Arz-ı Hal
İrademizle vazgeçtiğimiz birçok şeyin ya mahrum bırakılışımızla ya da kurtuluşumuzla alakalı olduğunu düşünmeliyiz..
(B. Sönmez,Hayattan Öğrendiklerim)
1.
Hayatım “dava” dediğim kavga içinde geçti… İlkeli, iyi ve güzel olduğunu düşündüğüm her şeye arka çıktım… Bunun kavgasını verdim. Hayatımın büyük bölümünü eğitim-öğretim faaliyeti oluşturdu. İlkokulda da ders verdim, doktoraya kadar eğitimin bütün alanlarında da. İnançla bilimle ve insanla hayata müdahale etmeye çalıştım… Dünya kirlenmesin devlet zedelenmesin toplum ifsad olmasın diye kendimi paraladım..
Ancak, işte bu “ancak” kelimesi öyle bir dönüm noktası yaratıyor ki, o koridora girmek istemesem de içimi dökmek adına söylemem gerekiyor.
Elinden tuttuğunuz emek verdiğiniz umut bağladığınız insanların bir kısmının maalesef zaman içerisinde kirlendiğini, kötü ve kirli olanla mücadele etmek bir yana, kokuşmuş yapının birer parçası olduğunu göruyor ve kahroluyorum..
Burada çok derin bir iç hesaplaşmanın içerisine giriyorum..
Bir yandan kendimi kınıyor, bir yandan teselli ediyorum. önünü açtığımız elinden tuttuğumuz belli yerlere getirdiğimiz insanları tanıma konusunda neden daha az dikkatli olduğuma hayıflanıyorum..
Bir yandan da insanın zayıf, aciz, nankör, aceleci özellikleri ile hayat içerisinde değişip dönüşebileceğini düşünerek teselli buluyorum. Özgür irade sahibi varlığın yazgısıdır bu… Zaten imtihanın anlamı da bu değil mi..Hayat temizle pisi doğruyla yanlışı, gereksizle gerekliyi ayıran bir sürekli akış değil mi?
Hasbinallah ve nimel vekil.. diyorum..
Kendimi sevmeye başlıyorum ve Tanrı olmadığımı düşünerek boyun büküyorum.
2.
Onbeş yaşından beri hayatım sürekli kesif bir ideolojik mücadele içinde geçti. Bu süreçte en büyük zararı karşımdakilerden değil, bizzat en yakınımdakilerden; yoldaşım, kardeşim dediğim insanlardan gördüm. Açıkça karşı cephede duranlarla mücadele etmek her zaman daha kolay oldu. Asıl zor olan, din, vatan ve özgürlük gibi kavramların arkasına sığınan fakat karakter zaafı taşıyan insanlarla mücadele etmekti. Kimliği açık olan insanlar bende her zaman saygı uyandırdı.
Kendi özeleştirimi çok yaptım. Nefis muhasebesi yaptım.. İçime döndüm. Belli bir yaştan sonra kendimi daha iyi tanımaya başladım. Geçmişe dönüp baktığımda çelişkilerimin olduğunu, patavatsızlıklarımın olduğunu, tutarsızlıklarımın olduğunu gördüm. Fikirlerim değişti ama hiçbir zaman insani olan öz olan zeminden sapmadığımı fark ettim. En önemlisi, hiçbir zaman kimseye kötülüğümün dokunmadığını gördüm . Hiç kimseye kin tutmamış, kimseye nefretle bakmamıştım. Hatta bana düşmanlık eden biri bile yüzüme güldüğünde, içimdeki bütün kötü hatıraların silinip gittiğini bildim..
Sonunda anladım ki…
Benimle iyi geçinemeyen bir insanın hayattaki tüm ilişkilerine dikkat etmesi gerekir. Benimle ilişki kurmaması, selam vermemesi ayrı bir mesele; fakat bana karşı kin ve nefret besliyorsa, o insanın kendi hayatındaki tüm ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyordu. İyi bir ADAM olduğumdan eminim. Hamdolsun.
İçimden geçen budur.
Not.
İnsanın gerçekten kendini tanıması herkeste aynı şekilde gerçekleşmeyebilir. Bazıları için bu çok uzun zaman alır; bazıları ise hayatta karşılaştıkları tecrübeler sayesinde daha erken bir şekilde kendilerini ve insanları tanımaya yönelir. Elbette bu süreçte yanıltıcı, hatta şeytani müdahaleler de olabilir. En trajik olanı da bazı insanların bu dünyadan kendilerini hiç tanımadan geçip gitmesidir. Dahası, kendini tanıdığını zannetmek belki de en büyük yanılgıdır.
3.
İnsan bazen kendini olduğundan daha önemli zannediyor. Yıllardır akademik hayatın içindeyim, yazıyorum, ders veriyorum; insan ister istemez söylediklerinin herkes için büyük bir anlam taşıdığını düşünebiliyor. Ama hayat bize bunun çoğu zaman böyle olmadığını gösteriyor.
Bugünün dünyasında paranın, kaba gücün ve siyasetin daha belirleyici olduğunu görmek zor değil. Bu yüzden dünyevi ölçülerle düşünen insanlar için önemli bir kişi olmadığımı biliyorum.
Ama buna rağmen kendimin önemli bir insan olduğuna inanıyorum. Belki de insanoğlunun içinde bilmek ile inanmak arasında böyle bir gerilim var.
Bildiğim şeylerle değil de çoğu kere inandığım şeylerle amel ediyorum. Bu da beni daha diri tutuyor.
Bazı şeyleri bilmek insanı hayat karşısında çaresiz bırakabiliyor. Dolayısıyla bilmenin yükü omuzlarımı çatırdattıkça inancın kanatlarının altına giriyorum.
İnanmak ne kadar güzel. Hamdolsun.
