine, Allah’ı zor durumda bırakmak için değil. Aslında Kur’an, iblise Allah’ı kabul ve O’nun yüceliğini itiraf ettirerek, şeytanın ikinci bir ilah gibi algılanmasını baştan net bir şekilde engellemiştir. “Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri, Allah’ın azabını) görüyorum, ben Allah’tan korkuyorum; Allah’ın azabı şiddetlidir, dedi.”(Enfâl, 8/48).

Şeytanın Kur’an’da geçen sıfatlarının başında racîm (taşlanmış, kovulmuş) sıfatı gelmektedir. Bu sıfat ona, Âdem (as)’e secdeden kaçındığında, bizzat Allah tarafından verilmiştir. “O halde, dedi: çık oradan çünkü sen racîmsin (kovulmuşsun).” (Hicr, 15/34; ayrıca bkz.Sâd, 38/77). Kur’an bu racîm (kovulmuş, taşlanmış) şeytandan Allah’a sığınmayı emreder. “…İşte ben onu ve soyunu kovulmuş şeytana karşı senin korumana bırakıyorum.” (Ali İmran, 3/36). Özellikle, Kur’an okumaya başlarken şeytandan Allah’a sığınılmalıdır. “Kur’an okuyacağın vakit, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl, 16/98). İslâm da buna istiâze (sığınma) veya eûzü-besmele çekmek denir. Kur’an okurken şeytandan istiâzenîn sırrı şudur ki, ilahî kelamı okuyan, duyularüstü idrakin en güvenilir alanına girmeye hazırlanmaktadır. Kur’an’ın sonsuz bereketinden kalbine bir şeylerin akması için, göklerin kapısını çalmaktadır. İnsan, eûzu çekmekle bunun şuurunda olduğunu ilan etmekte, Allah’ın yardımına sığınmakta ve kendi iç kudretini uyandırmaktadır. Bundan da anlaşılır ki, istiâzede bulunmak gaflet üzere olmamaktır. İstiâze, otomatik bir kelime telaffuzu olarak kaldığı sürece beklenen sonucu vermez. İstiâzeyle başlayan nice Kur’an okuyuşlar vardır ki, ilham ve erişin kapılarını aralamak şöyle dursun, okuyanın gırtlağından aşağı bile inmez.

Biz yakın semayı yıldızların güzelliğiyle bezedik. Ve (onu) her türlü isyankâr şeytanî güce karşı koruduk. Onlar artık o yüce topluluğu dinleyemezler, (bölgeden) uzaklaştırmak için üzerlerine her yönden atış yapılır; ayrıca onlar (âhirette de) bitmez bir azaba çarptırılacaklardır. Ancak, (o yüce topluluktan) bir bilgi kırıntısı kapan olursa onu da delip geçen bir ışık topu kovalar.”(Sâffât, 37/6-10). “Yüce topluluk” diye çevirdiğimiz 8. âyetteki mele-i a‘lâ, dünyaya göre yücelerde bulunduğu kabul edilen, ayrıca mânevî mertebeleri de yüksek olan melekler için kullanılan bir deyimdir. Burada, şeytanların bu yüce topluluğa kadar ulaşarak onların sahip olduğu bilgileri öğrenmelerinin önlendiği, nâdiren yanlarına kadar yaklaşıp bir bilgi kırıntısı kapanların olabileceği, ancak onların da isabet ettiği şeyi delip geçecek kadar etkili olan ateş toplarıyla kovalanıp uzaklaştırılacağı bildirilmektedir. Burada Allah’ın meleklere verdiği bilgilerin ve özellikle vahyin korunmuşluğunu, bu bilgilere herhangi bir şeytanî gücün vakıf olup gerçekliğini bozmasına veya ehliyetsiz olanların açıklamasına izin verilmeyeceğini belirten kısmen sembolik bir anlatımın yer aldığı düşünülebilir. Bu âyetlerde, olağan üstü niteliklere sahip olduklarına inanılan kâhinlerin semavî güçlerden bilgi aldıkları yolundaki inançların asılsız olduğuna dikkat çekildiği de belirtilmektedir. (Kuran Yolu Tefsiri).

Onlar Allah’ı bırakıp birtakım dişi putlardan medet umuyorlar; başkasından değil, isyankâr şeytandan (merîd) dilekte bulunuyorlar.“(Nisa, 4/117). Şeytanın bir sıfatı da merîd olarak geçmektedir. Sâffât suresi 7. âyette mârid şeklinde geçmektedir. Merîd ve mârid, kendisinden beklenen faaliyet ve semereyi gösteremeyen, cascavlak, işe yaramaz kişi demektir. Şeytandan iyilik adına hiçbir şey çıkmaz. Ondan tamamen kötülük, isyan, nankörlük ve bunlara çağrı çıkar. Şeytanın insan aleyhine ilk faaliyeti, Âdem’in cennetten çıkarılması olayında görülmektedir. Bu konuya anlatan âyetlerde, şeytanın Âdem (as) ve eşini, ebedi yaşamak, ölümsüzleşmek özlemini kullanarak tahrik ettiğini ve onları bu sevdanın ateşiyle tutuşturarak yasak ağaçtan yemelerini sağladığını beyan edilmektedir, (bk. 7/20; 20/118-121). Şeytan Âdem ile eşini kandırıp Allah’ın “yaklaşmayın” dediği ağacın meyvesinden yedirdi ve Âdem’i isyan ettirip cennetten kovulmasını sağladı. (A‘râf, 7/19-21). Kur’an Hz. Âdem’in hatasını isyan olarak değerlendirmektedir. “…Böylece Âdem rabbine karşı gelmiş (isyan etmiş) ve yolunu şaşırmıştı.”(Tâhâ, 20/121). İsyan ile ebedi yaşama sevdası arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Bundan dolayı bütün yaratıcı ruhlar âsi, kabına sığmayan, düzen ve sistem tanımayan kişiliklerdir. Onun için Kur’an, ecdatperestlikten, gelenekleri, geçmişi tabulaştırmaktan nefret eder ve bunları putperestliğin özellikleri arasında sayar.

İsyan ve hürriyeti seçişle sonsuzlaşma ve insanın iç dünyasındaki imkân ve yetenekleri geliştirme aşkı arasında bir bağ gördüğü için olacak ki, Kur’an Âdem’in isyanı ile cennetten çıkarılışını bir ahlaksal düşüş, bir leke, bir kambur gibi görmez. Ve böyle olduğu içindir ki, Hristiyan telakkinin aksine, Kur’an Âdem’in günahını affedilmiş gösterir. Ezelî günah anlayışına yer vermez. Ve Âdemin hatasını ondan sonrakilere intikal eden bir utanç gibi öne çıkarmaz. Böyle baktığımızda, şeytanın yaptığını cemalin (nurun) daha iyi parıldaması için, celâlin (nârın) ilahî irade ile bir kullanılışı olarak da görebiliriz.(Kuran-ın Temel Kavramları 2, Yaşar Nuri Öztürk). Şeytan Allah adına yemin ederek yalan söyleyerek insanları aldatmaya çalışır.(A‘râf, 7/21). Ayrıca şeytan dostlarını, saptırdığı kimseleri yüzüstü bırakır. Şeytanlık, aldatma ve çarpık gösterme ustalığıdır. İnsanı gurura, hayale, çirkini güzel görmeye sevk eden şeytan, iç dengeleri alt üst eder ve gerçeğin çehresini değiştirir. İnsanın yanlışı ve eğriyi fark edememesi böyle başlar ve bu gidiş, uçuruma yuvarlanmayla noktalanır. Tam bu anda insan, şeytanın korkunç bir alayı ile karşılaşır. “İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: ‘Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam, zorlamam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür.” (İbrahim,  14/ 22).

Bir yanıt yazın