images (2)

NAMAZDA OTURUŞ, OTURMA

Namazın rükünlerinden biridir. Oturuş, oturma anlamındadır. İlk ve son oturuş olarak namazın ikinci ve son rek‘atlarında yapılır. Namazın tamamlanması için yapılır. Namaz selamla bitirilir, selam da ancak ka‘de (oturuş) sırasında verilir. Dua ve teslimiyet içindir. Mümin, namazın sonunda Allah’a yönelip dua eder, Peygamber’e salavat getirir. Namazın düzeni için yapılır. Ka‘de olmadan rekâtların sonu belli olmaz, namazın bitişi gerçekleşmez. Peygamberin sünnetine uymak için yapılır. Rasûlullah (sav) her namazda ka‘de yapmış, ümmetine de öğretmiştir. Ka‘de, namazın son bölümünde kulun Allah’ın huzurunda tevazu ile oturup dua etmesidir. “Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” ( Al-i İmrân 3/191). Bu üç hal (ayakta, otururken, yatarken), insanın bütün hallerini içine alır. Hatta bedene ait hareketleri içine aldığı gibi, yükselme, ortada durma, düşme gibi halleri de içerir. Demek ki tam akıl sahipleri, her ne halde bulunurlarsa bulunsunlar, kalpleri Allah’ı zikirden başka bir şey ile itmi’nan (tam güven, tatmin olma, huzura erme) zevkini bulamadığından, Allah’ı zikirden gaflet etmezler, gönülleri ilahi murakabeye dalmıştır. Burada zikirden maksad, gerek zat, gerek sıfat ve fiiller haysiyetiyle genel olarak zikirdir. Abdullah b. Messud (ra)’ın açıklamasına göre bu zikirden maksad namazdır ki, kudretleri yettikçe ayakta, yoksa oturarak, yoksa yattığı yerde namaz kılanlar demektir. (Bkz. Elmalılı, Hak Dinî Kurân Dili c.2 s.485).

Namazı bitirince de ayakta iken, otururken ve yatarken Allah’ı anın. Güvenlik içinde olduğunuzda namazı gerektiği gibi kılın. Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış (farz kılınmış) bir ödevdir.” (Nisa 4/103). Korku, savaş esnasında kılınan namazdan bahsettikten sonra Allah her halükarda kendisini anmamızı ve namaz kılmamızı emretmektedir: Şimdi bu namazı eda ettiniz, yani korku namazı kıldığınız ve bitirdiğiniz zaman, arkasından ayakta ve otururken ve kalıcı olarak bütünüyleAllah’ı zikredin, onu anın. Hatta savaşa giriş yaptığınızda bile ayakta kılıç çalarken, dizleyip ok atarken, yaralanıp yere düştüğünüzde Allah’ı kalbinizden çıkarmayınız, dilinizden bırakmayınız. Başka bir mânâ ile, daha sonra işler kızıştığı, durumlar şiddetlendiği zaman namaz kılmak istediğinizde herbiriniz bulunduğunuz durumuna göre, mesela, ayaktakiler ayakta, oturanlar oturduğu, yatanlar yattığı yerde olarak nasıl rast gelirse öylece ima ile kılınız ve bu hal içinde Allah’ı anınız.” (Elmalılı, Hak Dinî Kurân Dili c.3 s.70). Bu ayetler namazın önemini ortaya koyuyorlar. Savaş esnasında bile terkedilmeyen bir ibadettir namaz. Her halükarda yapılması gereken özel ve değerli bir ibadettir. Diğer temel ibâdetlerden (oruç hac ve zekât) çok daha farklı ve önemlidir. Her ibadetin farz olması için farklı şartlar (sağlık, zenginlik, yol güvenliği vb. gibi) gerekirken, namaz için sâdece akıl ve ergenlik yeterlidir.

Sözlükte “oturma, oturuş” mânasına gelen ka‘de fıkıh terimi olarak “namazların ikinci ve son rek‘atlarında belli bir süre oturma” anlamında olup kuûd kelimesiyle eş anlamlıdır. Celse ve cülûs da aynı mânaya gelmekle birlikte daha çok iki secde arasındaki oturuş için kullanılır. Üç ve dört rek‘atlı namazların ikinci rek‘atında yapılan oturuşa ka‘de-i ûlâ, son rek‘atında yapılana ka‘de-i ahîre denir.

İki rek‘atlı namazların sonunda yapılan oturuş da ka‘de-i ahîredir. Fakihler bu oturuşların hükmü konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Ka‘de-i ûlâ Mâlikî ve Şâfiîler’e göre sünnet, Hanefîler’e göre vâcip, Hanbelîler’e göre farz; ka‘de-i ahîre, son oturuş ise bütün mezheplerde farzdır, yani namazın rükünlerindendir. İlk oturuşu gerekli gören Hanefî ve Hanbelîler’e göre bunun süresi teşehhüd (tahiyyat) okuyacak kadardır. Sözlükte “şehâdet getirmek, tahiyyata oturmak; şahitlik istemek” anlamlarına gelen teşehhüd, fıkıh terimi olarak namaz kılarken ka‘dede kelime-i şehâdeti içeren Tahiyyat duasını okumayı ifade eder. Sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde “tahiyyetü’s-salât, hutbetü’s-salât” adlarıyla anılan tahiyyata daha sonraki dönemlerde bu metnin sonundaki kelime-i şehâdetten dolayı teşehhüd ismi verilmiştir. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi Teşehhüd md.).

Teşehhüd, Arapça “şehâdet” kökünden gelir ve şehâdet getirmek, iman esaslarını ikrar etmek anlamına gelir. Namazın oturuşlarında okunan, Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini ifade eden “Ettehiyyâtü” duasına verilen isimdir. Yani teşehhüd, namazda oturulduğunda yapılan iman ikrarı ve şehâdet getirme bölümüdür. Bu bölümde kul, Allah’ın tek olduğunu, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğunu dile getirir. Namazda teşehhüdün oturuşta okunmasının hikmeti, kulun ibadetin sonunda Allah’a bağlılığını, imanını ve Hz. Peygamber’e bağlılığını dile getirmesidir. Oturmak, huzur ve sükûnetin ifadesidir. Namazın sonunda kul, bütün ibadetini Rabbinin huzurunda tamamlamış olur. Teşehhüd de önce Allah’a hamd ve tazim, sonra Peygamberimize selâm, ardından da Allah’a şehâdet (iman ikrarı) vardır. Böylece kul, namazı sadece bir ritüel olarak değil, imanının sözlü ve kalbî teyidiyle bitirmiş olur. Yani teşehhüd, namazın imanı yenileyen ve kalbi Allah’a bağlayan özeti gibidir.