Modern dönemde ortaya konulan “Felsefeye Giriş” kitaplarının temel sorunu, felsefeyi daha baştan daraltılmış ve problemli bir çerçeve içinde sunmalarıdır. Birincisi, bu metinler çoğunlukla 19. Yüzyıl pozitivizminin etkisiyle şekillenmiş ilerlemeci bir tarih anlayışına dayanır; felsefeyi mitostan logosa geçiş gibi indirgemeci bir şema içinde ele alarak hem mitosu hem de logosu yanlış konumlandırır.
İkincisi, kullandıkları kavramlar çoğu zaman yeterince ayrıştırılmadan sunulur; özellikle logos ile ratio arasındaki farkın göz ardı edilmesi, felsefî aklın mahiyetinin anlaşılmasını engeller.
Üçüncüsü, felsefe yalnızca zihinsel, eleştirel ve sistematik bir etkinlik olarak tanımlanarak onun hikmet boyutu, yani insanın ahlâkî ve varoluşsal dönüşümüne ilişkin yönü geri plana itilir.
Dördüncüsü, bu kitaplar Batı düşüncesine ait çok sayıda filozofu zikretmelerine rağmen, onları ait oldukları düşünce geleneği içinde değil, birbirinden kopuk ve parçalı biçimde ele alır; böylece felsefî süreklilik ve gelenek fikri görünmez hâle gelir.
Beşincisi ise, söz konusu filozoflar çoğu zaman dinle ve aşkın olanla irtibatı kesilmiş figürler gibi sunulur; bu da felsefenin tarihsel olarak metafizik ve ilahî olanla kurduğu derin ilişkiyi perdeleyen, açıkça pozitivist bir okuma biçimidir. Bu nedenlerle, söz konusu metinler bilgi aktarıyor görünseler de, felsefenin hakikat arayışı olarak asli mahiyetini kuramadıkları için okuyucuyu felsefeye yaklaştırmak yerine ondan uzaklaştıran bir işlev görmektedir.