Vizyon Neden Önemlidir?: Balıkesir Örneği

0
08_Nisan_05 eylül_07_AA-32292219

Geçen sene seçimden hemen önce Balıkesir’e gitmiştim. Ahmet Kot kitaplığı davet etmişti beni. Sevgili Ahmet Abi, zarafetiyle, inceliğiyle tanıdığım nadir insanlardandır. Balıkesir’e öyle bir kütüphane kazandırmış ki, kütüphane demek bile eksik kalır. Çünkü orası dört duvar arasında sıkışmış bir bina değil; adeta bir kültür kampüsü, bir düşünce adası gibiydi.

Ana bina beş katlı; ama klasik bir yapıdan ziyade asma katlarla yükselen, ışıkla dolu, nefes alan bir mekân. Her katına bir elementin adını vermiş: Ateş, Toprak, Su, Hava. Antik dünyanın dört unsuru… Her biri bilgiye, hayata ve varoluşa açılan birer kapı gibi. İçeri girdiğinizde yalnız kitaplarla değil, bir ruhla karşılaşıyordunuz.
Balıkesir tarihine ayrılmış özel bir bölüm de , yöresel sofra kültürüne dair kitaplar da vardı. Şehirle, insanla, doğayla ilgili her türlü belgeye, esere ulaşabiliyordunuz. 50 yıllık bir geçmişe sahip 100 bin kitaptan oluşan kütüphanede, 80 bin süreli yayın, 3 bin film ve CD bulunuyordu.

Üniversitede doktora ya da yüksek lisans yapan öğrenciler için ayrı odalar yapılmıştı. Belediye — önceki belediye, şimdiki değil — öğrenciler için yemek desteği sağlamıştı. Gençler, ortaokul ve lise öğrencileri bile gelip çalışabiliyordu.

Balıkesir Çamlık Millet Bahçesi’nde bulunan; tepeden bütün şehri gören manzarasıyla bir huzur alanı oluşturan bu mekana belediye otobüsü de çalışıyordu. Ayrıca orada her hafta kültürel etkinlikler düzenleniyor, bu etkinlikler de kütüphanenin kendi YouTube kanalı üzerinden yayınlanıyordu. Kısacası, Balıkesir’e yakışır bir armağan, bir vizyon eseriydi bu.

Ama seçimden sonra belediye değişti.
Ve birkaç ay geçmeden, bir gazetede Ahmet Abi’nin kütüphanesinin tasfiye edildiğini okudum. Belediye, o kütüphaneyi kapatmıştı. Ahmet Abi kütüphaneyi Adapazarına taşımak zorunda kalmıştı..Yani, bir şehre kazandırılmış koca bir miras, bir kültür mabedi, birkaç kalem darbesiyle yok edilmişti. Neden? Elbette partizanlık yüzünden.

İçim cız etti. Çünkü mesele bir bina değil, bir vizyonun çöküşüydü.
Bir şehir nasıl yönetilir, bir şehrin “emini” olmak ne demektir, bunları yeniden sorgulamak gerekti. Eğer bir şehir vizyonsuz insanların elindeyse, o şehir sadece ekonomik olarak değil; fikren, ruhen, zihnen de geriler. Sonra yavaş yavaş çözülür, kendi değerini kaybeder. Bir şehri öldürmek, bir kütüphaneyi susturmakla başlar.

Mehmet Âkif’in bir mısrası gelir aklıma hep:

“Üç beyinsiz kafanın derdine üç milyon hak diye.”
Bugün de öyle. Üç-beş beyinsiz değil belki ama üç-beş ufuksuz insan yüzünden, nice güzel girişim, nice anlamlı çaba heba ediliyor. Kütüphaneler kapanıyor, gençler aidiyetini yitiriyor, şehirler sessizliğe gömülüyor.

Ve geriye yalnızca bir cümle kalıyor:
Yazık… 

Memleketin birçok kurumunda bu tabloyu görüyoruz: kifayetsiz, yetersiz, vizyonsuz insanların eliyle geleceğe zarar veriliyor.
Bu trajedinin en somut örneğini Balıkesir’de yaşadık; vizyonsuzluğun bedelini Balıkesir ödedi.
Hayata, insana, bilgiye değer katan şeyler — sırf partizanlık uğruna, küçük hesaplar adına — yok edildi.
Bir ülke, vizyonu olan insanların omuzlarında yükselir; vizyonsuzların elinde ise karanlığa mahkum olur..

Bir yanıt yazın